- Kategori
- Bayramlar
İnançsızsızlığına Kılıf Arayanlara da, Riya Çamurunda Boğulanlara da Karşıyım

Ne mutlu ; sadece Allah'ın rızasını gözetip dini ritüelleri yerine getirebilenlere...
Her Kurban bayramında aynı tartışmalar aynı nahoş görüntüler medya için bulunmaz malzemelerdir bilindiği üzere. Ramazanlardaki insanı insan olmaktan utandıran sözüm ona "yardım" rezaletleri, beş yıldızlı otellerde verilen Müslümanlığın yüz karası davet görüntüleri gibi, sağlıksız özensiz kesim yerleri ,kaçan boğaların ilkel ve vahşi yöntemlerle yakalanmaya çalışıldığı görüntüler , haberciler için maden kaynağıdır.
Önümüzdeki yıllarda yaza denk gelecek Kurban Bayramları. Çöp kontenyerlerinden yayılan iğrenç kokularla birlikte sokak aralarındaki kanlı su görüntülerinin oluşturduğu manzaraları yine göreceğiz büyük olasılıkla. İnancı olmayıp her fırsatta inananları aşağılamak için pusuda bekleyenlere de gün doğacak böylelikle ...
Niye biz millet olarak böylesine uzak dünyalarda, böylesine farklı "uç"larda yaşıyoruz anlamak mümkün değil.Eskiden bir hoşgörü, karşılıklı bir anlayış saygı vardı. Beş vakit namazını kılanla "akşamcı" olanların arasından su sızmazdı. Kültürümüz; camii ile Kiliseyi yan yana yaparak, öylesine sağlam, öylesine güzel bir zemin hazırlamış ki bize . O kara gönüllü, kara bakışlı insanları kendi potasında eritmiş, başlarını kaldırdıklarında hadlerini bildirmiş. Ama işte, günümüzde bunların ve arkasındakilerin sayıları o kadar çoğaldı ki, artık değil etnik köken, mezhep ayrılığı "Müslüman'ım" deyip bir sokak ötesindeki farklı camiye gideni düşman beller olduk...
Kurban kesilmesini bir ilkellik olarak görenler bunun İslam'da yeri olmadığını söyleyenler benim düşünceme göre inançsız olup bunu dolaylı yollarla ifade etmeye çalışanlar. Kimileri açıkça söylüyor, hatta Allah'ın varlığına inanmadığını veya inanıyorsa da, peygamberlerin söylediklerine yani vahye inanmadığını çekinmeden yazıyor, konuşuyor. Çevresinden çekinen inançsızlar ise"Kurban kesimi vahşettir" sloganının arkasından iç sesini dışa vuruyor...
Bilindiği üzere, Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'i , Allah'a olan sözünü yerine getirmek için kurban etmek üzere iken bunu yapmasını engellemek üzere Allah'ın O'na bir koç göndermesi Kur'an'da anlatılır. Ama bu Müslüman'lar üzerine farz bir ibadet değildir. Sadece Hac'da kesilmesi farzdır. Kimilerine göre sünnet kimilerine göre vaciptir. Yaşadığımız ya da yaşamak zorunda bırakıldığımız dinin , İslam'la alakasının olmadığı tüm İslam ülkelerinden bellidir... Bakınız dünyaya, hangi Müslüman ülke insana yakışır gerçek Müslümana yakışır bir durumda yaşıyor. Cevap , hiçbiri...
Atatürk sayesinde en çok İslam'a yaklaşanı ülkemizdi. Ama bilinen nedenlerle biz de, diğerlerine benzemek konusunda hızla yol almaktayız...
Eğer Kur'an ı hakkı ile anlamak amacı ile okursanız; ki, bu bir kere ile olacak şey değil; her okuyuşta satır arasına -özellikle- sıkıştırılmış ayrıntılara adeta gizli şifrelere rastlıyorsunuz. Ama "infak" denilen yardımlaşmaya o kadar sık rastlıyorsunuz ki, bir kere bile okunduğunda, Allah'ın sosyal adaletin gerçekleşmesi için ne kadar sık uyarılarda bulma gereğini duyduğunu sezebiliyorsunuz.
Kurban, özünde yardımlaşmadır. Üçte birini, gerçekten hakkıyla (kaburgalarını değil ) kendi yediği, çoçuklarına yedirdiğinden dağıtanlara helal olsun... İhtiyacı olmadığı halde buzdolabına dolduranlara ise yazıklar olsun... Elbette, senede bir layıkı ile et yüzü görebilen ve ucu ucuna denk getirip kurban kesenlerin hepsini kendisine alıkoyabilme hakkının olduğunu, dinimizi yorumlayan yetkililerce açıklanıyor bu vesile ile.
Zekat... Emrolunduğu şekilde uygulanılsa böyle mi olur Müslüman topluluklar. Zeki Yamani'nin kızının Çırağan Sarayı'nda yapılan düğünü, küçücük bir örnek İslam adına yapılan kocaman riyalara. Adam, içki değmemiş bardak istemiş konukları için otel yöneticilerinden. Ama kamyon kamyon para harcamış, kendi ülkesindeki insanlar açlıkla savaşırken... Yaşar Nuri Hoca'nın "Allah ile aldatmak" kitabından öğrendiğime göre o düğünde gelin, yabancı (namahrem denilen) erkekler tarafından havaya atılmış damatla birlikte. Gelinin başı açıkmış ve dekolte bir gelinlik giymiş ... Ülkesine gidince tesettüre girecekmiş ama...
Yılbaşında kesilen hindiler için hiç sesi çıkmayan , Avrupa ülkesi olan İspanya da boğaların katliamına tepkisini dile getirmeyen, adına spor denilen "avcılık" yaparken öldürülenlerin oyuncak tavşan,keklik olduğunu düşünen sevgili "hayvanseverler"... Çok merak ediyorum kaçınız vejetaryansınız? Öyle ya , bir güzel mangal yakıyor ya da bütçenizin elverdiği oranda etli yemekleri "götürüyorsunuz" ... O yedikleriniz plastik koyun keçi veya tavuk mudur... Onlar da kurbanlıklar gibi kesilmiyor mu... Elbette ehil olmayan kişiler tarafından sağlıksız rahatsız edici görüntüler eşliğinde kesilenleri aklı başında hiç kimse onaylamaz . Belediyelerin , gereken hijyen ve görüntü kirliliğinden arındırılma şartlarına sahip kesim yerleri giderek yaygınlaşıyor. Artık eskisi gibi sokak aralarında rast gele kişilerin kesmesi yasak.
İlköğretimde baş örtüsü ya da türbanın serbest olmasının ardından, korkumuz bunların zorunlu olması. Her türlü kirliliği örtmek için RİYA örtüsünü kullananlar ; bu işi, başları örterek daha rahat yapacaklarını düşünüyorlar. Bir yanda Müslümanlık maskesi ardında bilerek veya bilmeyerek İslam'a ve gerçek inançlı insanlara en büyük kötülüğü yapanlar. Diğer yanda, sözde aydın geçinip bir kere bile "şu kitabı bir okuyayım " diyerek Kuran'ı hiç eline almamış, içinde din öğretisi geçen her söze tamamiyle kulaklarını tıkamış, peşin hükümlü olanlar...
Batı ülkelerinde, devlet başkanı İncil'e elini koyarak yemin ediyor. Kilisede evleniyor, kilisede vaftiz ediliyorlar. Büyük çoğunluk her pazar kiliseye gidiyor. İnanmayanlar inananları veya inananlar inanmayanları kınamıyor, aşağılamıyor, dışlamıyor . Neden acaba hiç düşünüyor muyuz?
Bizdeki kadar ayrışma olmadığı için bence... Adamlar kendileri ayrışmıyor ama bizi ayrıştırıyorlar. Cahilimizin olduğu kadar, aydınımızın da, bu kutuplaşmadaki rolü, katkısı inkar edilemez...