- Kategori
- Havacılık
II. Türkiye Serbest Paraşütçüler Günü Kutlamaları / Efes

Uçamadım. Üstelik Türkiye Paraşütçüler Günü’nde uçamadım. O kadar da makamlı mevkili tanıdıklarım vardı yine de olmadı. Rüzgâra sözleri geçmiyormuş. Ben de o dost ortamda, dostların "yüreklerinden yüreklerine" uçtum.
Kimler yoktu ki… Talip Abi durmadan, beni yüreği güzel ve bir o kadar da yürekli insanlarla tanıştırıyordu. Nasıl mı biliyordum "yüreği güzel" olduklarını; yüzlerine yansımıştı, "merhaba" diyen seslerine, elimi sıkan ellerine... Bazıları ev sahibiydi bazıları da misafir; THK üyeleri, şube başkanları, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri personeli, öğrencisinden banka müdürüne paraşütçüler ya da benim gibi sadece uçma heveslisi olanlar diyeceğim ama artık ben de THK üyesiyim ve oraya aynı zamanda Milliyet Blog üyesi olarak da gitmiştim. Bir başka blog üyesi Sayın Ahmet Üstündağ da oradaydı.
İlk kimle rastlaşmıştım sahi; en büyükleri ama yüreği en gençleriyle. Kore’de savaşmış, şehit düştü sanıldıktan altı ay sonra çıkagelen, emekli yarbay, Paraşüt Okulu eski müdürü, paraşütçülerin en büyüğü; Sayın Cahit Berk’le.
En büyük Türk Bayrağı ile atlama rekoru kırarak, Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Hakan Zengin’le.
Sayın Talip Bölükbaşı’nın, “Hayatlarında bir kez olsun uçanlar/ Bir daha asla yeryüzüne dönmemeli./ Ya yağan sıcak yağmurlarla erimeli,/ Ya da kızgın güneşlerde yanmalı.” dörtlüğünü “ilk kez ondan duydum” dediği; Sayın Kemal Ertaş'la.
Kıbrıs Barış Harekâtı (1974) Serbest Paraşüt Müfrezesi Komutanı, Kahraman Yüzbaşı Sami Akbulut komutanlığında "Kapı Yükü" denen Mühimmat, gıda ve tıbbi malzemeleri hazırlayarak, " Kapı Yükü Paraşütlerine” bağlayıp ilk atlayan sekiz paraşütçüden biri olan Sayın Ceyhun Demirkol’la.
Panele giderken son anda gördüğüm ve sıkıştırıp öperek uyandırdığım, en küçük "paraşütçülerle". Anne-baba (Vedat-Cansu Süer) paraşütçü ise, herhalde henüz bir kaç aylık olan o minik ikizler; Poyraz ve Çınar da öyle olacaktı. Yok, isimleri gerçekten Poyraz ve Çınar, benim çok sevdiğim iki isim diye yazmış değilim.
10-Eylül- Türkiye Serbest Paraşütçüler Günü kutlamalarının ikinci yılında yapılan aktivitelerden biri olan, “Türkiye'de Serbest Paraşütçülüğün Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” konulu panelde, başkan; Başhakem Sayın Üsteğmenim Çağdaş İlk yönetiminde ( Kendisi emekli kurmay albay olmasına rağmen, paraşüt başlangıcını üsteğmen olarak yaptığı için, hala “üsteğmen” deniliyorsa ben de başka bir şey diyemezdim değil mi?) katılımcılar ve izleyenler sorunlarını ortaya koydu; "biz bizeydiler" ne de olsa.
Hava astsubay Sayın Cengiz Koçak bu sporun yaygınlaştırılmasında kışlaların önemine dikkati çekerek, erlerin bu sevdayı yurt geneline yayabileceğine değindi. Medyanın sadece “kazalar” üzerinden haber yaptığının altını çizdi. Tanıtımın önemine değinerek, “pahalı bir spor evet ama tenis Hülya Avşar’la yaygınlaştı” dedi. “Gerekirse medya mensuplarını Tandem uçuralım, insanları gökyüzüne dokunduralım.” dedi. Gökyüzüne dokunmak… Nasıl bir duygu acaba? Ben biliyorum, dokundum; müthiş... inanılmaz...
Paraşüt öğretmeni Sayın Levent Unutmaz ise, paraşütçülüğün ücretli olmasını ama sportif olarak yapanların, havacılık kulüplerinin ve hobi olarak uğraşanların desteklenmesi gerektiğine değindi.
THK Basın Yayın Müdürü sayın Bahattin Adıgüzel ise, tanıtımın yeterli olmadığını söyleyerek, meraklı bir gençlik yaratılamadığına dikkati çekti. Ve bu günün uluslar arası kutlanabilmesi için yaptıkları çalışmaları anlatarak “Konu ile ilgili kişilerin ve kurum temsilcilerinin katılımıyla düzenlenecek bir sempozyumla, sonuç bildirgesi oluşturulmalıdır.” dedi.
Katılımcılar tarafından seslendirilen konular:
- Üretim önemlidir, Mustafa Kemal Atatürk “İstikbal göklerdedir” derken, bunu ifade etmiştir.
- Tanıtım için profesyonellerden yararlanılmalıdır.
- THK sadece deri toplama “mercii” değildir ama bu görevi tarihsel bir görevdir.
- Uçan Kuş dergisinin içeriği güncel olmalıdır.
- Serbest paraşütçülüğün tanıtımı ve yaygınlaştırılmasında THK şubelerinden yararlanılmalıdır.
- Yapılacak aktivitelerin tanıtımı zamanında ve yeterli olmalıdır.
- Özel “zone”lar açılmalıdır.
- Yönetmelik çıkarılmalıdır.
- Tandem paraşütçülüğü ve rüzgar tüneli faaliyetleri yaygınlaştırılmalı, tanıtılmalıdır.
- MEB (Milli Eğitim Bakanlığı) ile işbirliği yapılmalıdır.
Panel sonrasında sanki “nerde kalmıştık” dercesine, “dostlarla” tanışmaya devam ettik. Ve üzerimizden uçarak geçen, az sonra da alana inen uçağın pilotuna; uçuş öğretmeni Sayın M. Selami Altıokoğlu’na "merhaba" demeye gittik; yeni(!) tanışıyorlardı Talip Abi ile ve hemen nasıl da kaynaşmışlardı. Ve nerelerden geldiklerini anlayamadığım "delikanlılar"; Talip Abi’nin arkadaşları. Nasıl da dostça kucakladılar birbirlerini ve belli ki yılların getirdiği paylaşımlarla, hemen kendilerine has bir şekilde merhabalaştılar. Ben de onları kıskanıp gittim, az önce alana inen uçakla resim çektirdim. Sonra THK Selçuk "Yangın Söndürme Ekibimiz" in cesur ama bir o kadar alçak gönüllü kahramanlarını gördüm; Tarık Gökdemir, Himmet İlemin, İsmail Çınar, Yücel Akyol… Resimlerini çektim, birlikte resimler çektirdim. Talip Abi’nin son güncesindeki Ozan aklıma gelince, hemen Atatürk büstüyle de resim çektirdim.
Resim demişken, Ankara’dan görevli olarak gelip paneli resimleyen sevgili Mehmet’i aradı gözlerim kalabalıkta, görür görmez yanına ilişip derdimi anlattım hemen, o da değil çektiği resimleri yollamak, canı gönülden beni bile resimledi. Vallahi de billahi de
Daha önceden atlayışları planlanan paraşütçülere el salladık sonra; en gencinden en gencine. İnanılmazdı aralarındaki yaş farkları, inanılmaz; yetmiş yaşında olan da vardı, on altı yaşında olan da. Öğrencisi de vardı, holding sahibi de. Ama belli ki aynı şeye; maviye gönül vermişlerdi; hepsi gençti hepsi varlıklıydı.
Arkalarından bir masanın etrafına doluşmuş kırmızı kırmızı sohbet ediyorduk, toplantı için yapılan formalar kırmızıydı ve hiç kalmamıştı. Ama adaşım olduğunu öğrendiğim bir genç arkadaşım az sonra elinde forması ile çıkageldi ve bana verdi; kırmızılandım. Oradakiler ise adaşlığımızı fırsat bilip, aramızda durup dilek dilediler ve dileklerinin hepsi tuttu; birimiz erkek birimiz kadındık ve en çok böyle olunca tutarmış dilekler ve bir de bizim gibi yüreği güzel insanlar olunca. Sevgili Ufuk Tandoğan’la birlikte yaptığımız bu iyiliği o kare masanın etrafındakiler; Sayın Cahit Berk, Sayın Hami Gürtunca, Sayın Talip Bölükbaşı, Sayın Erol Yalçın, Sayın Kemal Ertaş ve Sayın Hakan Zengin unutmasınlar lütfen.
Zaman… Bildiğini okumuştu yine ve biz farkında bile olmamıştık ama batan güneş akşamın alacasını getirirken, en azından benim için yola koyulma vakti gelmişti. O güzel insanların yüreğime doldurduğum dostluklarıyla, varlığıma kattıkları varlıklarıyla şehrime geri döndüğümde akşamın en derin mavisi olmuştu.
“...daha büyük, daha mavi, daha kalabalık oyun alanlarında daha eğlenceli oyunlar diliyorum.”
Ben söylemedim bu sözü, vallahi de billahi de.
***********************************************************************************
Katılımcılardan tanıdıklarım ya da isimlerini not edebildiklerim:
Talip Bölükbaşı.Türk Hava Kurumu (THK) Çankaya Şube Başkanı, THK Genel Yönetim Kurulu Sekreter Üyesi ve Milliyet Blog yazarı
Hami Gürtunca: THK Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve İzmir Şube Başkanı
Erol Yalçın; THK Gaziantep Şube başkanı
Hakan Zengin: Türk Hava Kurumu Türkkuşu Paraşüt Öğretmeni. Cumhuriyetimizin 80. yılında, 13 Ağustos 2003 günü 433, 5 metre kare alanı olan, 17 X 22, 5 metre boyutlarındaki Şanlı Türk Bayrağımızı gökyüzünde dalgalandırdığı, bu güne kadar paraşütle indirilmiş en büyük bayrağı taşıdığı için, Dünya rekorlarının yer aldığı Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiştir.
Tuna Atıcı: serbest paraşütçü
Nuray AVCU: Türkkuşu Genel Müdürlüğü/ Paraşüt öğretmeni
Vedat Süer: Yüzbaşı, Paraşüt öğretmeni, hava kameramanı
Cansu Süer: Üsteğmen, Türk Hava Kuvvetleri İngilizce öğretmeni