- Kategori
- Anılar
İlk aşkım; Azade öğretmenim

Çapa İ.Ö.O kızlar yatakhanesi -Sene 1976
Yıl 1966-67 , yer İstanbul-Kasımpaşa –Hacıhüsrev Mahallesi…Bugün İstanbul’un Harlem’i diye anılan bir muhitte geçti çocukluğumun ilk yılları. O yıllarda rahmetli babam , bugün Kadıköy, Üsküdar İskeleleri’nin bulunduğu Eminönü sahilindeki balıkçı dükkanlarından birinde balıkçılık yapardı. Bu nedenle de evimizi günün şartları da nedeniyle , işine yakın olsun diye ve elbette ki daha ucuz kiralık evler nedeniyle Hacıhüsrev’de tutmuşuz . Gözümü açıp da sokakla tanıştığım o ilk yıllarımdan aklımda kalan en belirgin simalardan biriydi Azade Çokal Öğretmenim.
5 yaşına eriştiğim dönemde ağabeyim de ilkokul 4 ya da 5. Sınıfa gidiyordu ve onu müthiş kıskanıyordum okula gittiği için. Onca garibanlığımıza rağmen annem de ağabeyim de ellerinden kitabı hiç düşürmezlerdi, ikisi de ilgi alanlarına göre bir şeyler okurdu mutlaka. Babacığım buzlu balık sularının içinde donmuş parmaklarıyla akşamın köründe kendini eve dar atar , kitap okumak şöyle dursun , ancak yanan teneke sobamızın karşısında şarabını açıp ısınmaya , radyodan ya da eski gramafonundan taş plaklardaki eski sanatçıları dinler ve en fazla yarım saat, bir saat içinde de uyuklamaya başlardı. 2, 5 yaşında yakalandığım zatüree ve menenjit musibetleri yüzünden oldukça zayıf , zırt pırt hastalıktan yamulan , senenin en az 8-9 ayını hastanelerde yatarak geçiren bir çocuk olduğum için benden 5 yaş büyük olan canım ağabeyim de başta olmak üzere ailemizin gözbebeği, mızmız prensesi idim. Herkesten esirgediği , boğazına harcamayıp gıdım gıdım biriktirdiği 3 kuruşluk harçlıklarıyla aldığı , gözü gibi baktığı Tommiks –Teksas kitaplarını kendisi evde yokken sakladığı yerden aşırır ve okuma bilmediğim halde sayfaları atlamadan inceler , okumaya ! çalışırdım… Okuyacak başka Tommiks, Teksas kalmayınca da annemin başının etini yer , yeni kitaplar bulmasını isterdim…
Evdeki eski kitapları karman çorman edip yeni kitapmışcasına elime tutuşturan anneme büyük bir öfkeyle “Ben bunların hepsini okudum, sen çocuk mu kandırıyorsun? “ derdim, dermişim daha doğrusu:) 5 Yaşıma erişince ve sokakta oynadığım diğer çocukların ve ağabeyimin okula gidişlerini kıskançlıkla izlemeye başlayınca ben de okula gitmek istediğimi söyledim aileme ve bunda da kesin kararlı olduğumu açlık grevlerimle kanıtladım… Hastalıklarım nedeniyle zaten bir sıkımlık canım vardı , fiziki gelişimim de yaşıtlarımdan gerideydi. Üstelik o dönemlerde henüz 7 yaşında başlanıyordu ilkokula ve ben zaten 5 yaşını yeni bitirmiştim.Hem yaşça hem bedenen çirozluğum nedeniyle okula kaydım sözkonusu edilmeyince , tek bir lokma fazla yemem için gözümün içine bakan aileme işkence olsun diye yemek yemeyi reddederek dileğime kavuştum . Sonunda beni Hacıhüsrev İlkokulu 1. Sınıfına binbir rica-yalvarma ile kayıt ettirdiler okul idaresine… Kayıt dönüşünde yolda karşılaştığımız mahalle komşularımızdan bir hatun ile annemin yaptığı ayaküstü sohbet esnasında , annemin komşuya “Emel’i 1. Sınıfa kaydettirmekten geliyoruz” demesi üzerine çılgına dönmüş ve “Hayır efendim ben 1. Sınıfa değil 5. Sınıfa başladım” diye itiraz etmiştim hemencecik… Çünkü bu yaşıma kadar, hala gönlümde dünyanın en mükemmel ağabeyi olarak yerini koruyan sevgili ağabeyim 5. Sınıfa gidiyordu. Ondan aşağı bir sınıfta okumam mümkün değildi….Aman canım , tamam itiraf ediyorum , okulda sadece 5. Sınıf var sanıyordum aslında…1. Sınıfa kaydettirilmiş olmayı bu yüzden hazmedememiştim. Sanki kayıt yaptırılmamış da beni kandırmışlar gibi bir hisse kapılmıştım nedense… Ama kaydolmuştum…. Okulların açıldığı ilk gün o siyah önlüğümü , anneciğimin elleriyle ördüğü dantel yakalığımı , tepemde havuz fıskiyesi gibi fışkıran ve üzerinde iğrenç kocamanlıkta bir kelebek fiyonk bağlı olan kedi tüyü saçlarımla , heyecandan kalbim dururcasına çarparak hep birlikte maaile okula gittik. Diğer öğrencilerin yanında civciv gibi duruyordum ama olsun. Bu benim ilk günümdü.
Mahallemizde yaşayanların yüzde 95 ‘i roman vatandaşlarımızdı.. Koskoca mahallede yaşayan bizler yani roman olmayan aileleler taş çatlasa 5-10 aile kadardık. Evimiz 2 katlı , yarı ahşap yarı betonarme bir evdi. Yıkıldı yıkılacak bir hali vardı evin. Üst katta evsahibimiz ermeni Mari Teyze oğlu İbrahim abi, kızı Meryem abla ile birlikte yaşardı. Kocasını hatırlayamıyorum, belki de yoktu… Ortak tuvalet kullanırdık. Evin arka bahçesine basık bir kapıdan çıkar , öyle giderirdik hacetlerimizi. Yıkanma faslı da malumunuz üzere , odaya getirilen leğen içinde olurdu. Sanırım tek göz oda bir şeydi evimiz…
Haydaaa , okula ilk başladığım gün nereye kayboldu da , devreye Mari Teyze girdi , anlamadım… Gerçi onun ve çocuklarının da üzerimdeki emeklerini unutmam mümkün değil. Sanırım vefat etmişlerdir hepsi. O zamanlarda da oldukça yaşlıydı çünkü… Göçtüyseler ruhları şad olsun , yaşıyorlarsa Allah selamet versin hepsine…
Dönelim okulun bahçesine…
Sınıf öğretmeni olarak beni yazdıkları sınıfın başına bir kadın dikildi okulun ilk günü bahçeye dizdiklerinde hepimizi. Sanırım o yıllarda olsa olsa 35’li yaşlarda olmalıydı Sevgili Öğretmenim. Çok güzel bir kadındı , roman mahallesindeki annem de dahil olmak üzere diğer kadınlarla kıyasladığımda gerek giyim kuşamı ile gerekse bir kraliçe edası ve zarafetiyle hemen fark edilecek bir kadındı Azade Çokal … Annemin demesine göre hiç evlenmemiş, yaşlı annesiyle birlikte yaşıyormuş, kendini çocuklarına yani biz öğrencilerine adamış … Nereliydi hatırlamıyorum , dedim ya, henüz 5, 5 yaşında idim. Hatırladığım tek şey büyülenmiş gözlerle öğretmenime baktığım ve o gül yüzünü hafızama kazıdığımdır. Evet artık benim de bir öğretmenim vardı. Hem de yeryüzünün gelmiş geçmiş en güzel kadınıydı benim öğretmenim…. Belki de değildi bilemiyorum bunu ama o gözlerde sadece bunu görebilmiştim ben …. İlk görüşte aşk dedikleri bu olsa gerek…… Annemle olan ilişkim sürekli (özellikle zorla yedirmeye çalıştığı yemekler ve içirmeye çalıştığı o iğrenç kokulu balık yağları yüzünden olsa gerek) çatışmalar halinde geçtiği için , annemden sonra bir başka kadın olarak hayatımda oldukça önemli bir yer kaplayacak olan öğretmenim muhteşem bir yaratık olarak görünüyordu gözüme … Sanırım aynı şeyleri o da hissetmiş olmalı ki onca veledin içinde sıska bir civciv gibi duran bana gözlerini dikti, baktı, baktı ve gülümsedi. Onca çelimsizliğime rağmen sevimli gelmiştim gözüne . Mutluluğum uzun sürmedi ne yazık ki kulların açılmasından kısa bir süre sonra , çingane çocuklarından yediğim onca dayağın da etkisiyle olsa gerek hastalığım yeniden nüksetti ve ben soluğu yine Şişli-Etfal Hastanesinde aldım … Zaman zaman Koşuyolu’nda , zaman zaman da Etfal’de yatıyordum hastalandığımda ve bu yatışlar hep uzun süreli oluyordu ne yazık ki … Derslerimde diğer çocuklara kıyasla daha başarılı olduğumdan mıdır nedir , gerilemeyeyim diye o can öğretmenim , aşkım , bir tanem Azade Öğretmen’im ya evimize ya da hastanedeki odama derslerimi getirir ve benimle zaman geçirerek ders çalıştırırdı … Gerçi okula başladığımda da Tommiksler sayesinde okuma-yazmayı sökmüş gibiydim ama öğretmenimin özel eğitimi sayesinde henüz 6 yaşındayken , onca hastalığıma rağmen yaşıtlarımdan çok çok ileride idim … Üstüne üstlük hastalıklarımdan biri de menejitmiş:)) Annem hep söylenir durur kendisini yorduğum zamanlarda, “ ya bir de menenjit geçirmeseydin kimbilir ne halde olurdun başımızda, onca hastalığa rağmen hiçbir şey sendeki enerjiyi tüketemedi.” Üstüne üstlük bir de hiperaktivitem varmış:)) Ölüyorum sandıkları anlarımda bile koma halime bakmaksızın yapacağımı yapar , ortalığı birbirine katmaktan geri kalmazdım …
İşte bu kutsal kadın , Sevgili Öğretmenim bu haşarı , hastalıklı, ırık civcivi sahiplenmiş ve bir yıl boyunca hastane köşelerinde olsun , evimizde olsun bana ayrıcalıklı öğrenci olduğumu hissettirmiş ve beni yetiştirmişti…Azade Öğretmenimde tek bir yıl okuyabildim , onu da dediğim gibi ya evde ya da hastanede geçirdim . İlk yılın yazında hastalığımın ilerlemesi nedeniyle doktorlarımın Haliç havasının sağlığıma yaramadığı ve en kısa zamanda Kasımpaşa’dan taşınmamız gerektiğini yoksa benim ölebileceğimi söylemeleri üzerine zavallı ailem bütün kurulu düzenlerini altüst ederek Bahçelievler’e taşındılar … Ben de onlarla birlikte tabii ki canım . Kambersiz düğün olur mu hiç? Sebeb-i hikmeti benim zaten taşınmalarının…
Azade Öğretmenimle olan birlikteliğim de böylece sona erdi … 2. Sınıfta sınıfıma gelen Muhsin Öğretmenim aldı yerini … İleriki yıllarda annemin Hacıhüsrevdeki komşularımıza yaptığı ziyaretler esnasında zaman zaman Azade Öğretmenimi de gördüm ziyaretine gidip . Ama her güzel şey gibi onunla irtibatımız da bir şekilde sona erdi sonraki yıllarda … Ama ben onu hiç unutamadım … Onun aziz hatırasına hürmeten ve onun bana aşıladığı o öğretmenlik şuuruyla ortaokul son sınıfta girdiğim sınavı yüzlerce öğrenci arasında birincilikle kazanarak öğretmen olmaya and içtim…Henüz olamadım bir takım siyasi olaylar nedeniyle … Kızım öğretmen oldu ama bu da yetmiyor bana …. Hala içimde o içtiğim andın yerine gelmeyişinin ukdesi var….Yıllardır çocuklarımın eğitimlerine harcıyorum kazandığım her kuruşu . Bu nedenle kişisel zevklerim ve kişisel masrafım yok denecek kadar azdır … Şimdi 47 yaşındayım, henüz genç sayılırım yani … Ölmez sağ olursam , 60 yaşına da erişsem üniversite sınavlarına gireceğim ve Öğretmen olacağım ….. Görev yapmaya gücüm , sağlığım elverir mi bilemem elbette …. Daha doğrusu beni göreve atarlar mı bilemiyorum:)) Devlet memurluğu için yaş sınırı 35 miydi ne? :) Olsun…. Sevgili Azade Çokla Öğretmenim..Beni işitsen de işitmesen de senin için yemin etmiştim…. O yemini yerine getiremeden göçersem yanına mahcup bir şekilde gelirim ve gözlerim açık giderim…… Uzun yaşarsam eğer , ecel Allah’tan ;Öğretmenim , yeminim hala geçerlidir….
ÖĞRETMEN OLACAĞIM……
Muhabbetle……