- Kategori
- Siyaset
İktidara gelebilmenin ipuçları

Türkiye’de siyasetçi olmak, siyasetle uğraşmak gerçekten zor ve zor olduğu kadar da zahmetli bir uğraşı.
Siyaseti seçenlerin, özelliklede siyaset yapanların her şeyden önce hedeflerini doğru tespit etmek, stratejilerini de ortaya koyacakları hedeflere göre çalışmak zorundadır.
Türkiye’de her siyasi partinin hedefi iktidar olmak, iktidara geldikleri takdirde de bu iktidarlarını devam ettirebilmektir.
Partilerimizin başarı ölçüleri ise sandıklarda alacağı oy ile saptanacaktır. Hedefine İktidar olmayı koyan bir parti öncelikle bu hedefe ulaşmanın yegâne yolunun “kitle partisi” olabilmekden geçeceğini iyi hesaplamak zorundadır.
Geniş halk kitlelerine ulaşamayan, toplumun çeşitli katmanlarını dikkate alamayan bir parti başarıyı yakalamayız, iktidar hedefinden uzaklaşır ve “marjinal” bir parti hüviyetinden kurtulamaz.
Cumhuriyet dönemimizin siyasi partiler tarihine göz attığımız zaman sol ve sağ yelpazelerde yıllarca “marjinallikten kurtulamamış, değişen ve gelişen dünya ve Türkiye şartlarına kendilerini ayarlayamamış partilerimizle doludur.
Atatürk ve İnönü dönemlerde ki siyasi partilerimizin (CHP) çalışmalarını göz önüne almazsak, Demokrat Partiyle başlayan ve Adalet partisiyle devam eden siyasi partilerimizin iktidar olabilme ve başarıya ulaşma yollarını n iyi irdelenmesi sonucunda “iktidara gidecek yolların” ipuçlarını görmek mümkün olacaktır.
Türk siyasi tarihi incelendiğinde öncelikle ortaya çıkan gerçek ülkede yaşayan nüfusun yaklaşık % 65-70 sağ görüşlü, dinine ve geleneklerine bağlı, “muhafazakâr” kimliğini taşıyan insanlardan oluşmaktadır.
Rahmetli İnönü’nün “ortanın solu” sloganı ve Ecevit’in “sosyal demokrat” söylemleri Türkiye’de ki sol görüşlerin temelini oluşturmuş, daha sonraları Dünya siyasetinde ki gelişmelere paralel olarak Marksist, Leninist, Mao, Che Guera tipi aşırı sol fraksiyonlar ve bu fraksiyona bağlı marjinal siyasi partilerde Türk siyasi hayatında yer almaya başlamıştır.
İnönü ve Ecevit’in önderliğini yaptığı sol ve sosyal demokrat hareketler, zaman zaman Atatürk’ün ilke ve inkılapları doğrultusunda gelişen “Kemalist akımın” savunucuları olmuş, zaman zamanda marjinal grupların etkisinde kalarak “sosyalist” söylemlerde bulunmuşlardır.
İnönü’nün “Milli Şeflik” dönemi sonrası kurulan Demokrat parti sağ oylara gözünü dikmiş, geliştirdikleri politikalarla o dönemlerde Sol Bloklara karşı oluşturulan ABD politikalarını uygulamaya karar vermişler ve Türkiye’yi “Küçük Amerika” yapma, daha fazla özgürlük daha serbest bir ekonomi vaatleriyle halkın karşısına çıkarak iktidar olmuşlardır.
Demokrat parti %98 i Müslüman olan Anadolu halkına dini vecibelerini daha rahat yerine getirme yollarını açmış, muhafazakâr ve mutaassıp kesimlerinde desteğini almayı başarmıştır.
Menderes sonrası Demirel’le başlayan sağ iktidarlar yıllarca ülkeyi idare etmiş, sandıklarda halkın dini duygularını iyi etüt etmenin karşılığını da her zaman iktidarda kalarak başarmıştır.
Doksanlı yıllarda Sovyetler Birliğinin ve Doğu Bloğunun çöküşü nedeniyle Türkiye’de ki sağ partilerin daha da güçlenmesi sonucunda sağ kesimde kendi arasında parçalanmaya başlamış,bir tarafta “aşırı İslamcı partiler(Erbakan Hocanın kurduğu MSP, Nizam Partisi, refah Partisi, Saadet Partisi gibi..) ortaya çıkmış, diğer tarafta kökleri “Milli Şef” dönemine zulme uğrayan, “tabutluklara konulan” ve 1944 yıllarına giden “Türkçülük, Türk Milliyetçiliği” hareketi siyasi arenada boy göstermiştir. (Osman Bölükbaşının CKMP, Alparslan Türkeş’in MHP ve Muhsin Yazıcığoğlu’nun BBP)
Her biri bir ideoloji partisi olan Erbakan Hoca’nın kurduğu partiler hep marjinal kalmış, sadece 1973 seçimlerinde Ecevit’in CHP ‘si ile ortak olarak iktidara gelebilmiştir.
Erbakan Hoca cemaat ve Tarikatların her zaman desteğini almasına rağmen bir türlü “tek başına iktidarı” yakalayamamıştır. Hoca’nın siyaset yaptığı dönemlerde Sağda “kitle partisi olma” başarısını gösteren Adalet partisi, Anavatan partisi ve Adalet Partisinin devamı olan DYP ‘de sağ seçmenin istekleri doğrultusunda hareket etmiş, kimi zaman Nur cemaatlerinin, kimi zaman da cami cemaatlerin oylarını Erbakan’ın “radikal” partisine rağmen almayı başarmıştır.
Cumhuriyetin ilk resmi partisi, Atatürk’ün kurduğu CHP İnönü’den sonra Ecevit’in çabası ve gayretleriyle, sosyal demokrat kimliğiyle 1973 seçimlerinde iktidar olmuş, Kıbrıs Barış Harekâtı kararıyla da halkın gönlünde “Karaoğlan” imajıyla yer edinmiştir.
Yıllar sonra CHP ile yollarını ayıran Ecevit bu kez DSP isimli bir sosyal demokrat parti kurarak 1999 seçimlerinde “son anda “ Gülen cemaatinin de desteğini alarak” MHP ile iktidar olmayı başarmış ancak 3,5 yıllık iktidar sonrası ve Ecevit’in “vefatı sonrası” DSP “tabela partisinden öteye” gidememiştir.
“Türk İslam sentezi” ve “Türk Milliyetçiliği” düsturu ile siyasi hayatımıza atılan MHP yaklaşık 1968 den bu yana Türk siyasi hayatında var olagelmiştir. 80 öncesi Türkiye’nin Sovyet ve Komünist sisteme “halk devrimiyle” geçme mücadelesine karşı Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti, Cumhuriyetin ve Kurucu iradenin ilkelerini savunmuş, bu uğurda da binlerce genç ülkücüyü toprağa vermiş bir siyasi hareket olarak yerini almıştır.
MHP zaman zaman koalisyon hükümetlerinde yer almasına rağmen, Türkiye’nin uzun ömürlü en eski “ikinci siyasi partisi” olarak “tek başına” iktidarı yakalayamamıştır.
Yıllarca vatan, millet, bayrak ve cumhuriyeti savunan bu siyasi hareket, tek devlet, tek bayrak, tek dil ve Türk-İslam sentezini savunmasına rağmen bir türlü kendini muhafazakâr, mukaddesatçı ve dindar kesime kabul ettirememiş ve kitle partisi olamamış, tek başına iktidara gelememiştir.
1999 seçimlerinde rahmetli Türkeş sonrası MHP ilk kez %18 oy alarak ikinci büyük parti olarak Koalisyon hükümeti kurabilmiş, bu iktidarın ömrü de ancak 3.5 yıl sürebilmiştir.
MHP özellikle Alparslan Türkeş dönemlerinde ülkenin dini cemaatleriyle iyi geçinmiş, bu kesimlerden de kısmen de olsa oy almayı başarmıştır.
AKP’nin iktidara gelmesiyle kadrolaşan ve kadroları ele geçirdikçe de siyasallaşan cemaatler (Özellikle Gülen hareketi) AKP dışında sağdaki hiçbir siyasi partiye oy vermemiş, son dönemlerde MHP Genel Başkanı Bahçeli ile Gülen arasındaki gereksiz tartışmalar bu cemaati tamamen AKP yanlısı bir topluluk haline getirmiştir.
1999 yılından sonra Erbakan Hocanın “radikal dindar” öğrencileri bu partiden ayrılarak “Müslüman demokrat, ılımlı İslam, küresel ekonomi” söylemleriyle ve Türk milliyetçiliğini açıktan olmasa da gizliden ret eden politikalarıyla yeni bir siyasi parti kurmuşlar, Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kasımpaşalı” edasıyla iktidara gelmişler, on bir yıldır da bu iktidarlarını devam ettirmektedirler.
AKP’ye muhafazakâr kesim, dindar kesim, cemaatler özellikle de cami cemaati destek vermiş ortaya koydukları yeni söylem ve politikalarla da üç dönemdir iktidar koltuğunda oturmaktadırlar.
AKP iktidarının dini söylem ve tavırlarının birçok yanlışına, tezatlarına rağmen muhafazakâr ve dindar kesim bu yanlışları ya görememiş ya da “ehven-i şer” düşüncesiyle “görmezden” gelmiştir.
Zaman zaman AKP lideri Tayyip Erdoğan politikaları nedeniyle eleştirilse de halkın gözünde o “delikanlı, dünyaya kafa tutan,,yeri geldiği zaman kuran okuyan, cumaları hiç kaçırmayan” lider imajıyla halktan oy almayı başarmıştır.
Bütün bu siyasi tahlillerin sonucu bize göstermektedir ki; Türkiye’de hangi düşünceyi, hangi ekonomik politikaları savunursanız savunun; Partinizin iktidara gelebilmesi için; (Olağan üstü gelişecek durumlar hariç)
Türk siyasi yaşamının %70 yaklaşan sağ oylarına talip olabilmenin yolları;
Muhafazakâr ve dindar kesime yönelik politikalar üretebilmeli;
Dini cemaet, tarikat ve liderleriyle iyi geçinmeli,
Özellikle de “cami cemaatini cezp edecek politikalar üretebilmeli,
Tüm bu politikaları yerine getirmeniz uygulamaya koymanız yeterli değildir, bunun yanında siyasi parti liderleri halkın arasına sık sık girmeli, kutsal ve dini mekânları ziyaret etmeli, özellikle de “Cuma namazlarını” ve iftar açmalarını” basın ve medya eşliğinde gerçekleştirerek sonucunda (Erdoğan gibi) şova dönüştürmelidir.
İşte size iktidar olmanın genel şifreleri. Bu şifrelerin detaylarına inilerek, saha araştırmaları yapılarak daha da geliştirerek sandıklarda partilerimiz “oy patlaması” yaşayacaktır.
Sonsuzluk(Osman Özeker) 26.01.2013