- Kategori
- Siyaset
İnanalım, hiç itirazım yok da nasıl inanacağız?...

Elinde, cebinde her neresinde olursa olsun "Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı" kimliği sahibi olan kadın, erkek çoluk çocuk, ırkına, inançlarına bakılmaksızın, yine Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde, devletin imkanlarından eşit olarak yararlanma ve yasalar önünde eşit hak ve özgürlüklere sahiptir. Bu hak ve özgürlüğünü gasp etmeye, ortadan kaldırmaya, kullanılamaz hale getirmeye kimsenin hakkı yoktur, olamaz da...
23 Nisan 1920 tarihinde TBMM'nin ilk açılışı, Kurtuluş Savaşı ve sonrasında başlayan, özür ve demokratik, medeni, kalkınan ve ülkesi insanlarını mutlu etmeye yönelik Atatürk'ün başlattığı çalışmalar ile bugünlere gelindi...
Bu sürecin içinde "Uygulayıcı" konumunda olan "Devlet adamı" ve "Devlet Memuru" ya da "Silahlı Güç" dediğimiz kesimlerden bazılarının yanlış uygulamaları olabilir ve olmuştur da. Bir çok insanımız mağdur olmuş, hatta kelimenin tam anlamı ile hapislerde çürümüşlerdir. Halen de olabilmektedir, örnekleri gözümüzün önünde.
Gerek siyasi, gerekse idari yöneticilerin yanlışlarından ortaya çıkan sorunları, devlete yüklemek ne denli doğru, tartışılır.
Terörün bitmesi, insanları demokratik, özgür bir ülkede, ekonomik koşulları da dahil, her türlü düzelmiş koşullar içinde sağlık ve mutluluk içinde yaşamasını istemeyen olur mu?
Olursa geri zekalı olur...
Peki bu düşünceler altında başbakana niye inanmıyoruz?
Çünkü şöyle diyor: "Buradan bir kez daha açık açık ifade ediyorum. Çözüm sürecinde Türkiye’nin başını öne eğecek, şehitlerimizin ruhunu, onların ailelerini rencide edecek hiçbir girişimin içinde değiliz. Müzakere taviz verme pazarlık asla ve asla söz konusu değildir. Bizi İmralı ile pazarlık sürecindeymişiz gibi gösterenlere sesleniyorum biz bugüne kadar kimseyle bu ülkenin menfaatlerini pazarlık konu yapacak kadar alçalmadık alçalmayız."
Bunun üzerine Karayılan, "Çözüm için gerekli adımların atılması karşılığında çekilme kararı aldık" dedi.
Dahası... Bir TV kanalına röportaj veren, geri çekilme tamamlanırsa sürecin ikinci aşamanın yeni yasaların hazırlanması gerektiğini bildiren Baş teröristlerden biri olan Karayılan, yeni yasalarda "...demokratik bir Türkiye olması ve Kürtlerin inkarının kalkmasını..." istediklerin vurguladı. Devamla, “Kürtlerin kabulü, varlığı, özgürlüğü olmasını istiyoruz. Diğer kimliklere sahip olanların da özgürlüğü olmasını işitiyoruz. Çoğulcu bir anayasa olmalıdır. Şimdiki gibi herkes Türk olmaya mecbur olmasın. Şimdi anayasada 66. madde nedir? Devlete bağlı herkes Türk'tür deniliyor. Yukarıdan tekliği önümüze koyan değil. Toplumun gerçeği nedir? Toplum kimlerden oluşuyor. Yasalarda bu olmalıdır. Bunun resmi olmalıdır. Yukarıdan önüne bırakılan ve herkesin kör olmasını isteyen değil. Bazıları soruyor. Yasalarda Türk milleti var bunun için ne düşünüyorsunuz, diye soruyorlar. Eğer çıkacak yasada Türkiye’de yaşayan herkese Türk milleti deseler, bu şimdiye kadarki inkarcı ve asimilasyoncu bir yasa olur. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir."
Daha ne desin adam, şartları bu, ortaya koyuyorlar ve "...biz bunları konuştuk ve öyle çekilme kararı aldık..." diyor.
Sayın Başbakan, bu pazarlıkları siz yapmadınız da "MİT" mi yaptı? Yani ..."biz yapmadık, devlet yaptı..." mı?
Bu kadarla bitmiyor pazarlığın şartları: "Kürt sorunun çözüldüğü bir anayasa olmalıdır. İnkarın kaldırılması ve Kürt varlığının kabul edilmesi önemlidir. Hem Türkiye’yi demokratikleştirmeli hem de Kürt sorunun çözmelidir.”
Yani?...
"Anayasa yapılırken, bizim dediğimiz aynen olmalıdır. Öyle Türk mürk anlamayız..." Böyle demeye getiriyorlar.
İktidar olarak terör sorununu çözme şöyle kalsın, her gün birileri toprağa düşsün mü diyoruz? Hayır, çöz alkışlayalım, ama önümüze "Kürt Sorunu" dediğin, geri adım attığın, şimdi da "Barış süreci" dediğin uygulamalarda "...Pazarlık yapmadık..." dediğine nasıl inanacağız?
Sayın Başbakan...
PKK'nın öyle bir "Öksesi"ne bastınız ki, bakalım o ökseden ayağınızı nasıl kurtaracaksınız...
Senin karşında, seni "Biat" ile dinleyen topluluğu buldun mu mangalda kül bırakmıyorsun. Cumhuriyet ve değerlerine karşı atılacak her adımda karşında tüm millet duracaktır.
Biz daha oraya gelmedik. Ama siz "Kamp çalışmasında" partili yöneticilerinize "Bir başkanlık sistemi tartışılıyor. Bunu Başbakan söyledi, tamam. Bunu il defa mı söyledi Başbakan? Turgut Bey de söyledi, Süleyman Bey de. Bizim ecdadımıza baktığımızda Osmanlı bunu yaşamış" diyor ve bu cümle içindeki "Ecdat" kelimesi ile hayallerinizi ortaya koyuyorsunuz.
Siz "Ecdadım" diye sahip çıktığınız Padişahlar, sultanlar idi...
Siz daha hala oralarda geziyorsunuz. Türkiye Cumhuriyetinin başkenti Ankara iken, size tahsis edilen uçak ile akşam İstanbul'a gidiyor, Sabah Ankara'ya geliyorsunuz.
Olmadı, "Ecdadınızın" mekanı Dolmabahçe sarayını mesken tutuyorsunuz.
Ah bir de İstanbul'u yapacağınız Anayasa ile başkent yapabilseniz...
02 MAYIS 2013
İBRAHİM PEKBAY