- Kategori
- Siyaset
İhanetin bedeli olmalı…

Referandum süreci işliyor. Siyasiler kendi düşüncelerine göre propaganda yapıyorlar. Sade vatandaş olarak biz de bir yandan bilgilerimizi güncelleyerek, bir yandan da okur dostlarla paylaşarak konuya katkıda bulunmaya çalışıyoruz.
Dünyanın hiçbir yerinde birbirinden tamamen ayrı konular olan 26 madde tek bir evet veya hayır oyu ile değerlendirilsin diye halkoyuna sunulmamıştır. Dünyanın hiçbir ülkesinde halkın zekâsı ile bu kadar açıkça alay edilmemiştir. Birbirinden farklı bunca madde için halktan tek bir yanıt istemek, senin aklın çalışmaz ben böyle yaptım sen onayla demektir ki başbakanımız “bütün maddeleri hap haline getirdik” derken gerçek fikrini belli etmiştir.
Böyle bir durumda kendine saygısı olan herkesin bu maddelerin ne olduğuna, hatta halkoylaması konusu ne olduğuna bakmadan “hayır” oyu vererek zekâsı ile alay edenleri cezalandırmalıdır. Ama biz biraz iktidar yanlısı olup bu değişikliğe konu maddelerin içinden hayati önemli gördüklerimizi sizlerle teker teker paylaşalım dedim.
Daha önce http://blog.milliyet.com.tr/Onlar_oynayacaklar__biz_oylayacagiz__Muhur_bizde/Blog/?BlogNo=253712 adresli yazımızda 6. maddeyi değerlendirmiştik. Bu gün isterseniz Madde 15e bakalım.
MADDE 15- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 146 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“MADDE 146. – Anayasa Mahkemesi ondokuz üyeden kurulur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve Üyeleri arasından, her bos yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro Başkanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üçer aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her bos üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askeri Yüksek idare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her bos yer için gösterecekleri üçer aday içinden; üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; beş üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar veya Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından; iki üyeyi ise yüksek öğrenim görmüş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından seçer.
Yargıtay, Danıştay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarından, Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her bos üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kisi aday gösterilmiş sayılır.
Baro başkanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.
Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırk beş yasın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüs ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış olması şarttır.
Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve üç daire başkanı seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.
Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar.”
Bu maddede yapılmak istenen şey kısaca ve açıkça anayasa mahkemesindeki hâkimlerin tamamı siyasiler tarafından seçilmesidir. Bakmayın siz Cumhurbaşkanı seçer cümlesine. Çok büyük bir terslik olmadıkça bizde cumhurbaşkanları iktidarın noteridir.
Bir ülkenin demokratik bir cumhuriyet ile idare edildiğinden bahsedebilmek için bütün dünyanın kabul ettiği kural, Yasama, Yürütme ve Yargının birbirinden bağımsız olmasıdır. Bizde ve bizim gibi arabesk toplumlarda yürütme, parlamentodaki sayısal çoğunluğu yakalarsa, yasamayı emri altına alıverir. Artık demokrasi boş zamanda konuşulacak boş bir konu oluverir. Bir sonraki amaç yüksek yargıyı ele geçirmektir. Hele Anayasa Mahkemesi ele geçirilecek en önemli hedeftir. Adalet bakanlığının müfettişleri sayesinde zaten normal yargıyı bir ölçüde istedikleri duruma getirirler. Ancak anayasa mahkemesi farklıdır. İktidarın yaptığı yasalar önüne getirilirse, anayasa adına denetler, hata varsa iptal eder. Yani iktidarın sayısal çoğunluğu hukuku yenemez. Çok önemli bir husus daha var ki, (AKP sırf bu yüzden bile ne yapıp edip Anayasa mahkemesini esir almak istiyor) bu mahkeme aynı zamanda yüce divandır. Yani vatana ihanet eden, görevini bilerek kötüye kullanan siyasilerin yargılanacağı yer. İşte AKP’li pek çok isim ilerde yargılanacağı bu mahkemenin hâkimlerini kendileri seçmenin yolunu açmaya bakıyorlar. Hatta bırakın hâkimleri mahkemenin içine kendilerini kesin aklayacağına inandıkları hâkim olmayan kişileri bile sokmaya uğraşıyorlar. Sonra bunun adı yüksek mahkeme oluyor.
Şunu bilelim ki yasama, yürütme ve yargının aynı elde toplandığı rejimlerin adına “FAŞİZM” deniyor. İnsanlık bu rejimin işleyişini Hitler Almanya’sında çok net gördü.
Denebilir ki, iktidar neden böyle faşizan bir yola girsin, buna ne ihtiyacı var? Muhalefet partileri hukukçularının elinde çok kuvvetli deliller var ki, hemen her demeçte başbakanı ve daha bazılarını ihanetten yüce divana yollayacaklarını açıkça beyan ediyorlar. Biz bir tek örnek verelim.
2003 yılında ABD ile Dubai’de 8, 5 milyar dolar kredi veya bir milyar dolar nakit için yapılan, çıkan kargaşa sonucu iptal edilen anlaşmanın maddelerini bir okuyunuz. Bugün teröre verdiğimiz birçok evladımız beklide o anlaşma yüzünden öldü. Denecektir ki, “anlaşma iptal edilmiş” evet edildi. Para alınmadı. Ama hükümet maddeleri aynen uyguladı ve devam ediyor.
Bu yüzden diyoruz ki, ihanetin bedeli olmalı. Anayasa değişikliğine ne oy vereceksiniz?
20/07/10