İstanbul ben daha çekiciyim. / Haftasonu / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ekim '11

 
Kategori
Haftasonu
 

İstanbul ben daha çekiciyim.

İstanbul ben daha çekiciyim.
 

Fotoğraf : Gökhan Cenker ( yani ben ) :)


 

Ne yağmur yağdı be arkadaş. İyidir hoştur ama yaramaz çocuk İstanbul pek bir gözü yaşlıdır. Ağlar durur beya. Gözü yaşlıdır ağlaktır biraz da. Bu Pazar apartmanda amcamın yeni doğan bebeğinin mevlüdü vardı. Hani “ bebek mevlüdü “ derler ya aklıma gülünç şeyler gelir bazen.  Düşünsenize büyükler yerine  ufak ufak bebeler oturmuşlar ellerinde dua kitapları  tapşini tapşini  mevlüt okuyorlar. Tövbe tövbe ya  hayale bekın. “ Bekın “ yalnız =) Back ın değil.  Bazen klavye sürçebiliyor kusura akmayın.  O “bakın” olacak. Konuyu alakaya bağlıyım derhal, evde mevlüt olduğu için oğlum Furkan ile İstanbul turu yapalım dedik. Sadece bayanlara olduğu için mevlüt, evde erkeklerin durmasının bir lüzumu yok değil mi hafız? Bu düşünceyle hereket ederek düştüm yollara oğlumla...
 
   Pendik’ten Haydarpaşa yönüne giden banliyö trenine bindik.  – Biraz aptalca  olcak hacı biliyorum ama banliyö trenini ben  küçükken hep banyolu tren anlardım. Böyle jakuzili filan fışş fışşş  her deliğinden sular fışkırıyomuş bi de.- Tren tıklım tıklım bu havada bile. Dışarda yağmur ve ben trende bir mahmur.  Ley ley lümü lümü ley  rayların üstünde gidiyoruz. Direkler bile dolmuş tutunanlarla. Herkes striptizci gibi tutmuş bi direk; tren frene asıldıkça hobaa  hepsi bir sağa bir sola sallanıyorlar. Bir mor ışık eksik trende valla. Benim evlat da bir acayip doğrusu. Bazı yolcular inince boşalan koltukları kesiyorum inceden. Bir tanesine oturduk hemencecik, yer kapmanın rehavetiyle kendimden geçmişim. Bir onur, bir gurur sormayın. Triplere girmişim  farkında olmadan.
 
Karşımızda lcd ekranda birşeyler oynuyor filan.  Furkan da bakmakla meşgul. O sırada dedi ki “  baba ayakta duralım kapının yanına gidelim “ . Haydaa oğlum zaten zor yer bulduk yapma lütfen. Tututturdu illa ki  “ ayakta duralım da ayakta duralım “ . . . Tamam oğlum dedim kalktık tekrar. Sonra 5 dakika sonra  “baba yoruldum “ dedi tekrar oturduk. 10 dakika geçti “baba kapıya gidelim ordan bakalım “ . 5 dakika sonra hadi bir daha oturduk filan derken biz başladık deve cüce oynamaya trende. 
 
Düşünsenize trendeki bütün yolcular yer kapmaca oynuyolarmış. Hani otellerde animatörler müziği durdurunca herkes bi koltuk kapar ya onun gibi. Tren giderken herkes ayakta olsa. Tren bi anda dursa herkes  hobaaaa   diye koltuk kapsa  ayakta kalanlar trenden  indirilse  =))  kan çıkar kan... Bu düşüncelerden çıktıktan sonra Furkan'la trende  durakları saymaya başladık can sıkıntısı. Trenin kapıları durağa gelince açıldıkça mis gibi bir  yağmur kokusu  doluyordu içeriye. Ohh oluyorduk hepimiz. Akabinde. . .
 
   Toprakyol , Söğütlüçeşme  derken  nihayet Haydarpaşa Tren Garı’na gelmiştik. İndik trenden gözlerim bir ara Ezel’i arar gibi oldu. Dayı ile  konuşuyorlarmış bi de. Eyşan da arkamızdan Ezeeel! diye bağırıyormuş. Misal yani...  Sıra gelmişti toplu taşıma araçlarından vapura. Deniz kabarmış, martılar çığlık çığlığa uçuşuyor ve tam vapur havası vardı. Tabii ki fotoğraf makinamı unutmadım her zamanki gibi. Bugün benim için farklı bir deneyim olacaktı.
 
Yağmurlu ve böyle koyu dalgalı bir günde fotoğraf çekmemiştim İstanbul’un kucağında. “Bekle beni İstanbul!  Sen mi  çekicisin ben mi  hüleayyn“ diye içimden bir nara attım.  20-30 dakika filan sonra karşıya Karaköy’e geçtik. Genelde hep Eminönü’ne geçerdik ama sanırım farklı bir  vapura binmişiz bu seferlik de Karaköy’e geçtik. Pek arası yok zaten yürüyerek 15-20 dakikada Galata Köprüsü’nün üstünden, balık tutanların yanından, bağırıp çağıran martıların altından geçiyorsunuz  o kadarcık. . .
 
Okurken sıkılmayın diye yazımı burada bitiriyorum ve devamını ikinci bir blog olarak yazıyorum. Hemen bundan sonra. Vallahi... 
 
Toplam blog
: 749
: 1983
Kayıt tarihi
: 11.10.07
 
 

Yazmanın hayatın akışının bir parçası olduğu kanısındayım. 6 Mayıs 1982'de doğdum ve İstanbul Kar..