- Kategori
- Sivil Toplum
İstanbul'da deprem...

7- 9 Kasım tarihlerinde İstanbul ilinde yapılacak olan yaklaşık 4 milyon insanımızın katılacağı Deprem Tatbikatı hem Gazetelerimizin hemde sevgili köşe yazarlarımızın dikkatinden kaçmış olmalıki sözü bile edilmiyor. Binlerce işçi ve memur'un ve tüm kurumların aylardır bu tatbikata hazırlandığını, gecesini gündüzüne katarak çalıştığını ne yazıkki her zaman olduğu gibi görmezden geliyor sevgili basınımız.
Zahmet edipte nedir? Neler yapıyorsunuz? Ne kadar hazırsınız? Diye merak bile etmiyor basınımız. Kamu oyu oluşturmak basına düşmüyormu? İnsanları bilinçlendirmek basınında işi değil midir? Biliyorumki o insanlar aferin peşinde değiller. Keşke o tatbikata 4 milyon (ki bunun büyük çoğunluğu öğrenci ve kamu kurumları) değilde 10 milyon kişi katılsaydı. Çünkü Afet geldiğinde kim nerede ne yapacağını daha iyi bilir 1999 daki gibi tabiri caizse çilyavrusu gibi dağılmazdı sağa sola.
Ama iş bilmem hangi avrupa ülkesindeki oynanan maçta seyircinin tamamen takımını ateşleyebilmek için yaptığı tezahürata gelince yeri göğü inletmekte üstümüze yok. Suni gündem oluşturmakta, eyyamcılık yapmakta üstüne yok bir takım yazarlarımızın. Yıllardır her olayda kah asker uğurlarken, kah şehit cenaze törenlerinde zaten yapılıyor bu tür sloganlar. O zamanlar irtica olmayan şimdi ne değiştide irtica oldu? Yani ellerinden gelse başörtülü bayanları maçlara almayacaklar ama orada para var. Ondan sonrada birtakım şeylerden şikayet etmekteyiz. Bu kafayla daha çok şikayet ederiz biz yaşadıklarımızdan gördüklerimizden. Şikayet etmeye hakkımız yok bu durumda.
Ağustos böceği hikayesini biliriz hepimiz. Artık Yaz bitiyor gün gün haberiniz ola Kış geliyor. Bu işi bilenler bas bas bağırıyor Deprem geldi geliyor diye. Ama hala ne basınımız nede insanlarımız bunu yeterince kavrayabilmiş değil ne yazıkki. Birde oturduğumuz yerden ahkam kesmeyi çok iyi biliyoruz. Yok nerde Devlet nerde yetkililer diye pekala bağırmayı protesto etmeyi biliyoruz. Hatta işi, gelen yetkilinin üzerine yürüyecek, saldıracak kadar ileri götürmeyi seviyoruz. Ve bunu basınımızda ballandıra ballandıra yayınlıyor. Saldırıya uğrayan sıradan vatandaş değil, saldırıya uğrayan hükümet değil, saldırıya uğrayan T.C. Devletinin ta kendisidir. Başka T.C yokki?
İstanbuldaki bir kısım binaları hepimiz biliyoruz. Giriş katının taşıyıcı kolonları ve direkleri 25+45 ebatında, bir üst katta ise 40+60 ebatında. Bunları biliyoruzki zamanında hali vakti iyi olmadığı zamanlarda kaçak olarak yaptırmış. İşi, maddi durumu düzeldiğinde seçim zamanlarında yine kaçak olarak bir kat daha derken canım gecekondu olmuş 8-10 katlı apartman. Şimdi kim suçlu? Yapanmı? Yapılmasına müsaade edenmi? Suçlu aramak yerine bu gün bu tür binalar için neler yapılacağına bakmak lazım. Gerekli olan güçlendirme yapılabilmesi için acilen çözümler bulunmalıdır. En basit olarak bu yapılar mecburi tutulmalı ve bir şekilde bina sahiplerine uzun vadeli kredi sağlanmalıdır. Yoksa bizim insanımız kaderciliği seviyor kaderde varsa yıkılır der ve sonrada bas bas bağırır nerde devlet nerde yetkililer diye.
Umarız ki yapılacak olan tatbikat düşünüldüğü gibi yararlı olur. Tüm kamu kurumları ve sivil toplum örgütleri muhtemel İstanbul Depremine hazırlıklı olmasına fayda sağlar. Emeği geçenlere bir İstanbul sakini olarak şimdiden başarılar diliyorum, teşekkür ediyorum.