- Kategori
- İnsan Kaynakları
İnsanca yaşayabilmek için
Dün; geride bıraktığımız 47 canın ölümüne sebep olan sivas katliamının 15. yıldönümü idi. O günden günümüze kadar geçen 15 yıl içinde henüz ülkemiz sosyal, siyasal ve ekonomik bakımdan bir adım ileri gidemediği gibi o insanları yakan zihniyetin devam etmekte olduğunu görülmektedir. Üzülerek belirtmek istiyorum ki ülkemiz insanı; insanların dinine, ırkına, düşüncelerine bakmadan sadece bir insan olarak görmeyi öğrenmedikçe gelişmiş bir toplum olma hevesimiz kursağımızda kalacaktıır.
Ne yazıkki ülkemiz üzerinde yıllardır istek ve emelleri olan ABD ve AB gibi devletler her defasında iç işlerimize karışmakta bizi güçsüz ve yutulabilir kılmak için düşünce bazında, giderekte fiili olarak parçalara ayırmaktalar. Ne yazıkki devletimizin kocaman insanlarıda her nedense bu olaya çanak tutmaktalar. oysa bu devletin yıkılması en çok onları etkileyecektir. Ben emekli bir öğretmenim, benim devletten aldığım emekli maaşı ile geçiniyorum. bu ülkede benim maaşımın on, yüz belkide bin katını bir telefonla kazanıp bey gibi yaşayan insanların daha çok bu ülkeye sahip çıkmaları gerekmezmi. Bakıyorum ben ve benim gibi insanlar çokdaha fazla kaygı duymaktalar.Biz normal yaşam süren insanların devletten veya polikacılardan çok fazla bir şey istediğini sanmıyorum. Ben kendi adıma ülkemde eşitlik, adalet, dokrasi ve insan hak ve özgürlükleri olsun her birey bu haklardan yararlansın. kimse kimseye dinini, milliyetini, yaşam biçimini ve dünya görüşünü empoze etme gayreti içinde olmasın.Bu kadarcık şeyi isteme hakkını kendimde bir insan olarak görmeliyim. insan olmanın ön şartı birey olmaktır. birey dediğin düşünür, serbestçe karar verir ve verdiği kararları uygular.
Türkiye dünyanın çok önemli bir çoğrafyasında yaşamakta olmasından kaynaklanan sorunlarla da baş etmek zorundadır. Dünyanın en büyük enerji kaynakları bizim komşularımızın elinde, dünyanın en büyük bor madenleri bizim elimizde, dünyanın en verimli toprakları, ortadoğunun su kaynaklarının merkezi daha bir çok avantajlar, örneğin doğu- batı, kuzey güney tiçaret yolları hep ülkemizden geçmektedir. biz bütün bu varsılların arasındaki yoksulları oynuyoruz. geleceğimizi bile borçlanmışız. ülkemizin bağımsızlığını tehlikeye atmışız. bu çıkmazı aşmalıyız. Kendimize gelmeliyiz. Bir devlet olduğumuzu dünya aleme tanıtmalıyız. 1923 te olduğu gibi. 1923 ruhunu tasfiye ederek değil, onu yücelterek bunu yapmalıyız.Müslüman ve tek demokrasiye inanan bir devlet düzenimiz var bunu yok saymak, es geçmek veya geriye doğru itmek kimseye yarar sağlamaz. kim istiyorsa inanın en çok o zarar görür. Bundan en çok da dinimiz zarar görür.Din allah ile kulun arasından çıkar kul-yönetici- din olur. Kimsa benim dinimle arama girmesin. Ben dinimde o dini koyana karşı sorumlu isem ancak ona hesap veririm. Din adına kimse bana hesap soramaz sormamalıdır.Sorarsa ben allaha değil o soran insana ibadet etmiş olurum ki asla böyle bir şeyi tasvip etmek mümkün değildir.Ama bazı insanlar din üzerinden toplumu baskı altında tutmak isteyebilirler. Buna devlet izin vermemeli.