- Kategori
- Gündelik Yaşam
İnatlaşmalar

İnat etmek.
“İnat” kelimesine, çeşitli anlamlar yüklemek mümkün.
Doğru bildiğimiz bir konuda inat edebiliriz. Etmeliyiz de...
Bu davranış, direnmek anlamına gelebilir.
Emin olmadığımız, bilmediğimiz bir konuda ısrar etmek, ayak diremek ne kadar yarar sağlar bir insana?
Körü körüne inatlaşmanın yararı var mıdır?
İnatlaşmak, doğru bilen tarafa da, yanlış yapan tarafa da zarar verebilir.
Bir taraf değil, iki tarafta zarar görebilir.
Körü körüne ısrar etmek...
Yanlışa direnmek...
Karşı gelmek...
Söz dinlememek...
İnatlaşmanın temelinde yatan kavramlar.
Birde insanın huy yapısı bu işe müsaitse inatlaşmanın en ateşlisi yaşanır. Ortalık toz duman olur.
İnatlaşmadan yangınlar çıkar.
*
Türk Sineması’nın inatlaşmayı anlatan, çok güzel filmleri var.
“Neşeli Günler” filminde, Münir Özkul ile Adile Naşit inatlaşırlar.
İnatlaşmanın nedeni ”en iyi turşu sirkeyle mi, yoksa limon suyula mı olur?”
Birisi “sirke” der.
Öteki “limon” der.
Hiç kimse, sözünden geri dönmez.
“Nal diyen, bir daha mıh” demez.
Turşu yüzünden, aile dağılır, çocuklar perişan olur.
Ne gerek var inatlaşmaya?
Herkes kendine, istediği gibi turşu yapsın.
Olmaz.
Bana göre, sirkeli olacak.
Limonlu turşuyu eve sokmam.
Ben de sirkeli turşuyu eve sokmam.
Al sana inatlaşma.
Bu işin orta yolu yok mu?
Yok.
Olsa, inatlaşma olmaz.
Birde, yönetmeni Reis Çelik’in çektiği “İnat Hikâyeleri” adında bir film var. Tuncel Kurtiz’in ve birçok sanatçının rol aldığı filmi izleyip “inatlaşmaları” görmek lazım.
“İnat Hikâyeleri, ” ince bir tebessüm bırakıyor insanın yüzünde.
*
Unutmadan yazayım.
İlkokulda okurken bize okutulan bir kitap vardı, ”İnatçı Keçiler.”
Bir köprüde karşılaşan iki keçi, yol verme yüzünden köprünün üstünde dövüşüyorlar. İkisi de dereye düşüp boğuluyorlar.
Diyor ki kitapta; ”inatlaşmayın.” Keçiler gibi ölürsünüz.
Başka ders yok.
“Birbirinize saygılı olun, küçük olan keçi, yaşlı keçiye yol versin” diyen yok.
Birde, bu hikâyede uğruna inatlaşacak bir şey yok.
“Önce ben geçeceğim, sen sonra geç” meselesi.
İnatlaşmanın bir amacı olmalı.
Boş bir amaç uğruna inatlaşma olmaz.
Ben inatlaşırım, inat ederim.
Eğer bilgim, bildiğim şey; ”iki kere iki dört eder” şeklinde kesin doğruysa inat ederim.
“Kedilerin beş ayağı vardır” gibi bir iddiada inatlaşmak ve karizmayı çizdirmek istemem.
*
İnat ile ilgili deyimlerde var.
“İnatçı keçi.
Katır inadı.
Dikine gitmek.” Gibi.
*
Çok güzel inat şiirleri de var.
Birisini seviyorum,
Sana inat, sana inat.
Ona gönül veriyorum,
Sana inat, sana inat.
...
Mehmet Ali Çıbıkçı
*
Sana inat seni sensiz sevmeyi öğreneceğim
Sana inat acılarınla yaşamayı bileceğim
Sana inat hatıralarınla sevişeceğim
Sana inat resminle özlemimi gidereceğim
...
Gül Gültekin
*
Aydınlığı ararım, karanlığa inat
Dostluğu ararım, düşmanlığa inat
Umudu ararım, umutsuzluk yok bende
Bende bir inat var, öyle bir inat...
...
Gülsüm Öztürk
Şairlerin duygularına da inat bulaşmış. Yazıvermişler duygularını. İnadına, şiir okumak lazım. İnadına, şiir gibi yaşamak lazım.
*
Şimdi birkaç “inatlaşma” öyküsü yazalım.
İki kişi inatlaşmışlar.
Birisi;
“Bu gün günlerden Perşembe” demiş.
Diğeri;
“Hayır, bu gün Cuma” diye horozlanmış.
O sırada, minareden sala okunmaya başlamış.
“Birisi öldü” demiş, ilk inatçı.
Öteki;
“Cuma namazı için sala okunuyor” diye kükremiş.
Perşembe diyen adam, ayağa kalkıp dikleşmiş.
“Bana bak, bugün Cuma Namazı kılınsa da, günlerden Perşembe!”
İçinizde “Cuma” diyecek, bir kabadayı var mı?
*
Bizim Temel evlendiği gece, Fadime’ye bir kızmış. İnat etmiş, bir daha hiç konuşmamış. Kıçını devirip yatmış her gece. Fadime’nin üç çocuğu olmuş. İnatlık bu ya, Temel bir kere bile Fadime’ye;
”Bu çocuklar kimden?” diye sormamış.
*
Adamın birisi diş tabibine gitmiş. Ağrıyan dişini çektirecek.
Tabip sormuş;
“Hangi dişin ağrıyor?”
Adam hiç konuşmamış. Tabip, adamın bütün dişlerini çekmiş. Adam yinede ağrıyan dişini söylememiş.
Ne inat adammış be!
*
Körü körüne inatlaşmayın.
“Emin olduğunuz ve inandığınız” konularda da inatlaşın.
İnat uğruna, ayakkabı varken dikenli yolda çıplak ayakla yürünmez ki!
“İnatlaşmayı” bilmek gerek.