- Kategori
- Gündelik Yaşam
İş görüşmesi...

Karşısındaki adam masanın üzerinde bir evrağı inceliyordu. Gözlüklerin altından gelen bayanı görüp ayağa kalktı. Nazik bir şekilde elini uzattı. "Bir bayan elini uzatmadığı sürece siz erkek olarak elinizi uzatmayın." Bu görgü kuralından haberdar olan bir erkek var mıydı acaba?" diye düşünmeden edememişti. Bu düşünceyi ona düşündüren adamın bakışlarındaki rahatsızlıktan dolayı olmalıydı. Bakışlarından hoşlanmadığı bir insanı hiç sevemezdi nedense. Bu sadece bir iş görüşmesi diye telkinde bulundu kendine. "Ön yargı kesinlikle yok." Gerçekten bir işe ihtiyacı vardı.
Adam karşısındaki bayanla ilgilenmeye başladı.
-Buyrun lütfen?... A.... Hanımdı değil mi?
-Evet. (İşte başlıyoruz diye düşündü.)
-Lütfen şöyle oturun. Bir şey içer misiniz?
-Hayır teşekkür ederim.
-CV'inizi inceledim. Son işinize ayrılma sebebi olarak kişisel sebepler demişsiniz. Yani?
-Yanisi emek hırsızlığı desem...
-Açarsanız...
-Şöyle ki misal; A kişisi B işini çok iyi yapıyor, B kişisi A işini çok iyi yapıyor. Ama bir şirket tüm çalışanlarıyla vardır. Asolan A kişisinin de B kişisinin de her iki işi de yapıyor olabilmeleri en azından birinin yokluğunda şirketin o kişinin yokluğundan etkilenmemesi önemlidir. Biz bunu tüm elemanlar olarak yürütüyorduk. C kişisi ise hiçbir şey yapmasa dahası sizin emeğinize sahip çıksa, dahası da şirketin iş hacmini olduğundan daha az gösterse... Hatta günlük nakdi kazancın iyi olduğu halde kötü gibi hesaplara işlese...
-Ama bu bir suçtur.
-...
-Bir şey yapmadınız mı?
-Elbette yaptım. Öncelikle C kişisiyle görüştüm. Sonrasında kendi hesaplarımla onun hesaplarını kıyaslayarak bir bilanço hazırladım. Sonrasında üstlerimle görüşmek zorunda kaldım.
-O değil de siz niye ayrıldınız?
-O da benim üstümdü. Müdürümdü.
-İlginç... Peki siz nasıl farkına vardınız?
-İş hayatında özellikle para söz konusuysa muhakkak kendi hesabımı özel olarak kaydederim. Yarın öbür gün hesap sorulduğunda hesap verebilmek için. Benim tarafımdan bir yanlışlık olursa eğer kendim düzeltir ve herkese de bu hatayı söylerim.
-Anlıyorum. İşinizden memnun muydunuz?
-Aslında hayır. 2 yıldan fazla hizmet sektöründe çalışıyordum. "Müşteri her zaman haklıdır." politikasıyla çalışılırdı.
-Müşteri her zaman haklı değil midir?
-Haklı değildir elbette. Bana göre; müşteriyi mağdur etmemek, şirket olarak yaptığımız hizmetten memnun kalmasını sağlamaktır. Yaptığın işin kalitesi de varsa müşteri gülerek ayrılıyorsa bu yeterlidir. Nasıl olsa tekrar gelecektir.
-Sizinle çalışmak güzel olacak. Bir milyar maaş, sosyal güvenceniz de ayrıca olacak.
-İlanda maaş daha düşüktü.
-O maaş senin için geçerli değil.
-...
-Evli misiniz?
-Hayır.
-Erkek arkadaşınız var mı? Nişanlı veya sözlü??
-... Niye sorduğunuzu anlayamadım.
-Bir erkek arkadaşın yoksa, iş dışında da bir şeyler yapabilirdik. Başbaşa yemek yiyebilirdik, hafta sonları seyehat edebilirdik. Evime...
-Bi dakika... Siz... (Çok sinirlenmişti. Yine de sakin olması gerektiğinin bilincindeydi. Hayatımdaki en kötü iş görüşmelerinden birini yaşıyorum dedi içinden.)
-Bana sen diye hitap edebilirsin A.....?
-Burada başka biri yok mu? Nasıl bu kadar rahatsınız?
-Hayır yalnızız elbette... Şirkette ilişkimizi belli edemeyiz diğer çalışanlara.
-Şimdi kulaklarınızı iyice açıp beni dinleyin. Burası bir iş hanı değil mi ve 4.kattayız. Üzerimi darmadağın edip, çığlık çığlığa sesimin yettiği son kuvvetle haykırır tüm iş hanını buraya toplarım. Ve onlara ne derim biliyor musunuz? "Bu adam bana saldırdı." O halde elbette kimse size inanmaz. Sonrası belki linç girişimi ve karakol. Bir de yeni bir kimlik edinmiş olacaksınız toplumda. İşinizden bile olursunuz. Gazetelere de çıkarsınız belki...
-Çok iyi senaryo yazıyorsunuz? Yazar mısınız?
-Sayılır diyelim. Şimdi CV'imi bana geri verin.
-Gerçekten siz beni yanlış anladınız!!! Aslında...
-Tek bir kelime daha etmeyin. Bir pislik olduğunuzu ortaya çıkarmaktan mutluluk bile duyabilirdim eğer gerçekten söylediklerimi yapacak şeytanlığa sahip olsaydım.
Daha söylemek istediği çok şey vardı. Daha fazlasını söylemeliydi. Biliyordu. Ama yine de ağzını bozmak ya da yapacağı her hangi bir davranış onu sakinleştirmeyecekti. Bunun bilinciyle kalabalık caddeye fırladı. Yağmur yağıyordu. Oysa o sinirinden ağlamak üzereyken bir çocuk geldi.
-Abla mendil alır mısın?
-Sağol ama mendilim var.
Başı öne düşmüştü. Gitmek üzereydi. Durdurdu.
-Hey...
-Mendil mi alacaksın? diye tekrar sorarken gözleri ışıl ışıldı.
-Hayır diye cevap verdi. Peki o zaman niye seslendin der gibi baktı. Aç mısın diye devam etti.
-Açım.
-Tamam o zaman. Yemek yemeye ne dersin?
-...
-Bakma öyle ben ısmarlayacağım dedi.
-Olur dedi gülümseyerek bunun üzerine.
-Günlük kazancın ne kadar senin?
-25 lira.
-İyiymiş beni ortak olarak alsana... dedi çocuğa yanyana yürürken.
Bazen her şey bir mizah sanki. Krizin boyutlarında, nüfusun fazlalığında ne yapmalıyız?