- Kategori
- Deneme
İnsanları yönetmek diye bir meslek olamaz

Yüksek mevkiiler dünyada kendilerine verilen(düşen) işleri/görevleri yapamayan/yapmayanların yarattığı sonuçtur. Bir yerde bir müdür ya da genel müdür varsa eğer bunlar olmasa orada çalışanların işlerini istenildiği şekilde yapamadıkları ya da yapmadıkları/yapmayacakları düşüncesi vardır. İşlerin yapıldığı yerlerde yönetim ya da koordinasyon fikri işte bu düşüncenin ürünü olarak çağlar boyu yerleşmiş ve çalışma hayatının olmazsa olmazı olmuştur. Bugün akla gelebilecek her türlü çalışma alanında yöneticisiz departman düşünülemez.
Ağaç Hareketi düzenini kurduğumuzda en küçüğünden en büyüğüne kadar ülkemizdeki yöneticilik pozisyonlarını kaldıracağımızı söyledik. Koordinasyonu çalışanların amiri olmayan her konunun kendi uzmanı o işle ilgili olarak sağlayacak.
Yani örneğin vali ya da belediye başkanı ne yapıyor? Şehrin sorunlarını tespit edip çözüyor. Şimdi bakın belediyelerde ve kamu binalarında temizliği temizlik şirketi yapıyor. Önceden belediyenin ve kamu kurumlarının kendi görevlileri yapıyordu. Şimdi daha iyi değil mi? Bütün diğer hizmetler bu hale getirilip belediye kaldırılacak.
Bir şeyi üretir, onu tüketene sunarsın; o kadar. Bunun dışındaki pozisyonlar iş değildir. Yarım milyona yakın kişi çalışanların başında duruyorum diye maaş alıyor. Çalışanların başında niye duruyorsun kardeşim! Onlar neyi nasıl yapacaklarını bilmiyorlar mı? Bilmiyorlarsa çalıştırma, öğrensin ondan sonra gelsin. Yapacağı işi bilmeyen adam çalıştırılır mı ya!
Bir kurumun amire neden ihtiyacı var? Çok bilinen olduğu için örneğin bir vergi dairesini alalım. 100 kişinin çalıştığı bir vergi dairesinde şef, muavin, müdür 15 tane yönetici var. Ya ben işimi biliyorum ve işimi yapıyorum. Amirlerin (şef, muavin, müdür) yaptığı söylenen işler şunlar:
Memurların mesai saatine uyup uymadıklarını takip etmek. Hadi bizim Ağaç Hareketi çalışma sistemini bir yana bırakıp bugüne bakalım. Bunun için bir amire gerek yok ki. Her şekilde takip edilebilir. Ama sen işi bilmeyen, konusunda iyi yetiştirilmemiş kişileri çalıştırırsan başlarına amele çavuşu dikmen gerekir.
Çalışanların hiç biri bir yöneticinin emri altında çalışmak istemez. Yani yöneticileri çalışanın başına zorla veriyorsunuz. Ben şahsen durmuş başımda beni kontrol eden birinin gözetimi altında çalışmaktan rahatsız olurum. “Çalışanlar yapacağı işi bilmez” Bilmiyorsa öğreteceksin. Bilmiyorsa çalıştırmayacaksın. Yani amir işin doğru yapılmasıyla ilgili olamaz. Çalışanların mesaiye uyumu yöneticisiz de kontrol edilir. İşte bazı işyerlerinde kart basıyorlar. Yönetim odası kurarsın. Kamerayla takip edersin.
İş ve görevlerin dağıtımı iş çalışanlardan birine verilebilir. Keza yapılan işlerin kontrol edilmesi ve imzalanıp mühürlenmesi işi de.
İnsanlar koyun sürüsü değildir; başlarına çoban gerekmez. Tepelerinde amir olmadan çalışan yok mu? Valla bu şekilde çalışmayı ben davar gütmeye benzetiyorum. Üsteki çoban, biz de koyunuz. Tepemde bana emir veren, şunu yap bunu yap diyen birinin olması bende aşağılık kompleksi yaratıyor. Her şeyi bilsem bile yetersizlik hissine kapılıyorum. Üstelik beni yöneten kişi benimle aynı tahsili görmüş. Üstelik benim takdirnamem var; adam çift dikiş. Hatta bazı yıllar ortaokul mezunu, lise mezunu kimseler tepemizde müdür ya da muavindi. Şefim ilkokul mezunuydu.
Sizi bilmem ama ben özgür yaratılışlı biriyim; hiç kimsenin emrine girmem. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite 15 yıl okuyorsun. Başına birini şef olarak veriyorlar. Yetmiyor bir başkasını müdür yardımcısı olarak ve o da yetmiyor bir başkasını da müdür olarak veriyorlar. Bu ne ya! Hastanelerde zihinsel engelli çocukların başında bile bir kişi var. Köpeğin bir tek sahibi var. Bizim üç tane amirimiz var. Yaptığımız işi önce şef kontrol ediyor. Yetmiyor sonra muavin, oda yetmiyor müdür kontrol ediyor. Köpek kadar güvenilmiyor bize. Kardeşim sen bizi sınava tabi tutup işe almadın mı? Yetersiz olsak sınavı kazanamazdık.
İşi ben yapıyorum. Sorumluluk bende, yetki sende. Bu nasıl şey ya! İşi görevi bana ver. Yetki de sorumluluk da bende olsun. Koy oraya bir memur yaptığım işi kontrol etsin. Tamamsa onaylasın. İnsanlara güvenin ya! Özellikle ülkemizde memurlarla ilgili bu konu çok büyük saçmalık. Adamın bir şey bildiği yok; bir şey yaptığı da yok. İmza atıyor, kaşe basıyor. Her dairede en az 15 kişi. 2, 5 milyon memurun 300 bini böyle. Yazık devletin parasına!
Bir amirin emri altında çalışıp da rahatsız olmayan kimse köle zihniyetlidir. Bu amirlerde kompleks de var üstelik. Hani büyüklenmeden, arkadaş gibi birlikte görev yapalım demiyorlar. Memuru kapılarının önünde sustalı maymun gibi bekletmekten sadist bir zevk alıyorlar.
Sonra bir de genel müdür var. Aslında onun üzerinde ordinaryüs müdür de olması lazım. Müdür daire içine bakmalı. Genel müdür daire ile ülke, ordinaryüs müdür de dünya ile bağlantısını kurmalı. Hatta evrenle bağlantı için galaksi müdür de olabilir.
En sevmediğim meslek müdürlük. Müdür gördüğüm zaman uyuz oluyorum. Aslında tek mantıklı olanı servis şefi ya da sorumlusu. Bu kişinin konusunda uzman olması da gerekir. Çalışanların başlarına dikilerek onları forsa gibi hadi hadi diye çalıştırmak çağdışı bir durum. Ama bir yandan da insanlar bazen iyi niyetli olmayabiliyorlar. İşten kaytarıyorlar. Yerlerinde oturmuyorlar. İş ve görevleri yaparken gerekli ciddiyeti göstermiyorlar. Kısaca çalışanların denetim ve kontrolü şart. Çalışanların başında konuyu iyi bilen bir uzman bulunsun ama amir konumunda değil. Çalışanlara işin nasıl yapılacağını göstersin. Çalışma disiplini ise yönetim odasından kameralı olarak(belli sayıda çalışan için) sağlansın. On kişiden az çalışan için onlara işi gösteren uzman aynı zamanda çalışma ilkelerini(disiplinini) uygulasın. Kısaca insanların başlarında emreden, bağıran, çağıran hatta bazen hakaret eden, aşağılayan müdür, muavin, genel müdür, patron, ağa gibi kimseler bulunmasın. İnanın bana verimlilik ikiye katlanacaktır.
Amirler insandırlar. Her şeyi bilemezler, Üstelik duygularıyla hareket ederler. Adil olmaları ve çalışanlara eşit davranmaları mümkün değildir. Amirlerin kurumda yazılı kuralları uyguladıkları tam olarak doğru değildir. Bazı amirler kendi kurallarını uygulamaktadırlar. Emir altında çalışma mı olurmuş? Biz köle miyiz? İnsanlar amir denilen bu kişilerin önünde mecburen eğilmektedirler. İnsanın önünde eğilmek kadar kötü bir şey olamaz. Bu tür saygı şekli (amire ve makama saygı) çağdışı ilkel bir olaydır.
300 bin amir uzman statüsünde yukarıda anlattığımız şekilde çalışanların yanında görevlendirilebilir. Makam masası da, koltukları da, makam odası da, sumeni de kaldırıp atmak gerekir. Öyle koltuklara kurulup çaycıya bağır, odacıyı çağır, memuru azarla şeklinde çalışma devri bitmeli, herkes iş nerede yapılıyorsa orada olmalıdır. Hem amir bağırıyor, memurun morali bozuluyor hem bir işe yaramıyorlar. Zaten yapılmış tamamlanmış evraklara imza atıp kaşe basıyorlar hepsi bu.
Ancak amirsiz çalışacak insanların konusunda çok iyi yetişmiş ya da yetiştirilmiş olmaları gerekir. Belli işleri olmalıdır. O işi yapmakla sorumlu olmalıdırlar. İşin yapılmaması ya da eksik veya geç yapılması durumunda cezaya uğramaları gerekir. Yerine getirilecek iş ve görevlerin dağıtımının kendilerine yapılması gerekir. Kişi ne yapacağını bilmelidir. Nasıl yapılacağı ona aittir.
Türkiye’de devlet memurları kâtip durumundadırlar. Yaptıkları iş ne derece önemli olursa olsun kendileri önemli değildirler. Belli bir kesim halkın çekinme ve korkuya dayalı saygısı vardır ama amirler ve üst makamlara göre memurların itibarı hiç yoktur. Patronlar için işçiler de aynıdır. Son yıllarda memurların yüksek okul mezunu olmaları çalıştıkları kurumlarda ciddi bir seviye ve itibar sorunu yaratmıştır. Aynı tahsili almış insanların bir sınav kazanarak kendilerine üstünlük taslamaları memurları rencide etmektedir. Bu sınav kazananlar “üstat ”diye bir tabir oluşturmuşlar ve bununla kendileri de memur oldukları halde memurlar üzerinde adeta bir sınıf yaratmışlardır. Üstat denilen bu kişiler memurlarla muhatap olmuyorlar.
Türkiye’de bazı memurlar ve işçiler ezilmeyi, emir altında yaşamayı, köleliği kabul etmiş olabilirler. Onların bu tavırlarını halkım adına reddediyorum. Ben işimin kölesiyim; işimi bilirim, işimi yaparım. Amirmiş, patronmuş vız gelir. Çalıştığınız yerlerde sizin başınıza konulan kimselere karşı eğilip bükülmenize hiç gerek yok. Onların gözüne girmek zorunda değilsiniz. İşinizi yapın yeter. Amirin odasına sözde makama saygı için iki büklüm giren insanlar sahtekâr ve yalakadır. Amirin ve oturduğu makamın saygı gösterilmesi gereken hiçbir yanı yoktur. Kapısını da çalmanız gerekmez. Tuvalete mi giriyorsunuz? Başı dik ve özgür olun.