​ İnsan kalmakta direnmek için / Tiyatro / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '12

 
Kategori
Tiyatro
 

İnsan kalmakta direnmek için

İnsan kalmakta direnmek için
 

İsmihan YORGANCI

Eylül ayı geldi. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun organize ettiği 10. Kıbrıs Tiyatro Festivali başladı. Festival heyecanı sarmışken yaşadığımız toprakları Festival ile ilgi ilgili yazmaktan alı koyamadım kendimi. Festival sonunda, bir genel festival değerlendirmesi yaparız elbette…

Şu ana dönecek olursak… Öncelikle; tüm maddi ve manevi sıkıntılara rağmen tiyatroyu; tiyatrocuyu; tiyatro severleri bir araya getiren 10. Kıbrıs Tiyatro Festivali’nin gerçekleştirilmesinde emeği ve yüreği olan herke teşekkür edip, emeğinize ve yüreğinize sağlık demek istiyorum. 3-30 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek festivalde bir birinden değerli dokuz oyun seyircisi ile buluşurken, siz bu yazıyı okurken iki değerli oyun; Adana Devlet Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu ‘Murtaza’ ve Oyun Atölyesi’nin sahneye koyduğu ‘Antonius ve Kleopatra’ oyunları sahnemizden gelip geçmiş olacak.

Festivalin bu yılki sloganı olan festivalin düşüncesini oluşturan ‘İnsan Kalmakta Direnmek İçin’ düşüncesi bana bu Pazarki yazımı yazmak için yön verdi.  festival broşürünün kapak resmi olan Sisiyphe’un tepelere taşımaya çalıştığı kayası üzerinde düşünmeye değer verdiğim ve pozitif olarak inandığım bir düşüncedir.  Bu bağlamda size iyi pazarlar dileyip, sizleri Sisiyphe Efsanesi (Sisifos) ile baş başa bırakıyorum.

Yabancı gibi davranmanın felsefi mantığını kuran Sisyphe Efsanesi, 1942 yılında Albert Camus’nün eserlerinden biri olarak yayınlanır. Bu eserin konusunu absurde kavramı ve absurde kavramı ile intihar arasındaki ilişki meydana getirir. Sisyphe Efsanesi, insanın anlama ve mutlu olmak hususundaki makul isteği ile dünyanın bu istek karşısında sessiz kalışının kesinleşmesinden ötürü, insan hayatının yaşamaya değip değmediğini yargılayan bir eserdir. Adını Eski Yunanistan’a ait mitolojiden alan bu eser, Camus’nün felsefi düşüncelerinin ilk aşaması olan absurde kavramı üzerinde durur. Ama Camus, eserdeki görüşlerin bir absurde felsefe oluşturmaktan uzak olduklarını sadece absurde bir duyarlılığı dile getirdiklerini belirtir. Sisyphe Efsanesi, insanın isteklerine karşı dünyanın sağır ve dilsiz kalışıyla ortaya çıkan absurde’ü gözler önüne serdiği halde, yine de mutlu bir Sisyphe’in hayal edilmesi gerektiğini önerir.

Sisyphe, Homeros’a göre ölümlülerin en bilgesiydi. Tanrıları kızdırması sonucu bir kayayı dağın tepesine çıkartmakla cezalandırılmıştı. Tam çıkardığı sırada taş aşağı yeniden yuvarlanır. Taşın ardından bakan Sisyphe aşağıya inip, tekrar taşı çıkarmaya çalışır. Camus’ya göre bu kısır döngüyü trajik yapan, kahramanın her deneyişinde tekrar düşeceğini bile bile taşı çıkarmaya gayret etmesidir.

Camus, saçma kavramını burada kurar, yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan… Bu durum bütün dinlerin temelini oluşturur ve din sayesinde yaşama anlam verilebilir. Fakat Camu bunu kabul etmez, en büyük uyumsuz kahraman Sisyphe üzerine saçmanın farkındalığının tarihsel gelişimini anlatır. Dağın tepesinden kayanın düştüğünü gören Sisiphe, inişi sırasında düşkün durumunun bütün enginliğini bilir. Ama Sisyphe tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün sadakati öğretir. O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. Bundan dolayı da “Sisyphe’u mutlu olarak tasarlamak gerekir.” Camus pes etmez. Sisyphe’un durumuna sonsuza kadar çare bulunamayacağını bilir. Fakat saçmanın geriletilebilineceğinin farkındadır.  Bu yüzden “Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter.” Diyerek, intiharı haksız çıkarır.

Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayınladığı Sisyphe Söyleni’nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişileri üzerinden ele alır ve açıklamaya çalışır.

İnsanın dünyaya gelişi kendi iradesi ile olmadığı gibi ölümü de kendi iradesi ile olmaz. Tanrıların yarattığı bu dünyada kendilerine verilen alınyazısını yaşamak zorundadır insan. Bu nedenledir ki bazı düşünürler  “…İnsan seçmez. Öyleyse uyumsuz ve taşıdığı insan fazlalığı, insan istemine bağlı değildir, karşıtına yani ölüme bağlıdır ” diye açıklar. Olanı biteni kabullenip, yaşamını sürdüren insan için uyumsuzluk söz konusu değildir. O, doğar, yazgısını yaşar ve ölür. O, nehrin akıntısında sürüklenen, düşünmekten yoksun bir ruhtur sadece. Oysa bilinci sürekli açık ruh içinde bulunduğu şimdiki zamanı önemser ve yaşamını şimdiki zamanlarla şekillendirir. Onun için geçmişe geri dönmek imkânsızdır, gelecek bilinmemektedir. Fakat sonsuz bir şimdi vardır. Ölümün geleceğini bile bile yaşamını anlamlandırmaya çalışır. Ölüme başkaldırır, özgürlükçü bir tutum izler. İşte insanın uyumsuzluğu bu noktada başlar. Uyumsuz insanın kabul edeceği bir tek ahlak vardır o da Tanrı’dan ayrılmayan ahlak, buyurucu ahlaktır. Tanrı ona yaşamasını emreder. Başlattığı hayatı ancak O, sonlandıracaktır. Acı da mutlulukta Tanrının vergisidir insana. İnsan mutluluğu hak etmesi için acı çekmeli ve acıya katlanmayı bilmelidir. Ölümden sonra da onun için güzellikler vaat eder. İşte düşünen insan sonu gelecek bir yaşamın içinde bulunmayı ret eder ya da yaşamın anlamsızlığı karşısında, ölümle gelecek olan vaat edilmiş yaşama ulaşmak için kendini yaşamın dışına atar. Bu intihardan başka bir şey değildir. İntihar; çabalamaya değmez demektir ya da bu beni aşan bir dünya ya da yaşamı anlamadığını söylemektir. Çok umutsuz gibi görünse de ölüm umuda kaçıştır. Kişi ancak olanaksızı bulmak için Tanrı’ya yönelir. Oysa uyumsuz Tanrısız günahtır; Tanrı sorgulamadan itaat etmeyi emreder. İntihar bir sorgulamanın sonucunda varılan noktadır. Bu nedenle intihar eden insan Tanrı tarafından terk edilir. Çünkü O, hem düşünmeye başlamış hem de Tanrıların emirlerine karşı gelmiştir.

“Düşünmek görmeyi yeniden öğrenmektir”  Artık insan düşünmeye başlamıştır ve her şeyi açıklayan bir tek düşünce yoktur. Sonsuz sayıda nesneye anlam veren, sonsuz öz vardır. Dünya kımıltısızlaşıyor ama aydınlanıyor. Aydınlanma insanı Tanrısallaşmaya taşırken bir tehlikenin sinyallerini verir; mekanikleşme ve benzeşen insanların kendi kendini tekrarlaması. Umutsuz gibi görünen uyumsuz insanın yaşamında hep bir umut vardır. En iyiyi bulma çabası.

Camus saçma kavramını şöyle açıklar: Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisyphe, cezasını bilinçli olarak kabullenmiş, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır. Boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan, yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yanılgısını daima tekrarlayacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandıra bilir.

Sisiyphe’a verilen ceza boş çabadan ibaretti. Sisyphe’un eylemini yaşama benzeten Camus, herkesin yaşamı boyunca taşıması gereken bir kayasının olması gerekliliğine inanır. Kayası kendinin nesnesidir. İnsan tek başına tepelere doğru onu taşımalıdır. Elbette“Gölgesiz güneş yoktur. Ve geceyi tanımak gerekir”  İnsan kendi nesnesini seçme özgürlüğüne sahiptir ve aklını kullanıp Onu istediği yere taşıyacak güçtedir. Böylece, insansal olan her şeyin tümüyle insan kaynaklı olduğuna inanır ve ‘İnsan kendi dünyasının Tanrı’sıdır” diye düşünceye açıklık getirir Camus.

 
Toplam blog
: 29
: 628
Kayıt tarihi
: 03.01.12
 
 

Tiyatro Sanatına gönül vermiş, içinde yaşadığım topluma yazarak hizmet etmeyi seçmiş sanatın bir ..