​ İstasyon / Aşk - Evlilik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Mart '08

 
Kategori
Aşk - Evlilik
 

İstasyon

İstasyon
 

İlk iş günümün tedirginliği vardı üzerimde. Yemek yiyebilmek için yanına oturmak zorundaydım. Bir "afiyet olsun"a cevap veremeyecek kadar suratsızdın. "Kendini beğenmiş" dedim içimden, "sen görürsün gününü."

İkinci karşılaşmamızda çoktan unutmuştum kabalığını. Gülen bir yüzle yaklaşıyordun çünkü yanıma. Aynı samimiyetle karşılık vermek geldi içimden. O upuzun boy sende değilmiş gibi sanki, yardım edebilmek için uzandım yükseklere. Ben ulaşamadıkça sen güldün. Sen güldükçe ben daha yukarılara tırmanmak istedim. Sıcacık gözlerle baktın gözlerime. "Bırak bana" dedin. Ben o an, kendimi bıraktım sana.

Hep gelip gidiyordun. Her gelişinde ufak bakışlar fırlatıyordun bana. Yeni bir tanesini daha yakalayabilmek için, bahaneler arıyordum durmadan. Ansızın geldin bir gün, elim ayağıma dolaştı. Buda yetmezmiş gibi, sen bir göz attın, ben elimdeki herşeyi devirdim. Sen yine güldün. Gülüşüne değerdi rezil olmam.

Aradın bir gün. Hiç ummadığım bir anda. "Sabah kahvaltıya götüreyim mi seni?" dedin. Ben sabahı nasıl ettim acaba? Kıpırmızı bir surat, sürekli terleyen eller ve bu kadar atmaya birazdan durur diye düşündüğüm, şahlanan bir kalple geldim yanına. Sen gülüyordun yine. Konuştun, konuştun... Ben gülüşünü seyrettim sadece. Sonra istasyona bıraktım seni. Veda etmek istedim sana, o trenle yanımdan uzaklaşırken.

O istasyon aşkımızın şahidi, benim en sevdiğim mekan olmuştu birden. Ya seni karşılamaya geliyordum ya da uğurlamaya. Ama ben hep orada oluyordum. Sen biliyordun çünkü orada olacağımı. Bildikçe gülüyordun bana. Bu yetiyordu zaten ruhuma.

Bir akşam yine uğurladım seni. Tren uzaklaşmadan ayrılamazdım ya istasyondan. Hareket ettiği vakit aşkımızın salıncağı, cama dayadın yüzünü, güldün, gözlerime baktın ve bağırdın. "Seni seviyorum" diye. Daha önce böylesi bir mutluluk vermemişti bana hayat. Bakakaldım ardından. Mektuplar yazdım sana akabinde. Sen benim öptüğüm ilk kurbağamsın, ama biliyorumki aslında prensimsin diye. Sen her yanıma gelişinde, bana benzettiğin nergisleri verdin kucağıma.

Rüya bir gün kabus oldu. Hayatında zaten bir prensesin olduğunu öğrendim. İnkar ettin, yalan dedin, inanmadım. Sonunda boyun eğdin gerçeğe. "Bitiriyorum" dedin, ikna olmadım. Birgün bana tertemiz geleceğini vaad ederek çıktın hayatımdan. Çok sürmemişti paklanman anlaşılan. Her garantiyi verip, her yemini ettin. Sana yeniden güvenebilmem için, kalbini önüme serdin. Çok direnemedim sana. O huzuru kaybetmek yeteri kadar koymuştu zaten canıma.

Bambaşka bir yerde, yeni bir hayata başlamalıydık. Gözümü kırpmadan geldim peşinden. Ama eksik bir şeyler vardı. Gülemiyordum ben. Çektirdiğin acılar canlanıyordu her gülüşünde gözlerimde. Yazamıyordum sana eskisi gibi. Söyleyemiyordum özgürce sevdiğimi. Isınamıyordum kollarında.

Pes ettim bir gün, yapamıyorum dedim. Sen anlamakta zorlandın. Herşeyin yolunda gitmemesi için sebep yoktu ortada çünkü. Ama ben biliyordum. Prense çevirdiğim kurbağam, aslında kendini kurbağalığa layık görmüştü. Yüreğimi sonuna kadar açıp akıtırken aşkımı ruhuna, hak etmemişti ona harcadığım tek bir kalp atışını.

Bazı insanlara ikinci şansı vermemek gerekir derlerdi. Bırakın birde kalsınlar. Ne kadar doğruymuş. Kolay olan bu çünkü. Herkes ikinci şansı verebilir. Ama herkesin yapamayacağı bir şey var...
UNUTMAK...

 
Toplam blog
: 33
: 523
Kayıt tarihi
: 15.03.08
 
 

11 Haziran 1983 doğumluyum. Sağlıkçı olmama rağmen uzun zamandır edebiyata ilgi duyuyorum. Aklımda b..