- Kategori
- Aşk - Evlilik
İlk Ayrılık

Can’ı düşünmeden yapamıyordum . Her an zihnimi kurcalamaya devam ediyordu. Oturma odasındaki ekru rengi kanepeye uzandım. Başucumdaki bordo rengi lambader’den gelen ışık odaya yayılmış kanepenin önündeki kahverengi sehpanın üzerindeki cam tealight mumluklara yansıma yapıyordu. Yansımalar duvarda ışık oyunlarına sebep oluyordu. Üşüyordum, kanepenin üzerindeki şalı üstüme örttüm. Isınırsam kalbim ve düşüncelerimde ısınacaktı sanki. Yine aklım Can’a gitti. Can.. Can.. Ne olurdu şimdi arasan Can? Ara hadi .. Ara lütfen.. Sessizlik ve dakikalar dakikalar... Eski günleri düşünmeye başladım. Can’la o günden sonra birkaç hafta görüşemedik. Üniversite sınavına hazırlık nedeniyle hayatla tüm bağlantılarımı kesmiştim. Sabahları uykudan kalkar kalkmaz saçlarımı toplayıp çalışma masama geçiyordum. Dinlenme anlarımda bir iki arkadaşımla telefonda görüşüp özlem gideriyordum. Bu arada çalışma notlarımın üzerine Can’ın ismini defalarca yazıp sonra karalıyordum. Ama romanlarda, kitaplarda yazıldığı gibi de hissetmiyordum , o zaman aşık değildim demek ki . Beklenen gün gelmişti. Üniversite sınavının yapılacağı okula gitmek üzere annemle evden çıktık. Anneannemde dualar ederek bizi uğurladı. Babam görevi nedeniyle Ankara dışındaydı. Annemin dualarıyla birlikte sınava girdim. Panik yapmamaya çalışarak soruları cevapladım. Sınav sonrasındaki günlerde Tunalı gezmelerimize devam ettik arkadaşlarımla. Artık sık sık Can aklıma gelmiyordu. Onun da başka birini bulduğundan emin olmuştum. Can aklıma geldikçe göğüs kafesimde bir sıkışma oluyor ve boğazımdan aşağıya doğru çok acı veren bişeyler hissediyordum. Onun görüntüsünü aklımdan silerken , hissettiklerimde azalmaya başlıyordu. Günler Can’sız hızla geçmeye devam ediyordu. Annemle yazlığa gitme hazırlıklarına başladık. Giysilerimiz , gerekli eşyalar , anneannemin ve yardımcısının eşyaları. Babam her zamanki gibi yine görevli olarak Ankara dışındaydı. Bize sonradan katılmak üzere planlarını yapmıştı. Yazlığa gitme günümüz yaklaşırken Can’la beni tanıştıran arkadaşım Sema’yı aradım ve gideceğimden bahsederek vedalaştım . Son hazırlıklar için tekrar Kızılay’a gitmem gerekiyordu. Saçlarımı balerin topuzu yaptım. Üzerime kocaman yazılı bir tshirt ve wrangler kot pantalonumu giydim. Beyaz converslerimide giyince artık çıkabilirdim dışarıya. Kendimi harika hissediyordum. Kızılay’a geldim, vitrinleri dolaştım. Alışverişim bitince Soysal Pasajın önündeki otobüs duraklarına geçtim eve dönmek üzere. Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Otobüs Tandoğan’a gelince indim. Elimde paketler eve doğru yürümeye başladım. Biraz ilerlemiştim ki birden Can’ı gördüm pastanenin yanındaki parkta. Ayakta duruyordu. O koyu yeşil gözleri bir kez daha görecektim. Göğüs kafesimdeki martı yeniden kanatlarını çırpmaya başlamıştı. Can yerinden hiç kımıldamadı. Kendiliğimden Can’a doğru yürüdüğümü hatırlıyorum. Beraber parka girdik ve bankların birine oturduk. Ne o ne de ben konuşmuyorduk. Hava karanlık olduğu için heyecandan kızaran yüzümü görmüyordu Allahtan. Can o koyu yeşil gözlerini kısarak konuşmaya başladı. Çalışmaya başlamış bir yerde, benimde üniversite sınavına rahat hazırlanmam için gelmemiş yanıma. Bugünde Sema telefonla aramış sohbet etmişler. Sema, laf arasında benden bahsederek yazlığa gideceğimi söylemiş. Can panik olmuş işyerinden hemen izin almış ve bizim sokağa gelmiş. Tüm öğleden sonra burda beklediğini belirtti. Eğer gelmeseymişim sabaha kadar bekleyecekmiş. Can’ın sözleri karşısında ne yapacağımı ve konuşacağımı bilemedim. Can, ne zaman gideceğimi dönüş tarihimi öğrendi. Gelmemesi ve aramaması kaydıyla adresimi verdim. İşyerinin telefonunu aldım. Yazlık evimizin bir alt sokağında geçen yaz yapılan telefon kulubesinin hala orda olması için dua ettim. Geç kaldığımı fark ederek izin aldım. Koyu yeşil gözlerini, buğday tenini , konuştuğu her an benliğimi alan sesini hafızama kazıdım. Can acımasızca kendi evrenine beni hapsederek yanımdan ayrıldı. Akamayan gözyaşlarım gözlerimi sızlatırken eve doğru yürüdüm. 26.10.2009 - Ankara