​ İşte böyle... / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '14

 
Kategori
Deneme
 

İşte böyle...

İşte böyle...
 

Yazı yazan kişinin söyleyecek sözü olmalı.

Söyleyecek sözün kaynağı akıldadır, gönüldedir, kültürdedir, gözlem yeteneğindedir.

Üstüne üstlük söylenecek söz diyelim ki, Türkçe'dir. Öncelikli şart: Türkçe birazın üstünde bilinmeli...

Yazı yazmayı, yazı yazanla okurları arasındaki bir köprü olarak tarif edecek olursak; o köprü sağlam olmalı...

Hiç değilse üstünden geçecek kişiyi taşıyacak kadar... Söylenecek sözün niteliğini kaldıracak kadar sağlam olmalı.

Şimdi sıra bu köprünün her iki yanını ilgilendiren önemli bir noktaya geldi/ çattı:

Bu noktanın içeriğinde, yazı yazan kişinin "okurunu seçme" özgürlüğü var...

Bu özgürlüğü kullanacak cesaretin gücü, sabrı ve niteliği var.

Bu özgürlüğü kullanacak cesareti kendinde bulamadığı için okurunun altında ezilen kişiler var.

Ancak bu çok önemli noktada bir an nefeslenip, büyükçe bir parantez açmamız gerekiyor: Diyelim ki, yazı yazan kişinin engin, yüksek ve nitelikli düşünceleri var. Ve yine diyelim ki, bu öğeleri birleştirip sözcüklere dökebilecek az-biraz da Türkçe'si var...

Asla yetmez!

Peki ama ne eksik?..

Eksik olan çoğunlukla, cesarettir, tevazudur, sabırdır.

Yazı yazan kişi bu öğeleri beyni ve gönlü ile algılayıp, hazmedebilecek düzeydeki kişilere dönük yazmaya cesaret edemez ise...

Yüz kişilik, bin, onbin, yüzbin kişilik bir okur kalabalığını bir tarafa bırakarak, çok daha az olan kültürel ve ruhsal yükseklik sahibi seçkin azınlığa meramını anlatmayı seçecek kadar özveri sahibi olamaz ise... Gerçek anlamda yazar da olamaz.

Gerçek yazar, kendi nitelikli okur kitlesini seçebilecek yürekliliğe sahip olan kişidir.

Böyle bir cesarete sahip olmasaydı Kafka K'sını, Dostoyevski Karamazof''larını, Jean Paul Sartre'ın Mathieu'sunu, Nietzsche Zerdüşt'ünü ve Oğuz Atay Selim'ini, Turgut'unu, Olric'ini yaratıp bilincimizin hizmetine sunamazdı... Ruhumuzu yükseklere taşımak için didinip duramazdı.

Kafka'nın K'sını bugün kaç kişi tanıyor.

Ama Kafka, Dünyanın kültür mirasına çağ anlatmıştır.

Karamazof'larla tanışmamış olabilirsiniz; ama Dostoyevski'nin manevi ağırlığı önünde eğilip, saygılarınızı iletmek zorundasınız.

Çünkü insanlığı ayakta tutan değerleri taşıyanlar onlardır.

İnsanlık değerlerimizi yükseltmek için dehalarını ortaya koyan yüce kişiler onlardır.

Ancak bu değerli yükleri karşılayıp, öğütecek; günümüze, yaşantımıza ve ruhumuza ekleyecek olanlar da bizleriz...

Ve biz de, karalamaya çalıştığımız bu yazıda böyle bir sonuca varınca, kapıyoruz açtığımız bu büyük parantezi.

Sözümüze üç adet nokta koyuyoruz.

İşte böyle...

 

Farukhaksal.didim@gmail.com

 

 
Toplam blog
: 913
: 485
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..