- Kategori
- Deneme
İnsanlar Mahalleler Şehirler

İnsan ne kadar derin bakabilir? Ne kadar ayrıntılı görebilir? Gördüklerinin ne kadarını doğru değerlendirebilir?
Kaçımız biliriz her şehrin tıpkı dünyamız gibi sıcak ve soğuk yerleri olduğunu? Kaçımız fark ederiz kimilerinin hep sıcakta, kimilerinin de hep soğukta yaşadığını?
Her şehrin soğuk kenar mahallelerinde bir kısmı giyinik, bir kısmı çıplak olan çakma Eskimoları vardır ve bu insanların çoğu iyi kötü, bir şekilde kendini soğuktan koruyabilse de uyumsuz kalanları, düzen tutturamayanları, soğuktan korunamayanları da hep vardır.
Tamamen onlara ulaşması umulan sınırlı sosyal yardımların bir kısmı yol kazasına uğradığından her ülkede ve her zaman onların çaresiz kalmışlarına rastlanır.
Hırsızlık ve gasp başta olmak üzere çeşitli adi suçlardan hapiste yatanların çoğu onlardandır.
Soyut ve somut anlamda, bir türlü iyileşmeyen basit ve ağır hastalıklar onlardadır.
Onları caddelerde, çarşılarda, toplu taşıma araçlarında, parklarda, kahvehanelerde sık sık görürüz. Giyim kuşamlarından, duruşlarından, bakışlarından çoğunu zaten tanırız. Biliriz ki, kafalarında ahlak ve inanç adına pozitif sınırlar olanlar yaşadıkları zorlukları sineye çeker dururlar. Koşullar ne olursa olsun, bulundukları buzlu zemine tahammül eder, gidebildiği yere kadar gider, götürürler.
Ancak aralarından bazıları o sınırları bilmezler, ya da unuturlar. Ayakları soğuk zeminde çok üşüdüğü için hırsızlık, gasp ve başka suçlar için sık sık sıçrarlar. Sıçradıkları dalın yasak meyvesini koparıp biraz olsun rahatlamaya, sorumlulukları altındakileri rahatlamaya çalışırlar. Başlarına gelecekleri göze alırlar, riske girerler.
Bunların çoğu niyetlendikleri suç fiilini işlerken kontrolü ellerinde tutamaz; buzlu zemine çakılmaktan ve kabahatinin cezası ile yüzleşmekten kurtulamazlar.
Suçun hedefi olup maddi zarar gördükleri için tam karşılarında duran ve cezayı kestirenlerin büyük bir çoğunluğunun ayakları sıradan insanların ayaklarından daha büyüktür ve yere çoğu insandan daha sağlam basan kimselerdir. Ayrıca, kamu otoritesi adına cezayı kesen yetkililer de mevcut düzeni koruma adına çalıştıkları için buza düşenin değil, zarara uğrayan tarafın yani meyvesine saldırılmış ağacın sahibinin yanında olmak durumundadırlar.
Suçlunun yakayı ele vermesi büyük resmi de değiştirir. Ondan medet uman, onun eliyle gelecek olan lokmadan pay bekleyen eşleri, çocukları, duruma göre ebeveynleri ve başka kişiler de onunla birlikte buza çakılmış olurlar. Ancak onların düşüşünden doğan ses varoşun ötesine ulaşmadığı için gürültüyü komşularından ve yakınlarından başka kimse işitmez.
Kalanlar sonraki zamanlarda yeni zorluklarla yüzleşirler.
Elbette her hırsız, her gaspçı bu çok üşüyen, çok üşüdüğü için suça yönelen çakma Eskimolar sınıfına dâhil değildir.
Bir de şehrin başka bölgelerinde iyi kötü yaşarken kurdukları büyük hayallerin kurbanı oldukları için, yanlış yönlendirildikleri ya da zorlandıkları için sıçrayanlar vardır ve onlar da aynı buzlu zemine düşerler. Onların niyetleri de amaçları da farklıdır.
Öte yandan, kenar mahallenin diğer sakinlerini oluşturan öteki yarı giyinik çakma Eskimolar yaşadıkları koşullardan yakınıyor olsalar da, şükredip hallerinden razı oldukları için ya da olası kötü sonuçlarını düşünüp korktukları için ve de iyi kötü geçindikleri için riske girmeden yaşar giderler. Eksikleriyle, zorluklarıyla yaşamakta olduklarına katlanırlar.
Yaşadıkları zor koşullar evlatlarının okullara, iş alanlarına yönelmelerine; bilinçli ve yoğun çalışmalarına neden olur. Zenginleşmelerini, daha iyi koşullara kavuşmalarını bu yolla buzlu zeminden kurtulmalarını sağlar. Onlar zamanla emeklerinin karşılığını alır, şehrin daha sıcak ve rahat bölgelerine taşınır, kendilerini de, ailelerini de buzlu zeminden kurtarırlar.
Doğal olarak şehirler salt kenar mahallelerden ibaret değildir. Şehir insanlarının tamamı da çakma Eskimo değildir.
İstisnasız her şehrin deniz insanları vardır. Denizi olmayan şehirlerin bile deniz insanları vardır.
Onlar varlık denizi içinde yüzerler. Temel gereksinimleri her şekilde karşılanır, zorunlu harcamalar için para sıkıntısı çekmezler.
Onlar yer ve zaman koşullarına göre kazanç harcama dengeleri fazla veren insanlardır. Yani kazançları harcamalarından fazladır.
Rahat lüks apartman katları, özel malikâneler, arabalar, hizmetçiler, uşaklar, eğlence yerleri, tatil yerlerine çalışan havaalanları emirlerindedir.
Bu deniz insanlarının içlerinden hiç gereği yokken ve çok çok az sayıda başka meyveli dallara zıplayanlar; zıplayıp buzlu zemine düşenler çıksa da bunu kendi akılsızlıklarından ya da aç gözlülüklerinden yaparlar ve sonuçlarına katlanırlar.
Gelir düzeyleri yüksek olduğu için onların yeltendikleri başlıca yanlış, ödemeleri gereken vergileri aşağı çekme ya da silme çabası olur ki, bu aşağı mahalledekilerin kolay anlayacakları bir suç tipi değildir.
O deniz insanları çakma kenar mahalle Eskimolarının hangi koşullarda yaşadıklarını tam olarak bilmezler. Çakma kenar mahalle Eskimoları da bunların tam olarak nasıl yaşadığını kestiremez. İki tarafın da bu konudaki bilgileri sınırlıdır, eksiktir.
Doğal olarak her şehrin deniz gören mahalleleri ile kenar mahalleleri arasında kalan, nüfusu ve fiziksel büyüklüğü ülkeden ülkeye değişiklik gösteren bölgeler de vardır.
O aralıkta bulunan orta sınıfa ait mahallelerde dört mevsim de sürekli olarak yaşanır. Oralarda yaz insanlarına da, kış insanlarına da rastlarsınız. Biri yazı yaşarken, öteki kışı yaşayabilir.
Baharı ve güzü yaşayanları da hep vardır.
Oralarda da zıplayanlar, buzlu zemine düşüp sonuçları ile yüzleşenler ya da bir yolunu bulup o sonuçlardan kurtulanlar çoktur.
Orta mahalle alttan alta sürekli kaynar durur. Bir yandan deniz mahallesi ile etkileşim içindeyken öte taraftan da kenar mahalle ile arasında akıntılar yaşanır. Göç verir, göç alır.
Yaşam çeşitliliğinin en zengin olduğu yerdir orta mahalle.
O bölgede yaşayanlar kenar mahalleyle de, deniz mahallesiyle de etkileşim içinde olduklarından pek çok şeyden haberdardırlar. Memnuniyet oranları da her şeye rağmen ve çoğu zaman iki mahallede yaşayanlarınkinden de daha yüksektir.
07.02.2018 15:05