- Kategori
- Gündelik Yaşam
İşçisin sen işçi kal
2016'nın ilk aylarında yapılan araştırmalara göre 12-13 milyon civarında çalışan işçi var. Üstelik bunlar kayıtlı olan işçi sayısı. Ülkemizde kayıt altına alınmadan çalıstırılan insanlar malumunuzdur. Dolayısıyla bunu dikkate aldığımız takdirde sayı korkunç bir boyuta ulaşır. Yine aynı araştırmaya göre istihdam edilen insan sayısı 26 milyon civarında yani hemen hemen yarısını işçiler oluşturuyor. Her ne kadar kendi güçlerinin farkında olmasalarda.
Peki ya patronlar? Hani önlerinde el pençe durduğumuz, hani her istediklerini sorgulamadan yerine getirdiğimiz patronlar.. Ne yazık ki yarımız kadarlar. Evet kudretinden inim inim inlediğimiz o patronlar bizden daha azlar.
Biz işciler olarak birbirimizin farkında değiliz aslında. Her gün yan yana geçip gidiyoruz. Aynı iş yerinin kapısından giriyoruz. Mesai yoğunluğundan göz rengini bilmiyoruz birbirimizin veya evli mi bekar mı çocuğu var mı... Ustabaşı, patron adı her neyse artık bir giyotin gibi bekliyor çünkü başımızda. Kafanı kaldırsan, 2kelam etsen kaytarmış olursun işinden, mimlenirsin..
Oysa o kadar çokuz ki ve bir arada olsak ne kadar güçlü. Ama gözünü sevdiğimin lidyalıları buldukları günden beri parayı ve biz insanoğlu korkuyu öğrendiğimizden beri bir arada olmayı unuttuk.. Korkuyoruz evet ! Çünkü evde ekmek bekleyen çocuklar var. Çünkü başka iş yok. Çünkü birlik beraberlik yok. Çünkü bugün ben bu işi bıraksam benim yerime gelecek milyonlarca insan var. Oysa hep birlikte isyan etsek ben dur desem sen dur desen ve daha niceleri dur dese.. Ama demiyoruz işte.. Yine aynı araştırmaya göre sendikaşma oranı çok düşük. İşçiler haklarının farkında değil. Patronlarının dayatmalarına karşı ekmek parası uğruna eyvallah diyip seslerini kesiyorlar. Hukuk çaresiz.. Haklarının farkında olmayan bırakın onu kendini savunmak istemeyen bir insanı koruyamazsınız. Hukuk bu noktada susar. Kanun maddeleri çaresiz kalır. Oysa tek tek düzenlenmiştir bir işçi kaç saat çalışmalı,kaç saatte bir mola vermeli.
Bir kaç yaz önce babamla ufak bir kriz yaşadık. Ben derslerden kaldım babam madem okumakta gözün yok git iş bul çalış ozaman dedi. Tamam dedim diktim burnumu havaya yazdım bi güzel cv en kısasından düştüm yola.. Bulduğum her yere bıraktım özgeçmişimi. Gören duyan el ilanı dağıtıyorum sanır o derece. Sanırım sonraki süreçte arayan soran olmadığını belirtmeme gerek yok.
Hala okuyan, kış geldiğinde işi bırakıp okluna dönecek olan bir insanı kimse işe almak istemedi doğal olarak. Ayrıca yaz için herkes elemanını çoktan almıştı ben biraz geç kalmıştım. Vazgeçmedim tabi. Kavga etmişim babamla birde üstüne inatlaşmışım, yegane AVM'mizin yolunu tuttum. Burdan bana eni sonu bir iş çıkar die düşünüordum ama ne yazık ki koskoca yerde bir allahın kulu da demedi ki sana ihtiyarcımız var. Aynı yerde ailemle sürekli yemek yediğimiz bir restaurant vardı bu defa onun kapısını çaldım. Çalışmak istiyorum diyince tabi baya bir şaşırdılar hadi yemeğini yede git dediler. Baktılar inat ediyorum bugünlük çalış yarın kapının önünden geçmezsin diyip iş yerinin tişörtünü verdiler bana. İkiletmedim bir güzel giydim annemi aradım ben iş buldum akşam geç gelirim dedim başladım çalışmaya. Ama nasıl çalışmak. İlk olarak bana işi öğrettiler ne yapmam gerektiğini nasıl davranmam gerektiğini. Çalısıyorum ama bende hep bir itiraz. O bez çok pis onla mı silcez masaları? O su cok pislenmiş suyu değistirsek mi ? Tabaklar da kalan artıkları hayvanlara veriyosunuz dimi ? vs vs. 1 gün içinde görev yerimi sürekli değistirmek zorunda kaldılar. Masaları sildiğimiz bezin artık kirlendiğini söylemem işlerine gelmediğinde çatal-bıçak temizlemeye gönderdiler. Onları tek tek ince ince temizlediğimi gördüklerinde vakit kaybediyosun deyip mutfağa gönderdiler. Yere düşen ekmekleri müşteriye götürmeye reddettiğimde mutfaktan da kovdular. Yani kendi içinde belirli bir sistem oturtmuşlardı ve ben bu sisteme çomak sokuyordum onların gözlerinde. Ama yere düşen ekmek yerden alınıp müsteri tabağına konmaz, kirden simsiyah olmuş suyla yerler silinmez, simsiyah bezle masalar temizlenemez... Benim mantığım bu garsonluk işini pek almadı. Beceremedim ben. Ayak uyduramadım. Hem benim bildiğim tip box kutusu çalışanlara bahşiş atılması içindir. Patronlar onu kasaya boşaltmamalıdır !!
Akşama kadar tüm bunları görerek gözlemleyerek çalıstım. Üstelik bir dakika dahi durmadan. Yemek yemeden, su içmeden. Ayrıca çalışan kadın sayısının neden az olduğunu da deneyimleyerek öğrendim. Erkek egemen bir toplumda yaşamanın bir handikapı da bu olsa gerek. Her alanın kendilerine ait olduğunu düsünüyorlar. Ait oldukları cinsel organlarının kendilerine bir üstünlük sağladığını sanıyorlar. O gün çalıştığım süre boyunca defalarca sözlü ve fiziksel tacize uğradım. Birlikte çalıştığım garsonlar tüm bu süre boyunca bana askıntılık edebileceklerini ve bunun en doğal hakları olduğunu düşünmüş olsa gerek. Tabakları yerlestirirken elime dokunmalar, mutfağa girip çıkatken sürtünmeler ve daha neler neler...
Akşam 23.30 da mesai bittiğinde ancak telefonumu elime alma fırsatı bulmustum ki ailemden bir sürü cevapsız arama vardı. Çalıstığım süre boyunca bakamadığım ve iletişime geçemediğimiz için meraktan çılgına dönmüşler ve çalıstığım yere doğru yola çıkmışlar. Gelip beni aldılar ve eve giderken babama bir daha asla ama asla oraya adım atmıyacağımı söyledim. Hala daha oraya yemek yemeye gitmeyiz.
Bu bana müthiş bir ders olmustu. Özellikle bir kadının çalısma hayatında ne kadar ezilebileceğini yaşayarak öğrenme şansım oldu bu sayede.
Ertesi gün tişörtümü teslim etmeye gittim. Patrona tişörtümü verdim her şey için teşekkür ettim ve ustalarla vedalaşmak istediğimi söyledim. Bir gece önce oturup iş hukukunu bastan aşagı okumustum. Ustalara gidip haklarınızın farkında değilsiniz burda sizi cok eziyorlar dedim. Evde cocuklar bekler dedi. Haklarınız kanunlarla düzenleniyir ama dedim. Ekmek parası dedi. Haklıydı o istifa edip gitse yerine gelicek binlerce kisi vardı. Mesela ben ordayken yeni bir cocuk gelmiş tişörtümü ona veriyorlardı kuralları anlatıyorlardı. Benim yerimi, onun yerini doldurmak için hazırda bekleyen milyonlarca insan vardı. Tamam dedim sen belki bir şey yapamazsın ama ben burda gördüklerimi unutmam. Okulu bitirdiğim gün budayım...
Unutmadım..