​ İnsanın şahidi aşk ya da ... / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Kasım '11

 
Kategori
Deneme
 

İnsanın şahidi aşk ya da ...

İnsanın şahidi aşk ya da ...
 

İçimizde keşfedilmemiş bir sonsuzluk var. Biz her ne kadar onun farkında değilsek ve zihnimizin algısıyla sınırlandırılmış bir hayat sürüyorsak da varlığı inkar edilemez. Çünkü, algılarımızın ötesinde sahip olduğumuz aşkınlık bu dünyaya dair tezahürler sergiliyor her birimizin hayatında. Aşkı duymayan, bilmeyen, yaşamayan kimse yoktur, olmayacaktır yeryüzünde. Herkes yaşar aşkı kendisi kadar.

Aşk insana dair bir eylemdir, aşkınlık ise onun özünü oluşturur. Bu nedenle aşkı aramayan insan yoktur yeryüzünde. İnsanın yaşamını ve zihnini bu kadar meşgul eden bir kavram elbette onun özüne dair işaretler barındırır.

İnsan aşkı arar çünkü aslında onda yaşadığı kendi benliğinin tezahürüdür. Aşkı yaşamak ister çünkü aslında kendinin kim olduğunu görme çabasıdır bu.  Bir sürü insan kendince ölçülere göre birisine aşık olur. Bu duygunun ne demek olduğunu, insana neler hissettirdiği üzerine uzun uzun durmaya gerek yok. Pek çok insan yaşadığı aşk sonrasında hayal kırıklığına uğrar. Ve yaşanılan hayal kırıklığı daha çok karşıdaki insanın yoksunluğuna, kusuruna bağlanır. Oysa insan aşkı ararken kendi kusursuzluğunu yaşamak istemektedir. Ve coşturulmuş duygular mükemmelin yapılandırıldığı bir insana giydirilir. Bu elbette uzun sürmez, insanın kaçınılmaz kusurluluğu mükemmelin formatına uymaz ve onu bozar. Burada yaşanılan hayal kırıklığının nedeni karşıdaki insanda görülen kusurluluk değildir, aslında gerçek neden kendi oluşturduğumuz formatın gerçeklikle çakışmamasıdır. Yani içimizdeki sonsuz aşkınlık gerçeklikle karşılaşınca bizim zihnimizde dumura uğrar.

“Aşkın aldı  benden beni ….”

Aşkta aradığımız benlikten uzaklaşma, algılanan gerçekliğin ötesine geçmektir. Bunun yapılabileceğini hissediyoruz ancak nasıl yapılacağını bilemiyoruz. İçinde bulunduğumuz gerçekliğin kurallarına göre oynadığımızda görünen o ki, - binlerce yıllık deneyim öyle gösteriyor- aşkınlığa ulaşmadaki çabamız içimizde varlığını hissettiğimiz cennete ulaşmamızı güçleştiriyor.

Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni

 Yunus Emre’nin tezahürü aşkınlığın destansı bir öyküsüdür. Medeniyet tarihi Yunus gibi aşkınların yaşam hikayeleri ile doludur. O insanlar içlerinde hissettikleri aşkı hayatlarında ortaya çıkarabildilerse bunun “bedelini” ödedikleri içindir. Onlar için “bedel” diye bir şey yoktur elbette, sadece kendilerinden atılacak yükler vardır ve aşka ulaşmak için eziyet çekmezler, yüklerinden kurtulurlar.

Aşkı bir koşula bağlamak içimizdeki aşkınlığı kötürüm bırakmaktır. Onu elbette içinde yaşadığımız gerçeklikten çekip çıkaracağız. Bu yüzden içinde bulunduğumuz gerçeklik bizim hasmımız değil yol göstericimizdir. Dünyaya küsmek aşkı öldürür. Onu bulmanın bir formülü yok. Her hayatın aşk için biricik tezahürü ve yolu vardır.

Benimkisi şu dizelerden ibarettir.

Yükselmek için hafiflemek,

Hafiflemek için soyunmak gerek.

Soyunmak için cesaret,

Cesaret için tevazu gerek.

Tevazu için kendini bilmek,

Kendini bilmek için aşk gerek.

 

 

 
Toplam blog
: 58
: 536
Kayıt tarihi
: 14.09.11
 
 

"Uzun ince bir yoldayım" diye tarif etmiş hayatını Ozan Aşık Veysel. Yazdığı bu sözlerinde beni e..