- Kategori
- Sosyoloji
İnsanoğlunun soy endişesi
2012 yılı Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan, Çinli yazar Mo Yan'ın Türkçe'ye henüz çevrilmiş ilk romanı 'Kızıl Darı Tarlaları'nını okuyorum.
Mo Yan bu kitabında nenesinin, dedesinin, babasının ve annesinin hayatlarından bir kesiti, Çin-Japon savaşını konu edinmiş.
Anlatım -miş'li geçmiş zaman, o kadar harika bir anlatım var ki, hiç di'li geçmiş zaman yok, hep -miş...
Mo Yan'ın konu edindiği bu yıllar anne ve babasının 15-20 yaş arasındaki gençlik yılları...
Çin-Japon savaşından dolayı ortalık insan cesedi kaynamakta...
Aç kalan köpekler ise, toplu halde gezip bu cesetleri yemekte...
Mo Yan'ın babası ise, köpeklerin bu hareketinden nefret etmekte, gençliğin verdiği heyecan ve delilikle, köpekleri öldürmekte, onlara tuzaklar hazırlamaktadır.
Köpeklere düşmanlığından dolayı köpeklerde ona düşman olmuştur.
Bir gün köpek grubuna saldırırken, üstünlük köpeklere geçmiş, sıkıştırmıştır bunları; köpekleri savmaya çalışırken, Mo Yan'ın babasının üzerine atlar köpek, ve onu düşürür; yere düşünce, bacaklarının arasına, kasıklarına diş geçirir köpek...
Mo Yan'ın dedesi yardıma yetişir ve oğlunu köpekten kurtarır.
Oğluna baktığın da kasıklarından kan geldiğini ve testisinin birinin koptuğunu görür;
hışımla kalkar, baygın yatan köpeğe bakıp, 'soyumu kuruttun' diye ateş eder.
Soy kurutmak, demek ki, soyun tükenme endişesi sadece bize, bizim topluma mahsus değilmiş, dünyanın bir ucunda yaşayan Çinli bir köylüde de varmış; öyle ki bu endişe, insanoğlunun genlerine kadar işlemiş.
Gel de küfretme!
Gel de, 'Hay senin soyuna' deme!..
İnsanoğlu neden böyledir?
Soyun devam etme endişesi niçin vardır?
Galiba temel nedeni, ölümdür.
Ölme, yok olma, silinme korkusuna karşı, insanoğlunun geliştirdiği bir bastırma mekanizmasıdır.
Devam eden soyuyla, fani dünyaya bir imza attıklarını düşünmüşler.
Divan şairi, şairi azam Baki 'Baki kalan bu kubbe de bir hoş seda imiş' der ya, insanoğlu da nesliyle bir hoş seda, bir bakilik kazanmayı ummuş.
Bakilik soyla değil, iyilikle, eser bırakmayla kazanılır.
Tabii bunu cahil insanoğlu bilmez.
Kalıcı olmanın soyla kazanlılacağını sanır.
Aşk anlayışı bile bu çoğalabilme arzusu değil midir?
Alman filozof Schopenhauer, aşk tanımını 'insanın üreme arzusu' diye yapar.
Anadolu'da kız çocuklarıyla erkek çocukları arasında süregelen bir ayrım vardır; kimi dipdiri bir anlayışla devam ettirirken, kimi de bastırılmış halini devam ettirir.
Erkek çocuk, soyu devam ettirecek olandır; kız ise bir misafir, yarın eloğluna gidecektir.
O yüzden, erkek çocuğa sınırsız hak ve hoşgörü gösterilirken; kız çocuğa ise sınırlı bir hayat sunulur.
Eğer bir yanlışı yapan erkekse, görmezden gelinir; aynı yanlışı yapan kız ise horlanır, garipsenir, 'soyumuzu, şanımızı batırdın' diyerek cezalandırılır; ülkemizde bir kısım halkın kabul ettiği töreler vardır, bunların yaptırımı uygulanır, namus cinayeti, adı altında, garip garip işler olur.
Yaşadığım çevrede, töre denilen gariplikler olmasa da, bazı ayrımlar dikatimi çeker.
Erkek bir kız sevdiğini, onla çıktığını, onu öptüğünü gururla söylerken; kız, bir sevdiği olduğunu söylemeye bile çekinir, çünkü söylese, gelecek tepkiden haberdardır.
İnsanoğlu soyun kurusun, desem, kırıcı olur muyum ki?
Eğer olursam, özür dilerim.
Yetmez mi, insanoğlu? 7 Milyar nüfusa ulaşmışsın, kan ve göz yaşından başka evrene bir getirin olmamış; en güzel duygu olan aşkı bile, üreme isteği olarak algılamışsın!
Soyun kurusun senin!...
-Mustafa Yıldırım - 13.07.2013