​ İki arada kalmak / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '20

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

İki arada kalmak

İki arada kalmak
 
Gazanfer ERYÜKSEL
 
 I
Kendisiyle yarışmak, ömür boyu süren bir maratondur. 
 
Bu bakış açısı özellikle sanat bağlamında da ana ilkedir. Daha doğrusu olmalıdır. 
 
Her sanatçı bir önceki üretimini yukarıya çekerse yürüdüğü ve/veya koştuğu coğrafyayı ve iklimi genişletebilir. Aynı zaman boyutunda onunla birlikte yürüyenleri çelmeleme çabası onun için vakit ve enerji kaybından öteye geçmez. Zaman ileriye doğru akan bir ırmaktır. Bu akışta aynı yerde bile kalsanız geriye düşersiniz. 
 
Sanat üretiminde bir boyut daha vardır. Ne söylediğinden daha çok nasıl ifade edildiği önem ve değer taşır. Bir diğer deyişle özgün bir söylem… Artı “değişende değişmeyeni” yakalayabilmek. Bu ifadeler için sanat tarihine kuşbakışı bir göz atmak yeterlidir. 
 
“Kitabın çok satması mı dediniz”. Çok görece bir ölçüttür bu. Tıpkı yaşadığı dönemde çok popüler olmak gibi. 
 
Hayat nasıl en iyi öğretmense ve peşin alırsa ücretini, zaman da en acımasız eleştirmendir. Öğütür bırakır sizi. 
 
 II
Her beste, kendi yorumcusunu bekler. 
 
Öyle şarkı ve türküler vardır ki onu yorumlayanın adıyla özdeşleşmişlerdir. Çalgılı meyhanede istek yapan bir müşteri, “Bir Zeki Müren şarkısı istiyorum” der. Siz de Zeki Müren’in bestelerini sayarsınız ama aranan cevap bir türlü bulunamaz. Müşteri çokluk şarkının göbeğinden bir mısra hatırladığında anlarsınız ancak onu. Ama bestesi Zeki Müren’e ait değildir. Sadece o şarkıyı Zeki Müren yorumlamıştır ve o müşteri için adı geçen eser Zeki Müren şarkısıdır. Bu konuda örnekleri çoğaltmak kolaydır. “Benzemez kimse sana tavrına kurban olayım” adlı şarkının bestecisi Fehmi Tokay’dır. Ancak bu şarkıyı isteyen Müzeyyen Senar şarkısı diye ister. 
 
“Üzerine yapışıp kalma” durumu sinema ve tiyatro oyuncuları için de geçerlidir. Oynadığı bir rolle tanınan bir sanatçının üstlendiği yeni roldeki tipin içine giremediği, hâlâ eski rolünü sürüklediğini görebilirsiniz. Bu durum o oyuncu için çıkmaz sokaktır. Kendini öğütür durur. 
 
 III
“İki arada bir derede kalmak” diye bir sözümüz var. Hangi taraftan yana olursa diğer tarafı üzecek durumları anlatmak için kullanılır. Burada bir üzülen daha vardır aslında o da arada kalandır. 
 
Önce “iki arada kalmanın” bir sonuç olduğu gerçeğini sinek pislemedik bir yere yazmalıyız. Örneğin; erkek, annesi ile eşi arasında kaldığında, bu sıkıntıda bir tanım eksikliği veya yanlışlığı vardır. Annenin ve eşin tanımlarını yaptığımızda hiç de örtüşmediğini görürüz. Daha ilkokulda bize öğretilen “elma ile armut toplanmaz” tanımını hatırlatmama izin veriniz lütfen. 
 
İki arada kalmanın temelinde “anne” ve “eş” tanımlarını yapamamak vardır. Birbiri ile değiştirilmesi mümkün olmayan iki şey arasında kalmak gerçekten bir tanım eksikliğidir. Bu tanım eksikliğinde hatalı karar vermemek ise kaçınılmazdır. Burada kilit kavran “tanım”dır. Eskiler tarif; efradına cami, ağyarına mani olmalı, derlerdi. 
 
Özetlersek, tanımsız kalan iki arada kalandır. Ancak tanımı bilip de iki arada kalanlar da olmaz mı? Olur. İşte bu durumda açık/saklı bir söylemle, eylemin örtüşmemesi durumu yaşanır. Ritim bozukluğu… Es kaçıran şarkıcı… 
 
Arada kalan, taraflardan biri baskın karakter olduğunda ve kendi kişilik tanımında da bir bulanıklık varsa eğer yaşanan çelişme “kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgârına” şarkısından öteye geçemez. Dört yapraklı yoncayım / Kucaklarda bohçayım!
 
“İki arada kalan/kalmak” ifadesinde, girişte sanatçı örneğinde söylediğimiz gibi insan kendisiyle yarıştığının farkına vardığında suyolunu bulmuş demektir. 
 
 IV
Tanı… Tanımak… Tanımlamak… Başarıya, mutluluğa giden yolda anlamanın ve anlatmanın temel taşı kavramlardır. 
 
Tanıda (teşhis) yapılacak hata kaçınılmaz olarak tanımı etkileyecek, hatta belirleyecektir. 
 
Tanı/tanım hatası üzerine inşa edilen bireysel ve toplumsal ilişkilerde, kaçınılmaz iki, sağlıksız bir süreç yaşanmasıdır. 
 
“Denetimsiz güç, güç değildir”… Gücün denetimi ise yukarıda altını çizerek vurgulamaya çalıştığımız tanımın gerçekçi olmasından geçer. Bir diğer deyişle olanla olması gereken arasındaki farkın analizi. 
 
İşte bu noktada olan/yaşanandan yola çıkarak yeni bir tanım mı yapılacaktır, yoksa tanıma uymayan yani yaşanan, kesilip atılacak mıdır? 
  
Soyuttan somuta geçersek, hem de gündelik hayattan bir örnek vererek. Güzellik salonu… Manikür, pedikür, ağda, kaş alınır… Antik çağdan bugüne değişende değişmeyen şey.
 
Dünya sanatla daha güzel.  
 
 
 
 
 
Toplam blog
: 227
: 584
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..