- Kategori
- Felsefe
İslam dininde felsefi düşünce akımları-3
İnsanın, Tanrı'dan bağımsız olarak, kendi eylemlerini takdir etme ve yaratma gücü var mıdır?
İnanç ve düşünce akımlarındaki görüş ve yorum farklılıklarından doğan mezheplerin üçüncüsü de "Mutezile"dir. Bu blogta da, Mutezile'nin ne olup olmadığını; insanın Tanrı karşısındaki durumunun ne olduğunu anlamaya ve bir anlamda da, yukarıdaki sorunun yanıtını aramaya ve bulmaya çalışacağız; bulabilirsek tabi...
MUTEZİLE :
"Ayrılanlar; bir kenara çekilenler"(*) anlamına gelen Mutezile akımı düşüncesi ya da mezhebinde, "İnsanın kendi eylemlerini takdir etme ve yaratma gücünde olduğunu; bu eylemler üzerinde Allah'ın etkisinin bulunmadığı" düşünülür. Daha yaygın bir görüşe göre de, Mutezile yanlıları, Muhammet Peygamber'in yasaklamış olmasına rağmen, "kader" sorununun irdelemeye tartışmaya açmışlardır.(1)
Bu görüş, daha önce açıklamaya çalıştığım "Kaderiye" akımının bir adım daha ileri atılmış şeklidir. İnsanın, kendi eylemlerini takdir etmesi, Kaderiye düşüncesinde vardır; ama, eylemleri ortaya koyan ya da yaratan Tanrı'dır. Tanrı'nın etkisinin bulunmadığı durum, yarattığı eylemlerin insan tarafından seçimi konusundadır. Tanrı bu seçimi insanın aklı ve özgür iradesine bırakmıştır.
Mutezile akımının, "hayır" ve "şer" konusundaki düşüncesi de, Kaderiye akımından farklılık gösterir. Kaderiye akımı, hem "hayır" ve hem de "şer"in Tanrı tarafında ortaya konulduğunu söyler. Mutezile akımı ise, Tanrı'nın yalnızca "hayır"ı yarattığını, "şer"i yaratmadığını söyler.Ama bu akıma göre, Tanrı isterse, "şer"in önüne geçebilir.(2)
Burada bir çelişki göze çarpıyor. Tanrı'nın "hayır"ı yaratması; ama "şer"i yaratmamasının nedeni anlaşılamaktadır. Bu akıma göre, insanın "şer"i yaratmaması, "kendi eylemlerini yaratma gücü" ile çelişkili olmuyor mu?
Mutezile yanlıları bence, Kaderiye akımından farklı olduklarını söylüyorlar ama anlatımda pek de farklı olmadıkları ortaya çıkıyor. Bu nedenle de, bazı kaynaklarda bu konu işlenirken, Mutezile(Kaderiye) başlığı atılıyor. Ayrıca, Tanrı'nın "hayır"ı yaratması ve "şer"i yaratmaması Tanrı'nın adaletini de zedelemiyor mu?
Çünkü, iyilik yapanları cennetle ödüllendireceği, kötülük yapanların cehennemde cezalandırılacağını haber veren Tanrı'nın "hayır"ı yaratması, buna karşılık "şer"i yaratmaması Tanrı'nın adaleti ile de bağdaşır görünmüyor.
Buna bağlı olarak, Kuran'da Allah'ın "affedici", "bağışlayıcı" olduğunu bildiren pek çok ayet vardır. Mutezile düşüncesi, Allah'ın bu hoşgörüsünü de pek kabul etmiyor gibi görünüyor. Çünkü, Mutezile, insanın eylemlerinden dolayı sorumluluğuna büyük önem veriyor ve Allah'ın varlık ve birliğini tanımayanların, içki, zina, hırsızlık, tefecilik, savaştan kaçma gibi büyük günah işleyenlerin, tövbe etmedikleri ya da günahlarını bağışlatacak değerde daha iyi iş ve eylemlerde bulunmadıkça bunların affedilmesinden yana değildir.
Ömrü boyunca, yukarıda saydığım kötülükleri yapmış bir kişinin ölürken, Allah'tan af dileyerek makbul bir insan haline gelmesinin, her türlü adalet ölçülerinin dışında olduğunu düşünüyorum. Kadir gecesinde yapılan duaların ve edilen tövbelerin de, o güne kadar işlenen günahların, Allah tarafından sıfırlanacağı düşüncesi de, bana Allah'ın adaletine uygun değildir gibi geliyor.
Mutezileye göre, ölenlerin arkasından edilen duaların, onun adına yapılan iyiliklerin, verilen sadakaların da bir yararı yoktur. Bunlar, ölenin bu dünyadaki günahlarını affettirmez.
Cenaze namazında, namazı kıldıran hocanın "meftayı nasıl bilirsiniz?" sorusuna camaatin verdiği "iyi bliriz" yanıtının da, ölünün, varsayılan öteki dünyadaki yaşamına hiçbir etkisi olamaz.
Sonuç :
Mutezile bilginlerinin hemen tümü, "akıl" ile "naklin" çelişmesi durumunda, akla öncelik vererek "nakli" ona uydurmaya çalışırlar. İlave olarak da, "nakil" olmasa da, akılla Tanrı'nın bilinebileceğini savunurlar. İşte, Mutezile'nin, Kaderiye'den farklı en uç noktası budur. Öte yandan, Mutezileye göre, "nakil"den kaynaklanan ahlak kuralları da "akıl" tarafından bulunabilir.
Sonuç olarak Mutezile düşüncesinin en belirgin tarafı, insanın eylemlerinin yaratıcısı olması; günahı da sevabı da kendine ait olmak üzere eylemlerinden dolayı, bağımsızlığının en üst seviyede olmasıdır.
Mutezile'nin, İslam inancının düşünce temellerini belirlemesi, felsefi düşünce ile dinsel düşünceyi uzlaştırmaya çalışması, aklı ön planda tutan, inancı akılla kuvvetlendiren, kaderi Allah'a değil de, insanın kendi davranışlarına bağlaması, bazılarına göre çağdaş yorumlar olarak görülebilmektedir.
cdenizkent
Not : Çarşamba gününün konusu "Eşarilik":
__________________ :
(*) "Mutezile" adı, İslam Tarihi'nde ilk kez üçüncü halife (Hz.)Osman'ın öldürülmesinden sonra, (Hz.) Ali'nin halifelik hakkı konusundaki tartışmalar sırasında, (Hz.) Ali'yi ya da karşıtlarını onaylamak ya da mahkum etmek yerine "orta yolu" izleyenler için kullanılmıştır.(AnaBritannica Genel Kültür Ansiklopedisi, Cilt-23)
(1) "Mutezile", Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi, Cilt-16
(2) Doç.Dr.Niyazi Öktem(şimdi profesör), Hukuk Felsefesi ve Hukuk Sosyolojisi, s.66