Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ağustos '11

 
Kategori
Anılar
 

Işıkları kim kapattı?

Işıkları kim kapattı?
 

Geçen gün; yakın bir arkadaşım iş çıkışı olağan ziyaretlerinden birini yapmıştı. İftara az kala ofiste oturmuş, zaman geçirmek için laflıyorduk. Birden arkadaşımın telefonu çaldı. Arayan acilen hastaneye gelmesini istiyordu. Arkadaşım, bi anda panik içinde çıktı gitti. Merak içinde defalarca aradım, beni de korku kapladı birden. Biraz zaman sonra görüştük. Abeği trafik kazası yapmıştı. Hastanenin acil servisindeydi. Durumuyla ilgili çok net bilgi olmamakla birlikte, çok şükür ki, hayati tehlikesi yoktu.Sonra bi kaç gün tedavi gördü ve taburcu oldu. O gün arkadaşımın planları ve hayatı bir anda değişiverdi. Bu değişimin oluşunda onun hiç bir kontrolü yoktu. Çok daha kötüsü olablirdi, ama bu kez, İlahi kudret bu kadarını kafi görmüştü. 

Bundan bir kaç yıl önce benzer bir telefonda ben almıştım. Yine ofisteydim, ikindi vakitleriydi. Aramasına pek alışkın olmadığım, ablamın eşinin erkek kardeşiydi arayan. Abeğinin rahatsızlandığını, hemen hastanenin acil servisine gelmemi söylüyordu . Eniştemin, sağlığı ile ilgili bir problemi olmamasının yarattığı olumlu hava ile, aklıma çok kötü şeyler getirmeden, gittim hastaneye. Yakın çevreden epey insan ordaydı. Ablam ve yeğenlerim de ordaydı. Aldığım ilk bilgiye göre kalp krizi geçirmişti. Ne yapılması gerektiğini konuşmak için, hemen doktoru buldum. Ona eğer gerekli ise çevre illerdeki daha kapsamlı hastanelerden birine götürebileceğimizi söyledim. O da şu an nezakete aykırı bulduğum bir biçimde aynen şöyle dedi. "Valla biz şimdi morga indiricez, siz oraran nereye isterseniz götürebilirsiniz." Nasıl olur? Falan filan, duyan herkes feryat figan. Evet eniştemi kaybetmiştik. 45 yaşında sabah evden gayet sağlıklı bir şekilde çıkan, o adamın cesedini morga indireceğini söylüyordu "beyaz önlüklü adam". Ama onun daha biri on yaşında bir kız diğeri onsekiz yaşında bir erkek iki çocuğu vardı, hayata ilişkin daha önceki akşam konuştuğumuz planları vardı. Bunlar hiçbirşeyi değiştirmiyordu malesef. Acılı haber ile yıkılan aileyi teselli işi de bana kalmıştı. 

Bu zaman diliminde babam akciğer kanserinin son evresindeydi. İlaç tedavisi ve ışın tedavisi denenmişti. Ama galiba fazla yararı olmamıştı. Son günlerde durumu pek de iyi değildi. Bu sebeple böyle bir haberi ona duyurmak ani ölümüne neden olabilirdi. Anneme de söyleyemezdik, çünkü muhakkak belli ederdi. Ben, o günü onlara haber vermeden geçirmeye, ertesi sabah erkenden annemi evden alıp, babamdan uzak bir yerde ilk tepkilerini verebilmesi için, cenaze evine getirip olanları anlatmaya karar verdim. Annemi ertesi günün sabah ezanları okunurken evden alıp getirdim. Acı haberi kendisine verdik, verdiği tepki beklendiği gibi. Biz onu sakinleştirmeye çalışırken, evin telefonu çaldı. Arayan; babamla birlikte bıraktığımız erkek kardeşimdi. Telefonda titreyen çığlık çığlığa bir sesle, babamın fenalaştığını hemen gelmemizi söylüyordu. Nasıl gittiğimi hiç hatırlamıyorum. Hemen eve vardım. Babam, koridorda yerde yatıyordu. Nefes alıp verişi iyice düzensizleşmişti ve ayağa kalkamıyordu artık. Onu kucakladım, arabaya attım ve en yakın hastanenin aciline gittik. İlk müdaheleden sonra biraz rahatladı. Hastaneye yatırılmasına karar verildi. Onun yatış işlemlerini yaparken, diğer cenazeye zor yetiştim. Babam hastanede 11 gün yattı, son günlerini yoğun bakımda, komada geçirdi. Onu da sonsuzluğu uğurladığımızı aynı hastanenin acilinde bir olay için ifade almaktan, döndüğüm anda öğrendim. Hayat bizim düzenimize aldırmadan, alışkanlıklarımızı, beklentilerimizi hiçe sayarak değişmişti. Artık hiç bişey eskisi gibi olmayacaktı. 11 gün arayla iki cenaze vermiştik. Kabullenmesi de çok kolay olmadı. O ruh hali ile içimden geçen soru şuydu. Işıkları kim kapattı? 

 
Toplam blog
: 11
: 392
Kayıt tarihi
: 29.07.11
 
 

Ne yazık ki; hukuğun insan ilişkilerinde en alt sıralarda yer aldığı, güzel ülkemde; üst düzey bi..