​ Issız ada / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '08

 
Kategori
İlişkiler
 

Issız ada

Issız bir adaya düşseniz yanınızda ne olmasını isterdiniz? Ne kadar klişe bir soru değil mi?

Aslında adaya gerek yok. Kalabalıklar arasında yalnızız. Seslerin arasında sessiz. Kendi sesimizeahenk olacak diğer sesi arayoruz. Hayatımıza yeni birisi girdiginde, bize ahenk olacak sesin o ses olamadığını, sesleri dinlediğimizde anlıyoruz. Savaşmadan kazanmaya çalışıyoruz.

Global olan şu çölün ortasında, global olamadan yaşayıp gidiyoruz. Herkesi suçlu ilan edip, önyargılarımızı aklımızın öğnüne geçirip, kabulenemediğimiz yaşantımızla yok olmaya biraz daha yaklaşıyoruz.

Halbuki tek isteğimiz olan şey mutluluk sadece. Adını bildiğimiz; anlamını kulağımıza uygun gelen ahenkli yazılardan, şiirlerden duygumuz, bir türlü hayatımızda yakalayamadığımız, o peri masallarındaki aşklar, dostluklar sevgiler.

Ama böyle değildi biz çocukken anne ve babalar çok mutluydu. Peki bu büyü nasıl bozuldu. Onların bildiği bize aşılayamadığı hümanist sevgiden dolayımı biz böyle olduk. Yahut bize dayatılan materyalist yaşamlarımızın sonucu mu?

Bana göre herseyin cevabı bu son sorununda cevabı. Ama ailelerimizin de suçu yok degil.

Bu yaşam sevgi üzerine kurulmuştur. Yani hümanizm akımı çıkmadan öncede sevgi vardı. Yani onun bir ismi olmadan önce. Fakat biz insanlar çok çabuk unutan varlıklarız. Keşke unuttuğumuz sevgi olmasaydı. Bu kadar çok şey kaybetmezdik. Bir isim bulduk yine olmadı.

Sevmeyi öğrenemedik. Ağacı sevmeyi, taşı sevmeyi, suyu sevmeyi en önemlisi insanı sevmeyi öğrenemedik. Bencil insanlar olarak yaşadık, sevilmeyi hep bencilce kendimize ayırdık.

Oysa doğduğumuzda başladı hepimizin serüveni. Daha bebektik, bebek kokularımızdan sıyrılamamıştık, gözlerimiz belki de açılmamıştı daha kokusundan tanıdık annemizi sevdik. Hep ihtiyaç duyduğumuz, varlığıyla huzur bulduğumuz babamız vardı. Sevdik koşulsuzca. Ya anneannemiz, babaannemiz, dedemiz büyükbabamız, halamız, teyzemiz... Hayatımızda olan daha birçok insan. Sonra büyüdük Amerikan filmlerini izleyerek. Evleri olan, arabaları olan, düzenli çalştıkları bir işleri olan ama mutlu olmayan, mutlu olamayan aileri izledik hep. Ve onlarrın yaşamlarına imrendik. Bizde olsaydı aynı koşullar, bizler mutlu olurduk.

Atalarımızdan kalan genlerimiz arasında şatafat, ihtişam da var. Bu genler yüzünden hep daha fazlasını isteyen, bir nevi gözümüzü madde bürümüş insanlarız. Yok yok biliyorum bir çok insanın hayali bir evinin olması sadece. Sonra bir arabasının olması. Keşke aylık iki, üç bin lira maaşı olsa. Yüzlerce mücevheri olsa pılantalar falan filan... Hergün birini taksa mesela. Nasreddin Hoca nın kürkü vardıya işte tam o mesele.

İşte böyle böyle doymuyor insan, aç kalıyor. Hep aynı yemekten isterseniz size hep aynı yemekten yaparlar. Ne olur sonra, siz başkasından istediğinizde. Bundan başkasını yemiyordunuz yine bunu yaptık size, olur. Sonra sonra bir başka yemegin tadını bırakın adını, olduğunu unutursunuz. Bir de bakmışız materyalist olmuşuz.

Mutluluğu ertelemektir tüm bunlar. Yalnız kalmaktır. Şu da olsa daha mutlu olurum. Olunmuyor işte. Birçok örneği var, güzel kadınlardan yakışıklı erkeklere kadar. Onlar mutlu olsa çocukları kesinlikle olmuyor. İşte bütün bunların altında aç kalınan yeri hiçbir madde ile doldurulamayan sevgi var.

Sevginizi göstermeyi asla ertelemeyin, annenize, babanıza, eşinize dostunuza, aşkınıza, aşık olduğunuza... sevgilerinizi gösterin. Ya da kalbinizin ahengini bir an önce bulun. Sevgiyle kalın...

 
Toplam blog
: 18
: 1166
Kayıt tarihi
: 07.10.08
 
 

Hayatımız savaşmakla geçerken, biz herkesle hatta kendimizle bile savaşıyoruz. Herkesle savaşmaya ha..