​ Ihlamur Yaprağı (11) / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mayıs '10

 
Kategori
Öykü
 

Ihlamur Yaprağı (11)

Ihlamur Yaprağı (11)
 

Dönmüşlerdi mahalleye... Herkes birbiriyle vedalaşmış, Onur'a taziyeler bildirilmiş ve dünyanın ne kadar yalan olduğu, sonumuzun bir gün toprak olduğu söylemleri arasında Onur; yorgunluktan uyuşan bedeni ve kafasını toparlamaya çalışarak, etrafındaki kalabalığa;

- Hepiniz çok sağolun, siz olmasanız ben ne yapardım.. Allah hepinizden razı olsun dedikten sonra arkasını dönerek hızlı adımlarla apartmana girdi. Merdivenleri soluk almadan çıktı ve anahtarını almak üzere elini cebine soktu. O olaydan sonra ilk kez eve yalnız girecekti.

Anahtarı usulca çevirerek içeri bir yabancı gibi girdi ve ayakkabılarını çıkarttı. Salona girdiğinde gözü balkona ilişti hemen bakışlarını başka yöne çevirdi.. Boğuluyor gibi hissetti kendini ve evin bütün odalarının pencereleri sonuna kadar açtı.. Tekrar salona geldiğinde sanki balkonun varlığını unutmak istercesine kalın perdeyi de sonuna kadar çekti.

Kafasını o tarafa bile çevirmeye dayanamıyordu. Çünkü hiç bir şey hatırlamak istemiyordu. Elinden gelse geçmişte ona acı veren herşeyi yok edecekti ama maalesef yoktu böyle bir şansı... Gün boyu çektiği sıkıntıdan kaç kez terlemiş ve soğumuştu..Kendinden rahatsız oldu. Hiç çıkmadan saatlerce yıkanmak istedi bir an.. "Ne varsa üzerimden aksa ve bana yapışan bütün dert ve tasadan kurtulsam" diye düşündü.

Banyodan çıkar çıkmaz, odasına girdi. Çekmecesinden temiz bir tişört aldı ve yatağın üstündeki şortu altına geçirip sırt üstü yatağa attı kendini...Nasıl uykuya daldığını hatırlamadığı gibi nasıl sabah oldu onu da anlamamıştı. Pencereden güneş vurmuştu içeri..

İçeriden gelen telefon sesiyle irkildi şöyle bir doğruldu, sonra antreye doğru yürümeye başladı. Telefon hala ısrarla çalıyordu. Aynanın önündeki telefonu eline aldı. Ahizenin diğer ucundaki ses;

- Ben güneş dershanesinden arıyorum. Onur'un velisiyle görüşebilir miyim?

- Buyurun ben Onur...

- Veliniz yok mu? Ben onunla görüşmek istiyorum.

- Benim velim de yok, hiçkimsem de...

deyip, telefonu hızla kapattı. Kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Tekrar telefon çaldı.. Biraz düşündükten sonra açtı. Aynı ses:

- Neden bu şekilde konuşuyorsunuz. Hem iki gündür dershaneyi asıyorsunuz hem de böyle saygısız konuşuyorsunuz! diye yüksek sesle bağırdı.

- Onur:

- Telefonu kapattım çünkü bir şey bilmeden bağırıyorsunuz. Üstelik ben dershaneyi falan asmadım. Annemi kaybettim ben anlıyor musunuz? Onun içindi gelemeyişim.

diye sinirli ve yorgun bir sesle cevap verdi.

Karşıdaki kişi idarede görevli bir memurdu. Çok üzüldü ve ne konuşacağını bilemedi bir an.. ve;

- Başın sağolsun çok üzüldüm, affedersin ...

- Ben de çok üzgünüm. deyip tekrar telefonu kapattı.

Hiç bir şey düşünemeyecek kadar beyninin içini boş hissediyordu. Tekrar odasına girdi ve yatağa kendini attı. Takriben bir onbeş dakika sonra telefon yeniden çalmaya başladı.. Bu sefer telefondaki ses Dershane Müdürü Zafer ULU'ya aitti.

- Onur'la görüşebilir miyim?

- Buyurun benim efendim.

- Evladım, idareden söylediler anneni kaybetmişsin. Çok üzüldüm keşke haberimiz olsaydı. Başın sağolsun çocuğum. Yapabileceğim bir şey var mı?

- Yok öğretmenim. Yalnız ben kendimi çok kötü hissediyorum. Dershaneye gelemeyecek gibiyim.

- Nasıl yani.. Oğlum şurada Üniversite sınavına ne kaldı ki? Yapma ! Bu söylediklerini duymamış olayım.. Bugün dinleniyorsun ve seni yarın sınıfında göreceğim. Hem seninle uzun uzun konuşuruz. Anlaşıldı değil mi?

- Ama öğretmenim ben..

- Aması maması yok. Tamam bu görüşme burada bitmiştir. Tekrar söylüyorum annen için çok üzüldüm. Ama diğer tarafta da senin geleceğin var, hem çalışkan bir öğrencisin sen.. Yarın bekliyorum.

- Peki öğretmenim.


DEVAM EDECEK

Aysel AKSÜMER

27.05.2010

 
Toplam blog
: 334
: 482
Kayıt tarihi
: 22.03.10
 
 

Halkla İlişkiler bölümü mezunuyum. Iki çocuk annesiyim. "Bir Öykü Kadar Kısa Bir Roman Kadar D..