- Kategori
- Gezi - Tatil
İmbros

Bu seneki tatil rotamızı belirlerken havanın bunaltıcılığının ciddi etkisi oldu. Hava sıcaklığı bir yandan, Temmuzda mecburi yıllık izin kullanma yaptırımı diğer yandan derken, başladık eleme yöntemi ile yer aramaya.
Güney sahilleri, kesinlikle olmaz…
Güney Ege, o bölgede çok sıcak…
Karadeniz, iyi güzel de benim gibi Karadeniz de denize girme fobisi olan bir Ege çocuğu için bu denizsiz bir tatil demek. Hayırrrr ben deniz istiyorum. Bu da olmadı.
En iyi seçenek galiba kuzey Ege. Ama neresi???
Bin bir tereddüt ile adaya gitmeye karar verdik. Hangisi mi?
Gökçeada yani eski adı ile İmbros….
Internetten araştırdık. İnternet sitelerindeki fotoğraf galerini dolaştık ama yine tereddüt içindeyiz. Bu yaz yapabileceğimiz tek tatil olduğu için daha bir titizleniyoruz. Kaliteli tesis yok, çorak bir yer gibi olumsuz eleştiriler karar vermemizi daha da zorlaştırıyor.
Hayal kırıklığı yaşamayalım diyerek tatili ikiye bölüyoruz. İkinci yarısını daha önceden bildiğimiz Bozcaada’da geçireceğiz.
Ben istediğim saatte yola çıkar, istediğim saatte de otele ulaşırım gibi bir lüksünüz yok adaya giderken. Arabalı vapur saatlerine göre hareket etmek gerekli. Her tatil öncesi gırtlağınıza kadar işe gömülürsünüz ya. Bu tatil öncesi bizim için de durum farklı değildi. Cuma akşamı saat 23:00 de hala eşya toplamaya, bavul hazırlamaya çalıştığımız için öğleden sonraki vapur saatinden hareket ile Cumartesi sabahı 9:30 gibi rahat bir saatte çıktık yola.
Hedefimiz vapura bineceğimiz yer olan Kabatepe limanı. Güzergah Tekirdağ üzerinden Gelibolu ve Kabatepe. Bu mevsimde hiç bu yöne seyahat etmemişim.
Sağımızda, solumuzda göz alabildiğine sapsarı Günebakan tarlaları. İyi ki geç saatte çıkmışız yola. Kendini güneşe çeviren Ayçiçekleri (Günebakanlar) ne güzel bir doğa şöleni sunuyor bize.
Ve limandayız vapurun gelmesini bekliyoruz. Limanda, beklerken ağaç gölgesinde oturup dinlenebileceğiniz, sıcak – soğuk bir şeyler içip, yemek yiyebileceğiniz tesis de var. Yemekler konusunda yorum yapamıyorum, ama çaylar nefisti.
2-2, 5 saatlik vapur yolculuğundan sonra nihayet adadayız. Bu kadar araştırmış olmasak eminim biz de hayal kırıklığı yaşardık. Çorak yamaçlar, limanın yanındaki ufacık plajda denize giren bir kaç kişi ile sessizce karşıladı bizi Gökçeada.
Gökçeada ile ilgili okuduğum yazılardan birinde, ada çorak görünse de dışarıdan tüm güzelliklerini içinde saklamıştır diyordu. Feribottan indiğimiz yer olan Kuzulimanı’ndan merkeze, daha sonra da otelimizin olduğu Zeytinli köyüne giderken bu sözün ne kadar doğru olduğuna tanık olduk.
Asırlık çınar ağaçları, SİT alanı ilan edilmiş eski Rum köyleri, muhteşem kumsalları ve plajları ile yaşanılacak bir yer Gökçeada.
Bunları biliyor musunuz???
* Türkiye’nin en büyük adası olduğunu. (Bu da ne şimdi. Dalga mı geçiyorsun dediğinizi duyar gibiyim)
Peki ya diğer özellikleri….
* Su kaynağı bakımından adalar arasında Türkiye de birinci, dünyada dördüncü olduğunu
* Burnunuza sürekli kekik kokuları geldiğini
* Yolda giderken her an karşınıza evcil, başıboş gezen keçi sürüleri çıkabileceğini
Gökçeada’yı tanımak ve yaşamak istiyorsanız diğer yazılarım en kısa zamanda bloğumda olacak.