- Kategori
- Gezi - Tatil
İşte bitiyor yolculuk!...
Karadeniz turunun son yazısını bu kadar geç yazmak istemezdim ama Erdek ve Akçay’a tatile gidince yazı da çok uzadı tabi, canım arkadaşlarım kusura bakmayın!
11 Temmuz 2009
Sabah 07.00’da uyandık bu sefer farklı bir melodi ile “şirinler”… Aynı yöntemi Cananlar da uygulamış ama Canan: ”Şirin falan kar etmedi uyanamadık.” dedi. Çok güzel bir yöntem gülerek uyanıyorsunuz tavsiye ederim. Bugün Samsun, Atatürk Müzesi, Bandırma Vapuru, Amasya ve Çorum var planımızda.
19 Mayıs 1919
1860’larda Türkiye’nin üzerine çökmüş olan kara bulutların arasından güneşin görülmeye başladığı an…
Bir insanın beyninde çakıp bütün toplumu saran yangının ilk kıvılcımı…
Sunay AKIN: ”Aslanlar tarih yazana kadar çakalların tarihi sürecektir” der.
İşte o an çakalların tarihinin bittiği an ve aslanların tarihinin yazılmaya başlandığı…
Söyleyecek ve anlatacak çok şey var ama, en güzel tarih anlatmış onları
Ve Mehmet AKİF:
“… Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın…”
“…Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber…”
Bu sözlerin üstüne söz söylemek hadsizlik olur sanırım. ”Ben haddimi bilirim.”
Karadeniz’i gezerken ne kadar güzel bir ülkede yaşadığımızı düşündüm. Bu ülkenin değil bir toprak parçası kum tanesi bile verilemez.
Atalarımızın da üzerinde hakkı olan bu toprakları Atatürk’ün çocukları olarak savunmak aldığımız her nefesle yeminimiz olmalıdır.
Gaflet , dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunanlara her an bu hatırlatılmalıdır. Bu ülke bizimdir. Bizim olarak kalacaktır sonsuza kadar!...
Samsun’dan yüreğim dopdolu çıktım. Güzel şey Anadolu Ana’nın çocuğu olmak, bu topraklarda yaşamak…
Güzel şey Türk kızı olmak…
Güzel şey…
Daldım, gittim yine…
Samsun’dan çıktıktn sonra Terme de çay içtik. Terme Amazon kadınlarının yurduymuş.Yani bizim Hale’nin atalarının. Değil mi feminizmin son kalesi arkadaşım? : ))
Nihayet Amasya’ya ulaşıyoruz. Amasya şehzadeler şehri Çelebi Mehmet ve Yavuz Sultan Selim burada eğitim görmüş. Evleri Kastamonu ve Safranbolu evlerine benzese de pencereleri daha küçük bu evlerin. Onların üzerinde yükselen haşmetli Kral mezarları… Eski zamanlarda krallar kendilerini Tanrılarla eş tuttukları için mezarlarını çok yüksek yerlere yaptırırlarmış. Bu da çok görkemli yapıtların ortaya çıkmasını sağlamış. Amasya’da İç Anadolu iklimi özelliklerini hissettik. Sıcak ve nemsiz hava susamamıza neden oldu.
Amasyayı gezerken Ferhat ile Şirin’in anıtını gördük. Anıtın bir yanında Ferhat taşı delerken bir yanda Şirin’in elindeki testiden su akıyor. Turdaki Baran arkadaşımız Şirin’in testisinden akan suyu içince, biz de susamışlığımızla suya dayandık işin güzel tarafı lezzetliydi de. Biz kana kana suyu içerken rehberimiz geldi ve: ”Arkadaşlar o suyu içemezsiniz o su pis havuz suyu!” dedi ama, artık çok geç…
Afiyetle içtik havuz suyunu şifa niyetine Baran’a dualar ederek...:))) Akşama topluca hastaneye gitmedik Allah’tan…
Ve Çorum…
Yetkin’in deyimiyle “Çorakus” biz bu söyleyişe çok güldük. Evet Çoruma giderken devamlı bozkırlar kucaklıyor sizi, sanki hiç su bulamayacakmışsınız gibi.. Çorak topraklar memleketi Çorakus…
Bir de Tazmanya Canavarı gibi gittiğimiz her yeri silip süpürüp alışveriş yapmamız yok mu çok güldürdü beni…
12 Temmuz 2009
İşte son gün…
Saat 07.30’da hareket ettik.Artık dönüş yolundayız. Bugün sadece Hattuşaş var planımızda. Bugün herkes Huysuz Virjin çünkü kaldığımız yeri pek beğenmedik ve kimse düzgün uyuyamadı. Buna rağmen kendimizi iyi hissetmeye çalıştık. ”Bin Tanrılı İl” Hattuşaş gerçekten muhteşem… Hele kaleleri çok farklı tarzda inşa etmişler. Din, kültür ve iklim medeniyetlerin harcını oluşturuyor. Muhteşem bir sentez…
Bir de şu şehirleri tepelere kurmasalarmış…
İyi kas yaptım. Şişirdim aptominalleri yani : )
İşte bitiyor yolculuk…
Her gidiş zamansızdır aslında, her gözyaşı gereksiz…
Yollardır bizi kavuşturan ve ayıran,
Bir yolun sonu, başka bir yolun başlangıcıdır ve yaşanan herşey beklenmediktir.
Her acı uzun ve her sevinç kısadır.
Sancılardır yürekleri büyüten, büyük yürekler azdır.
Ve biz o büyük yürekleri ararız hayatımız boyunca…
Hayat ise bir avuç anıdır. Anlamlı olan anılardır, hayat değil!
Ve biz hayatı anlamlandırmaya çalıştığımız her an, zaman kaybederiz.
Kaybettiğimizi bilmeden…
Bana anlamlı anılar kazandırıp hayatıma renk katan o güzel insanlara teşekkür ederim. İyi ki vardınız!
Bayram ağabey’in: ”Çok etkilendim, hadi ordan çatlak, buba ve ay inanmıyorum!”deyişini…
Farhood’un: ”Bakar mısınız, çakma, fırın, pardon Türk öğretmen deyişini,
Rehberimiz kızıl saçlı olduğu için” kırmızı başlıklı” sözünü, gittiğimiz her tarihi şehre “köy” demesini “Ben Elmas’a rezerve oldum" lafını Yetkin’in çorakus; kaynak yapma, çakma sözcüklerini Farhood’a öğretişini…
Canan’la uzayan muhabbetlerimizi…
Adile, Nihat ağabey, Elmas muhabbetini ve güzellik yarışmasını…: )
Elmas’ın elinden Farhood’u kurtarma planımızı…
Farhood’un çeyiz sözcüğünü öğrenişi ve Hale’nin ona “ çocuk” deyişi…
Çorum’a giderken arkada oynadığımız şarkı oyunu ve yükselen kahkahalarımızı…
Esma ve Emine’yi..
Altın kızlar…
Tura katılanlar: Adile-Nihat ACAR (ev hanımı, gemici), Ayfer AKPINAR (emekli polis), Emine-Esma KILINÇ (serbest meslek, inşaat teknikeri), Gülser-Yüksel KILINÇ (ev hanımı), Eray-Sema AK (öğrenci, muhasebeci), Muradiye ŞAHİN-Farhood KHALATBAR (Gözlükçü, öğrenci), Yetkin-Canan DOĞAN(doktor), Boran TÜRK(Sağlıkçı), Nurten AKBOYUN(emekli öğretmen), Elmas MOTOR(memur)
Meltem ATAKÖY(lojistik), Ersin HAKGÖNÜL (ev hanımı), ALTIN KIZLAR:Rahime BİLGİN(kuaför), Semiha Evelek (emekli memur), Emine Cankurtaran (Memur), Mahire Uyar (ev hanımı), Merve ŞAMLI-Ayşe EFE-HALE KİTAPÇIOĞLU(öğretmen).