​ İhanete uğrayan Tıp / Tıp / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Temmuz '14

 
Kategori
Tıp
 

İhanete uğrayan Tıp

İhanete uğrayan Tıp
 

Hissetmediğiniz acıyı iyileştiremezsiniz.

İHANETE UĞRAYAN TIP

Günümüz dünyasının insanlara yüklediği en çekilmez yük, his dünyalarını köreltmek, paylaşımı azaltmak ve insanları çaresizlikleriyle tek başına bırakmaktır. 90’lı yıllardan bu yana uygulamaya konulan “yeni dünya düzeni” yeni bir yaşam tarzı ve bu tarza uygun yeni bir insan tipi şekillendirmektedir. Her alanda olduğu gibi sağlık alanında da, devletin aradan çekilmesi, sağlığı piyasa egemenliği ve koşullarına bırakma ve özelleştirme dayatmaları giderek daha fazla hissedilmektedir. Oysa "sağlık, eğitim, adalet gibi en öncel konularda gereğini yerine getirmeyecek olduktan sonra, devlet organizasyonu kurmanın amaç ve hedefleri tartşılır hale gelecektir." Bu durum, piyasa koşulları ile geleneksel tıp değerlerine sahip ve onu savunan hekimler arasındaki ilişkilerde yeni sorunları ve çatışmaları peşinde sürüklemektedir. Giderek yitirilen ya da yeniden şekillendirilmeye çalışılan değer ölçülerinin belirsizliğine odaklanan bir denge ya da dengesizlik, kimileri için dibi delik hırs küplerinin doldurulması yolunda bulunmaz, ama yanıltıcı bir fırsatı körüklemektedir.

Kuşkusuz tıp biliminin temeli özgür aklın ışığında gerçeği aramaktır. Acı çekmeyi önlemeye yönelik eğitimleri ve insan yaşamının korunmasını öngören bir ahlak öğretisine bağlılık nedeniyle hekimlerin, tıp mesleğinin yerine getirilmesindeki yükümlülükleri eksiksiz sahiplenme sorumlulukları vardır. Çünkü tıp mesleğinin yerine getirilmesi hem bir ayrıcalık hem de yükümlülük gerektirmektedir. Hiç bir amaç uğruna ve hiçbir koşulda hekimler mesleklerinin üstün niteliklerini uygulamaktan; insan hayatını öncelemek ve insan onuruna yönelik yıpratıcı girişimleri engelleme zorunluluklarından vazgeçemezler. Geçerli olan, hem siyasi otorite hem de piyasa koşullarıyla, kamuoyu için önemli tıp ve sağlık konularındaki duyarlılığı sürdürerek, tıp mesleği ile bu kurumlar arasında sağlıklı ve saygın arayı korumaktır.

Giderek piyasalaşan bir tıp uygulamasında, mesleğin onuru ve etik değerlerinin yıpratılmaması için, aynı aranın ticari yaklaşımlar açısından özellikle korunması bir zorunluluktur. Doğal olarak, bu ülkenin çok ciddi sağlık sorunlarını umursamaz bir sırt dönüşle, bazı televizyonların yapışkan sabah programlarında jöleli saçları ve Milano modası giyimleriyle yer alıp, kimi hanımların göbek etrafı ve kalçalarındaki haramzade yağ birikintileri için öneriler getiren, göz etrafı kırışıklıkları için E vitaminli krem öneren, somon füme tarifli diyet veren görece yaldızlı bir tıbbın görece sahte yaldızlı diyetisyeninden, estetisyenine, uzmanına, bir dizi tıp mensubu konumuz dışıdır.

Son on yılda yalnızca savaşlar nedeniyle 10 milyon çocuğun ölmesine ses çıkarmayanlar, temiz suya ulaşamama, açlık ve önlenebilir hastalıklar nedeniyle yitirilenler karşısında kılı kıpırdamayanlar, bakıyorsunuz aşırı ve dengesiz beslenmeye bağlı obezite sorunları için ciltler dolusu diyet reçeteleri yazarak bir hazin çelişkiyi sergileyebiliyorlar. Bir yanda bakıyorsunuz, cerrahinin her alanında, organ nakillerinde, kalp hastalıklarında insanı şaşırtan ve hayranlık uyandıran başarılar sergileniyor; insan vücudunun milimetrik kesitlerde görüntülenme olanakları sağlanıyor, bir tüp kanda tüm vücut biyokimyası gözler önüne seriliyor ve insan genomunun gizemleri aralanıyorken, diğer yanda hekime ve hastanelere ulaşamamaktan insanlar ölüyor. En gelişmiş ülkelerde bile organ mafyaları gelişen tıp ilmini paraya çevirmenin acımasız trajedisine zemin hazırlıyorlar. Ne yazık; tıbbın beyazına kirli paranın yapışkan karası bulaşıyor! Böyle oldukça da ayrılmaz bir ikili olan hekim ve hastası arasındaki mesafe uzuyor, ilişki yaralanıyor. Hekime ve sağlık çalışanlarına haksız saldırı ve şiddet uygulamaları artıyor.

Bir hekimin mesleğinin doğası gereği olan insancıl özünün hiç yitirilmemesi, mesleği ile yaşadığı hayatın birbiriyle örtüşmesi, birbirini tamamlayıp açıklaması gerekmez mi? Ülke gerçekleri ve bunların dünya ile etkileşiminden doğan çıkmazlar, dalgalanmalar ve yanılsamalar hekimlik hayatındaki gelgitler için hafifletici bahaneler olabilir mi? Veya ekonomik koşullar, dini ve siyasi yaklaşımlar öne çıkarılarak insanlara farklı uygulamalar sağlayan bir tıp ortamı ve hekimlik düşünülebilir mi? Bir hekim kendi dini ya da siyasi düşüncesine uygun olmadığı gerekçesiyle hastasına yardımdan geri durabilir mi? Ya da belli dini görüşteki hastalara hizmet vermek amacıyla kurulan ve yalnız hitap ettiği kesimin yaklaşımını paylaşan hekim kadrosu ve sağlık çalışanıyla kadrolaşan özel hastane oluşumlarına ne demeli? Oysa hekimin duruşu toplumsal gerçeklerden, değişik inanışlardan, farklı siyasal düşüncelerden soyutlanarak bir takım küçültücü çıkarlar uğruna farklılıklar sergilemek olamaz.

Ama ne yazık ki baş döndürücü bir hızla gelişen teknoloji ve giderek kirlenen değer ölçüleri aynı oranda tıp alanına yansımakta, buna karşın hekimlik gerilemektedir. Tıp, teknolojinin ve ilaç tekellerinin boyunduruğunda giderek özü olan insan sıcağını yitirmektedir. Piyasa koşullarının en çok insanın adalet ve güven duygularını kemirdiği gerçeği göz ardı edilmeden, sağlık alanı ve hekimlik sanatı acımasız piyasa saldırısını mutlaka engellemek zorundadır.

Hekimliğin binlerce yıllık evrensel değerlerini sahiplenerek beyaz gömleklerine leke sürmemiş, şimdi her biri bir beyaz yorgunu olan hekimlerin gözüyle güncele bakış, geleceğe bakışın ortak çıkış noktasıdır.

Onlara selam olsun...

Akın YAZICI

26 Temmuz 2014

Erdek

  

 
Toplam blog
: 190
: 391
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..