- Kategori
- Siyaset
Irak'ta neler oluyor?
Uzun zamandan beri Irak’la ilgileniyorum.
ABD’nin Irak saldırısından epece öncesinde de oralardaydım, saldırıdan hemen sonra da. Gelişmeleri yakından takip ederken, o günlerde bazı değerlendirmeler yapmıştım. O gün yaptığım değerlendirmelerin bu günlerde gerçekleşiyor olması, beni elbette hayrete düşürmedi. Çünkü görünen köy kılavuz istemiyordu.
ABD’nin Irak’a girişi ile birlikte Bağdat’a yerleştim ve aralıksız bir yıl tüm Irak’ı kapsayacak şekilde bölgeden bulundum. Siyaset ile de yakından ilgilendiğim için, o günlerde Irak’ın siyasetine yön verenler (!) ile de birlikte oldum.
Gördüğüm manzara karşısında, Irak ordusu içinden gelen üst düzey komutanlarından olan arkadaşlarıma sordum: Niye ABD’ye karşı koymadınız? Neden bir tek kurşun bile atmadınız? Bundan sonra beklentiniz nedir?
Cevap ilginçti…
Dediler ki : “Hangi silahla karşılık verecektik?”
Oysa Amerika’nın Irak’a saldırı gerekçesi, özellikle kimyasal silahlar değil miydi? Nerede o silahlar? Nerede o meşhur “Cehennem top” denilen silah?
“Güldürme” dediler “Güldürme bizi, ne silahı? Elimizdeki silahların hiç biri işe yaramazdı.”
Sonuçta görüldü ki, gerçekten Irak’ın elinde bırakın kimyasal silahı, doğru dürüst silahları bile yoktu. Tanklarının hareket kabiliyeti, uçaklarının havalanacak hali bile yoktu.
İlk günlerde Amerika’nın Irak’a gelişinden memnun olan bir kesim vardı. Saddam karşıtı olanlar, Amerikan güçlerini “Kurtarıcı” olarak gördüler.
Ancak o günden bu güne yaşanan gelişmeler gösterdik ki Amerika “Kurtarmak” yerine Irak’ın tüm geleceğini karttı.
Son olarak Saddam’ın idam şekli ve yapanların da Şii olması ve idam sırasındaki davranışları da bütün bunların üzerine tuz, biber ekti…
O günlerde Irak’ta fiilen siyasetin içinde bulunan ve Irak’ın geleceğinin kurtarılmasında rol oynamaya çalışan aktif siyasetin içindeki Dr. Hatem Muhlis, hep umutluydu. Kendisi ile o günlerde çoğu zaman birlikte olduk ve Irak üzerine değerlendirmeler yaptık.
Bir gün Türkiye’ye beraber gelirken bütün yol boyu neredeyse Irak üzerine konuştuk. Kendisine “Irak’taki bütün sorunları çözmek mümkün olabilir. Eğer halk, çözüme destek verirse… Ancak ben, halkın çözüme destek vereceğine inanmıyorum.” Dedim. Destek verecek iki gurup vardı. Biri Sünni Arap kökenliler, diğeri de yine Sünni Türkmen guruplar. Çünkü Türkmen grup, ne yazık ki kendi aralarında yüz parçaya bölünmüş durumdaydılar. Kürtler ise ayrı bir devlet kurmak hayali içinde ve Amerika’dan destek gördüklerinden çözüme yanaşmayacaklardı.
Bütün bunlara rağmen “Çözüm” için tüm grupları ikna etmek bir bakıma olası şeylerdi ama ya Şiiler?
Hatta Dr. Hatem Muhlis’e bir de espri yaparak “Sünni-Şii konusuna nasıl çözüm bulunacağını bilebilsem, Irak’ta Cumhurbaşkanlığına aday bile olurum” demiştim.
İşte onları ikna etmek pek mümkün olmayacaktı.
Gerekçesini de açıkladım…
Irak’ta istikrarın sağlanmasını istemeyen bir güç var. O güç de İran’a bağlı Şiiler…
Irak’taki Şii grup, ülkenin tüm hâkimiyetini eline geçirmek istiyor. Oysa Irak’ta oluşacak üniter devlet yapısının yanında demokratikleşme, İran’ın da içini karıştırmaya yetecekti.
İran buna razı değildi ve bu güne kadar da hep bu nedenle Irak’ta etkin olmaya çalıştı ve başardı da.
Bu gün Irak iç savaşın eşiğine gelmiştir. Yönetimin nasıl olacağının tespit edilmesi ve düzenlenmesi, yakın gelecekte mümkün değildir. İşin garip tarafı da, artık Amerika’nın bile olaylara hâkim olamamasıdır.
Irak’ta şu anda hâkimiyet Şii grupların elindedir. Kuzeyde ise Amerikan’nın destek verdiği Kürtler, kendi devletlerini resmi olmasa da kurmuşlardır. Bu gerçeği görmezlikten gelmek mümkün değildir.
Bütün bu olaylar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Güney sınır komşusunda yaşanmaktadır.
Ve…
Türkiye, bu konumda nasıl bir politika izleyecektir?
Hele, o coğrafya içinde güvenliğimizi tehdit eden PKK unsurları da varsa?
Elimize geçirdiğimiz fırsatları kaçırdıktan sonra ne yapacağız? Artık Ortadoğu içinde etkin olabilecek miyiz? Olacaksak nasıl olacağız?
Bu gün cevap verilmesi gereken en önemli konu bu…
Sanırım Başbakanımızın “Öncelikli” dediği konu da bu olsa gerek.