- Kategori
- İş Yaşamı - Kariyer
İş ahlakı
İş ahlakı, doğu kültüründe var olan “vicdanî hasletin” her insanda ciddi bir kontrol mekanizması olması nedeniyle ayrıca teorik bir konu olmamıştır.
Temeli inanca dayanan vicdan, dünyada her şeye saygılı olmayı tembihlediği için inanan tüm insanlarda da bu saygı ve başkalarının hakkına riayet etme hususiyeti tabii olarak vardır.
Bir çiçeği koparmaktan çekinen vicdan sahibi, aynı zamanda bir kuşu, ala geyiği öldürmekten de çekinecektir. Yolda bir kuş ölüsü görürse üzülecek ve kenara alıp, hayatı sona ermiş bu canlıya saygı gösterdiği gibi başkalarının saygısızca tekmelemelerini önlemiş olacaktır.
Bu insanlar tarlada ortak çalışırken birbirine, çarşıda bir dükkanda çırak olarak çalışırken işine ve ustasına hak ve saygı yönünden kusur işlemeden çalışacaklardır. Nitekim yüzlerce yıl böyle bir doğu kültürü var olmuştur.
Yirmi yıl boyunca dergaha dağdan odun taşıyan Yunus hiç kusur ve ihmal göstermediği gibi o dönemin inançlı ve vicdan sahibi tüm çalışanları işlerini böyle dürüst ve özenle yapmışlardır.
Bedestenlerde, cami etrafında kümelenmiş kapalı çarşılarda, iş hanlarında, han ve hamamlarda, medresede, imalat hanelerde ve dergahlarda işini ciddiye alan kusur ve ihmaliyle zarar verirse kazancına haram karışacağını düşünen ve bunu evinde helal rızık bekleyen hane halkına yedirirse mesul olacağından en azından hadis-i şerifin ifadesiyle “40 gün duası kabul olmayacağı” korkusuyla hak ve hakkaniyete dikkat eden çalışanlar hiç de az değildi.
İş ahlakı inanca bağlı vicdani bir mesele iken bugün teorik düşünce kaynaklı süslü laflarla felsefesi yapılan ve tüm ceza-i uygulamalara karşılık giderek yozlaşan bir durum almıştır.
Sürüsünü güden çobanlardan biri ücreti olan 1-2 koyunu olmadan gidince sürü sahibi onun hakkı olan koyunları işaretlemiş ve her yıl yavrularını da yanına katarak hak sahibi işçiyi beklemiştir. İşçi yıllar sonra gelip, “sizde alacağım kaldı, filan yılda çobanlık yapmıştım ve ücretini alamadan gitmiştim” deyince mal sahibi gönül rahatlığıyla ve vicdani bir huzurla “buyurun ücretiniz şurada gördüğünüz işaretli davarlardır” demiştir. Çoban “alay etmeyin” deyince, ne münasebet siz ücretinizi almadan gidince hakkınız olan davarı ayırdım, yıllar içinde yavruları çoğaldı bunlar onun getirisidir ve hepsi sizindir” demiş ve çalışan sevinerek sürüyü önüne katmış ve birini bile bırakmadan alıp gitmiştir.
İş ahlakı bu dedirten müthiş bir olay. İşçiye yılda bir kez gömlek ya da ramazan azığı vermekle iftihar etmek değil.
Ne yazık ki, insanlık tarihi kadar eski olan ve daha ilk insan olan Hz. Adem (as) ın oğulları Habil ile Kabil arasında çıkan çatışma ve haksızlık bu hususun her insanda tam ve kamil manada yaşanmadığını ve yaşanmayacağını da göstermektedir.
Yinede büyük çoğunluk vicdani ölçü ile hareket etmektedir ki, bu her türlü polisiye tedbirden üstündür. Hala bir arkadaşının masasından kalem almaktan hakkaniyet ilkesiyle çekinen insanlar çoğunluktadır. Özel mülke müdahalenin cezası olduğu için el sürmeyen akılcı toplumlardaki polisiye tedbirler bir gün yetersiz kaldığında göreceğiz ki, elektriklerin kesildiği bir gecede yüzlerce ev, dükkan ve işyeri soyguna uğrayıp talan edilecektir.
Bir şehrin yağmalanmasını engelleyen polisiye tedbirlerin yerine bu tedbirlerin çok önemsenmediği orta çağ Bağdat şehrine girdiğimizde dudak uçuklatan güzellikler ve masallara konu olacak yaşantı ve zenginliğe şahit olacağız. Bu durum bir şehre özel bir durumda değildi, toplum algısı hakkaniyeti gözetiyor birbirlerine saygılı ve sadaka ile fakirleri destekleyen bir yapı vardı.
Hele kendisine güzel bir elbise satmak için getiren kadına Hz. İmam-ı Azam’ın, “ne fiyat istiyorsun?” sorusuna “ya imam 100 dirheme ihtiyacım var onu size bu fiyata satayım” deyince, koca imam hayır daha fazla eder” şeklinde cevap vermiştir. Kadın fiyatını yüzer yüzer 400 dirheme kadar çıkarınca imam hala daha fazla eder deyince kadın, “alay mı ediyorsun?” şeklinde şaşkınca sormuş İmam-ı Azam ise, “ne münasebet bir bilen çağırın da fiyat tespit etsin” demiş ve gelen kişinin 500 dirhem eder tespitine karşılık kadına bu fiyatı ödemiştir. Dillere destan bu hakkaniyet çalışan, çalıştıran, alan, satan herkes için ne kadar ciddi uygulanır bir üslup olduğunu göstermektedir.
Bize düşen yine evlatlarımıza daha çocukken evde ve okulda, “oğlum sakın kimseye haksızlık etme, yalan söyleme, işini tam ve dürüst yap, işçinin alın terini tam öde” diye öğretmektir.
Göreceksiniz insanlık bugünkünden daha güzel ve sıkıntısız bir toplum hayatı yaşacaktır. İş ahlakı; sadakat, dürüstlük, özen, bizzat çalışma, sır saklama, işverenin makine ve ürününü korumak vs. ifadeleri yasalara konsa da hala işçi ve işveren haksızlıkları devam ediyor ise kanunların görmediği her yerde haksızlık yapılacaktır ama kalplere yazılırsa kalpsiz insan neredeyse yoktur.
Muammer Murat
İnsan Kaynakları Yönetim Danışmanı (5.10.2012)