​ İnançlardan dolayı öldürmek mi, yaşatmak mı? / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

ALİ GALİP AKYILDIRIM

http://blog.milliyet.com.tr/aligalip

09 Ocak '15

 
Kategori
Güncel
 

İnançlardan dolayı öldürmek mi, yaşatmak mı?

İnançlardan dolayı öldürmek mi, yaşatmak mı?
 

Müslüman âleminde en ciddi sorunlardan birisi, Kuran’ı Kerim’i kendi dilinde okuyup yorumlayamamasıdır. Bu nedenledir ki, din öğretileri ile değil, şekli yönüyle uygulanarak amacından uzaklaşarak bir takım örgütlerin çıkarı için kullandığı bir inan


Dünyada var olan tüm dinlerin amacı, insanları doğru yola yöneltmek, daha erdemli olmalarını sağlamak ve insana huzurlu bir yaşam sunmak değil midir?

Brezilyalı din bilimci Leonardo Boff, birlikte bulundukları bir ortamda Dalai Lama’ya sormuş:

“Sizce en iyi din hangisidir?

Dalai Lama şöyle yanıtlamış:

En iyi din, seni Tanrı’ya en çok yakınlaştırandır.

Seni daha iyi bir insan yapan hangi dinse, en iyi din odur!

Daha iyi insan kimdir?

Daha insaflı, daha duygusal, daha az alıngan, daha sevgi dolu, daha merhametli, daha sorumlu, daha etik kılan hangisi ise, işte en iyi insan odur.”

Dünyadaki inançların insanlar üzerinde bıraktıkları etkilere baktığımız da, Hıristiyan mezhepler, birlik içinde hareket ederek küreselleşmeye doğru hızla giderken, İslamı referans aldığını söyleyen İŞID, EL KAİDE, BOKO HARAM gibi örgütlerin, ortaçağ zihniyetini bile gerilerde bırakarak, yaptıkları kanlı eylemlerle Ortadoğu’yu karanlığa sürüklemesini aklı başında hiç kimsenin kabul etmesi düşünülemez.

Laiklikle yönetilen ülkeler hariç, diğer ülkelerde Müslümanlar yüzyıllardır dini sadece ibadetler bazında ele almışlardır. Oysaki inancın yanı sıra, felsefe, sosyoloji ve psikolojik yönden ele alıp bir kültürel yaşam şekli olarak hayatın her alanına sokabilseydiler ne dogmatizm, ne de İŞID gibi siyasal İslamcılık ortaya çıkmazdı.

Bu bahsettiğimiz Ortadoğu’nun Müslümanları, İslamı Kuran-ı Kerim de buyrulduğu gibi inceleyebilip ve analizini gereği gibi yapabilselerdi, yaşamanın ve yaşatmanın, bir insanı yaşatmanın tüm insanlığı yaşatmaya değer olduğunu öğrenirlerdi. Kutsal kitabı okumayan ve anlamayanlar akıl yerine, kutsiyet çerçevesinde din adına savaştığını iddia edenlerin egemenliğini kabul etmezlerdi.

Alman filozofu Immanuel Kant “Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan bir din adamım, perhizim ile ilgilenen bir doktorum oldu mu, zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz. Ne emrederlerse onu yaparım” demiş.

Kant’ın bu tespiti, eğitimsiz bırakılmış ve dayatma düşüncelerle robotlaşmış insanların durumunu çok güzel bir şekilde özetlemektedir.

Fransız yazar ve felsefeci Voltaire,Felsefe Sözlüğü’nde anlatır:

Hindistan’da, geziye çıkan bir misyoner, yüzükoyun yere yatan, zincire vurulmuş, birkaç kuruş veren Hintlilerin günahları için kendini kırbaçlatan çıplak bir fakire rastlamış.

İzleyenlerden biri, “Nefsine karşı bu ne gönül tokluğu!” demiş.

Fakir, “Nefsime karşı gönül tokluğu mu, diye yinelemiş;

Şunu bilin ki öteki dünyada sizler at, ben de binici olduğum zaman, bunların acısını çıkarmak için bu dünyada kendimi dövdürüyorum.”

İnançları doğrultusunda, bu dünyadaki eylemleriyle ilgili olarak ölüm sonrası için bir beklenti içinde olanları anlayabiliriz; ancak öç alma duyguları yaratarak, inancı için gözünü kırpmadan koyun boğazlar gibi insanların kafasını kesen, kurşuna dizen, fikrini beğenmediği insanları acımadan öldüren ve bunları sevap sanarak öteki dünya da arzu ettiği yaşama kavuşmak  “canlı bomba” olarak kendisini ve fikrine katılmadığı insanları öldürenler için ne söylenebilir, bilmiyorum.

Bilgiye çok kolay ulaşıldığı günümüzde, Kuran’ı Kerim’i okumak, anlamak ve hüküm çıkarmak eğitimli insanlar için kolaylaşmıştır. Bu insanların inandığı dinine de, dünya inançlarına da saygısı olacaktır.

Müslüman âleminde en ciddi sorunlardan birisi, Kuran’ı Kerim’i kendi dilinde okuyup yorumlayamamasıdır. Bu nedenledir ki, din öğretileri  ile değil, şekli yönüyle uygulanarak amacından uzaklaşarak bir takım örgütlerin çıkarı için kullandığı bir inanç haline gelmektedir.  Çünkü bu örgütler başka ülkelerin ve inançların çıkarı için çalışmakta ve onlara hizmet etmektedirler. İnancını, kaynağından öğrenmeyen, kulaktan dolma ve beyin yıkama bilgilerle donanmış insanları da istedikleri gibi kandırarak her türlü eylemi yaptırmakta ve karşılığında “cennet”i vaat etmektedirler. Oysaki Kuran’ı Kerim’de çok ayetler bulunmaktadır. Bu ayetler ki cahiliye karanlığına ışık tutarak aydınlatmıştır. İnsanlığın aydınlanması ve insan yaşamına saygı gösterilmesi Kuran’ı Kerim’le başlamıştır.  Örneğin:”Kız çocuklarının diri diri toprağa gömülerek öldürülmesinin yasaklanması.”

Diğer taraftan, Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)  şöyle buyurmaktadır:
“Kişinin dini aklı ölçüsündedir. Aklını kullanmayanın dini yoktur.”
İnsanı ayakta tutan akıldır.

Akıl Allah’ın bizlere bahşettiği en yüce ihsanlardan bir tanesidir.

Hiçbir âleme ait olmayan akıl, kumanda ettiği kendi âlemi dışındaki her parçacığı düşünce hızıyla hareket ettiren bir kabiliyete sahiptir.

Düşünce aklın bir fonksiyonudur. O halde Allah’ın ayetlerindeki,

“Akıl etmez misiniz? Aklınızı kullanmaz mısınız?” sözleri bize acaba hangi mesajları vermektedir?  Bunun üzerinde uzun uzun düşünmek gerekmektedir. Başkalarının “piyon”u olmamak için, İslam dininin, sevgi, saygı ve hoşgörü dini olduğunu yaşamalı ve yaşatmalıyız.

Aksi takdirde IŞID gibi terör örgütleri, eğitilmemiş kitleler tarafından beslenecekler ve İslam’la ilgisi olmayan terör eylemlerine devam ederek tüm dünyaya “İslam bu mudur?” sorusunu sordurmaya devam edeceklerdir.

Yeni bir yazıda buluşmak dileği ile…

 
Toplam blog
: 264
: 396
Kayıt tarihi
: 28.07.14
 
 

1959'da doğdu. Sınıf Öğretmenliği okudu.1979'da Öğretmenlik görevine başladı. Hayatın; okumak, ya..