- Kategori
- İstanbul
İstanbul' lu I.

Bu gün biraz gerilere gitmek istiyorum. İstanbul dediğimiz zaman , bir kaos şehri olduğu kadar. Asırların sanat odağı olmuş, bir şehir olduğunu da biliyoruz. Ona kızmışızdır. Onu sevmişizdir. Onun için besteler yapmışızdır. Ona aşk şiirleri yazmışızdır. O şehrin hangi dönemi olursa olsun, havasını çiğerlerine bir kere dolduran onu unutamamıştır. Gizemleriyle olsun, içindeki acı ve tatlı yaşamı ile bizleri hep büyülemiştir. Hepimiz bir tarafından tutup onun için bir şeyler karalamışızdır. Peki o büyülü şehrin gizemli; o insanları kimlerdi? Daha doğrusu o şehrin sahipleri beyler, hanımlar kimlerdi? Kimdir İstanbul' lu! ..
Ben biraz çocukluk ve gençlik senelerine giderek anlatmaya çalışacağım. İstanbul' lu onun kaidelerine uyan herkeze verilen bir sıfattı. Belki Anadolu' dan gelmiş, o şehre yerleşmiş. Belki de Ege' den Karadeniz' den, eski Osmanlı toprakları olan Yanya' si Selanik' i gibi. O şehirde yerleşip de onun kaidelerine terbiyesine giyim kuşamına, daha doğrusu onun yaşam tarzına kim uymuşsa o bir İstanbul' lu idi.
O şehrin sınırları dışından gelip ziyaret edenlere ise ' taşralı ' denirdi. İstanbul' lu olmanın kaideleri, atmaya başladığınız ilk adımlarla başlardı. Herşey den önce hoş görü ve nezaket büyük yazılmıştı. Örneğin bir Konya eşrafından veye Ankara eşrafından. İstanbul' a yerleşmiş kişiler. Kendi geleneklerini sandıklarına kaldırır o şehrin adabı maşeretine uyarlardı ki İstanbul' lu olabilme sıfatına nail olabilsinler.
O zamanlar İstanbul' u o mavi gerdanlık Rumeli, Anadolu yakası diye ikiye ayırırdı. Sakın Rumeli dediğimiz zaman o bölgede Rumların yaşadığını sanmayın. Örneğin; Anadolu yakasını ele almaya kalksak. Üsküdar Anadolu' dan yeni gelmiş. O şehirlerin esrafını teşkil ederdi. Kuzguncuk ise Yahudilerin oturduğu bir semtti. Beylerbeyi Türklerin, o arada Mısırlı bir kaç ailenin bulunduğu bir bölge Çengelköy Rumlarla, Türklerin paylaştığı, Vaniköy gene Rumların oturduğu. Böylece devam eder giderdi. Karşı tarafın özellikleri biraz daha değişikti. Bir Talimhane (Şimdiki Taksim) aşağı doğru inmeye kalksak. Elmadağ, Harbiye, çatal şeklinde Nişantası, Maçka. düz gittiğimiz zaman Pangaltı, Şişli, İstanbul' un çöplerinin döküldüğü Çağlayan' la sınırlıyabilirdik. Harbiye' den sola saptığımız zaman Feriköy, sola döndügümüz zaman, eski adı Tatavla, şimdiki adıyla Kurtuluş' a. Son duraktan tekrar bir sol yaparsak. Dolapdere biraz aşağı Kasımpaşa onun üstü Kulaksız. Dolapderenin üstü Tarlabası, Beyoğlu, İstiklal'ın öteki tarafı Cihangir, Kadirler yokuşundan aşağısı ise Tophane, Tabii tektek bütün semtleri saymaya kalkmıyacağım. Mesela Tarlabasını ele aldığımız zaman. Rum ve Ermeni az bir yahudi toplumunu görebilirdik. Bu arada tek tük. Yerleşmiş Türk ailelerine de rastlanırdı. Şöyle gözlerimi kapadığım zaman biz çocukların ne çok bayramı olurdu. Paskalya' lar tussuz günler. Yortular. Daha neler neler. Hep birlikte bu günleri kutlardık. Kandiller de lokmaları, İrmik helvalarını, pişileri bekliyen ayrı dinlerde yaşıyan komşularımız, gibi.
Geçenlerde bir şarkı çalıyordu hey Corç versene borç diye. Yahu sen Corcu nereden tanıyorsun. O benim çocukluğunda ki Ermeni arkadaşım di. Borç almışsam ben almışımdır.
Bizi bekliyen en zor günler kısa pantolondan, uzun pantolon giymeye başladığımız zaman başlardı. Herşeyden önce en az 3 mendil taşımak zorundasınız. Bir tanesi daima ihtiyaç anında çıkarıp vereceğiniz mendil, ikincisi sizin şahsi ihtiyacınızı göreceğiniz. Ücüncüsü ise çaktırmadan ayakkabınızın arasıra tozunu alabilmeniz içindi. İskarpinleriniz devamlı hangi şartlar altında olursa olsun , pırıl pırıl olması gerekirdi. Zaten cep harçlığının yarısı oraya giderdi. Ütülü pantolon ikinci sırayı alırdı. Aksama kadar çizginin dayanması için oturma kaidelerini harfiyen bilmeniz lazımdı. Tabii hanımefendilerin şartları bizlerden daha da zordu. Hele o naylon çoraplar ayaklarda o çizgiyi
muhafaza etmek. Oturup kalkarken çorabın kaçmaması. Arnavut taşlarının arasında yürürken topuklarının kırılmaması, başlı başına bir hünerdi.
Bazı mecmualarda jartiyerli bir kadın bacağını seksi bir resim olarak sergilediklerinde kendi kendime gülüyorum, o zamanlarda her kadının çorabını tutturduğu bir parça idi. Tabii gücü yetmeyenler lastik de kullanıyordu.
Toplum araçlarında ise yaşları ne olursa olsun kadınlara karşı gösterilen saygı çok önemliydi. Hemen ufak bir reveransla yer verilir ve hiçbir zaman direk yüzlere bakılmazdı. Güzel bir bayana bakmanın bile bir usulü vardı. Omuz üstünde hafifçe göz kaydırırlardı. Kadınlar bu yönden biraz avantajlı idi, şapkalarının yarım kapadığı tülün arakasından süzmeleri gibi. Bayan aracı terk edeceği zaman beyler hemen kendisine yol açarlar. O hanımefendi vasıtayı terk edene kadar da yerine bir başkası oturmazdı.
Durakta bekleyen yeni yolcular en son kişi terk etmeden vasıtaya binmezlerdi.
Örneğin müzikli bir ortama bir delikanlı yalnız gidiyor. Bu arada bir dans müziği ile pistte çiftler dansa başlıyor. Bu arada hosunuza giden. Bir kız görüyorsunuz ne yapmanız gerekir ?
İlk önce ailesinin fark edemiyeceği şekilde genç kızla dans etmek istediğinizin sinyalini vermek zorundasınız. Eğer olumlu bir sinyal aldığınız zaman. Artık pür dikkat masada ki izin alabileceğiniz aile büyügünü tesbit etmeniz lazım, onuda tesbit ederek yavaş hareketler le masaya yanaşıp o kişiden dans etmek için izin almanız lazımdır. Sizin için o andan itibaren iki sık vardır. Eğer izin çıkmışsa genç hanımefendiyi dansa kaldırır. Tabiiki dikkat deceğiniz konu da vücutların temas etmemesi. Müziğin bitimin de.Masaya dönmeden evvel ilk önce hanımefendiye teşekkür etmeniz. Hanım efendiden sonra size bu izni veren kişiye teşekkür etmeniz gerekirdi. Karşı tarafın vereceği cevap tan sonra artık yerinize dönebilirsiniz.
İkinci sık ise en berbatı idi, sizin için. İzin gayet kibarca red edilmesidir ki sizin için o anda dans partisi bitmiştir. Yerinize döner bir kaç dakika sonra salonu terk etmeniz gerekir. Bu bir centilmenlik kaidesiydi.Sizin o aileye karşı göstermiş olduğunuz. Saygı örneğidir.
Her beyfendi cebinde kalem ve kartvizit veya boş not yazabileceği kağıt taşırdı. Tabii bununda nasıl kullanılmasının da kaideleri vardı.
Bu bölümü bitirmeden evvel bir yazarımızın dikkatini çeken çoğu yerlere çakılı ikaz tabelalarından bir kaç örnek vermeden geçemiyeceğim Bunlardan bir kaçı:)
Trenlerde rastladığımız veya parklarda , " Pancereden sarkmayı, Çiçekleri koparmayı, Çimenlere basmayı, Buraya işemayı ikaz eden bu tabelalar. Eski İstanbul' lu olrak m harfini çıkarsaydım ne olurdu acaba.! ..Yazımız biraz uzun oldu yarın devam edelim mı ne dersiniz?
Saygılarla.