- Kategori
- Ekonomi - Finans
İstikrar mı yoksa intihar mı ?

Birkaç haftadır blogumdan uzak kaldım. Malum bu aralar Maliye Bakanlığı vergi müfettiş yardımcılığı alımı yapıyor ben de şansımı deneyeyim dedim. Hayırlısı bakalım. Neyse bu birkaç haftada yazacak epey bir şey biriktirdim.
Gezi Parkı eyleminden sonra Türk ekonomisinde spekülasyonlar artmaya başladı. Özellikle borsadaki ani düşüş ve kurdaki yukarı doğru hareketlenme hükümet tarafından bu olaya bağlandı. Güçlü bir Türkiye'nin önüne kesme girişimleriydi bunlar. Evet bu konu hakkında oturup etraflıca düşündüğümüzde gerek siyasi gerekse ekonomik açıdan güçlü bir Türkiye Ortadoğu'da ileri dönük olarak tehlike yaratabilir. Halihazırda Libya, Mısır, Irak ve Suriye'deki karışıklıklar devam ederken ve İran'ın batı dünyasına olan mesafeli tavrını göz önüne koyarsak Türkiye Ortadoğu'da liderlik koltuğuna oturabilecek önemli bir aday. Peki ülke olarak biz buna hazır mıyız? Ekonomimiz gerçekten iyi bir durumda mı yoksa bir kesimin dile getirdiği gibi aslında 11 yıldır bize pembe bir tablo mu sunuluyor.
Siyasi istikrarın yakalandığı ülkelerde her ekonomide olduğu gibi küçük çaplı dalgalanmalar olabiliyor. Buna örnek verecek olursak dış ticarette verilen bir açık (ithalatın ihracattan fazla olması) ve artan tüketim eğilimi dövüz kurlarında bir artışa sebep olabiliyor. Genelde döviz kurları artarken altın fiyatlarında bir düşüş yaşanır. Çünkü Merkez Bankası artan döviz kurunu indirmek için faiz silahını kullandığında yatırımcıların bir kısmı faizlerden faydalanmayı bir kısmı da dövizin daha da artacağını düşünüp dövize saldırmayı tercih eder. Bugün ise ülkemizde biraz farklı bir durum yaşanıyor.
Döviz kurları tarihi seviyeleri zorlarken, altın fiyatları da artıyor. Borsa İstanbul'da keskin düşüşler oluyor. Son açıklanan rakamlarla cari açık rakamları da pek iç açıcı değil. İhracatta bir tıkanıklık yaşanıyor. Bunların üstüne siyasi tansiyon artmış durumda. Son on yılda ekonomik performansı en olumlu etkileyen faktör siyasi ortamın istikrarlı ve tansiyonun düşük tutulması idi. Ama artık ekonomi yüksek ateşi kaldıramayacak duruma geldi.
İstikrarlı ekonomiler istikrarsızlık tohumları taşır. Peki neden ? İstikrar dönemi boyunca geleceğe olan güven artıp insanlar daha riskli yatırımlar yapmaya başlar. Kısaca kesitleri sunayım ondan sonra bir düşünün. İstikrar ortamı aşırı güvene neden oldu. Özel sektör borçlarını aşırı derecede arttırmış bir durumda. Ülkedeki rakamsal büyümede en büyük paya sahip olan sektör hizmet sektörü, bu sektörde de öncü bankacılık sektörüdür. Bankalar bu kadar borçlanırken kar etmek adına piyasaya bir hayli de borç veriyor. Yani kendisi borçlanırken hane halkını da bu borca ortak ediyor. Piyasada dolaşımı artan para tüketimi arttırıyor. Özellikle lüks ve konut tüketim ile varlık fiyatlarını bir hayli arttırmış durumda.
ABD'de 2008 yılında patlak veren mortgage krizinde evlerin değerinin sürekli artacağını düşünen bankalar kredi vermeye devam etti. Ödeyemeyecek duruma gelen tüketicilerin konutlarına el konulup tekrardan satışa sunulmaya başlanması ile konut fiyatları düşmeye başladı ve balon patlamış oldu. Eee önümüzde böyle bir örnek varken biz ne yapıyoruz. Sürekli türeyen gayrimenkul yatırım ortaklıkları aracılığı ile konut üretiyoruz. Bunları ihtiyaç sahipleri değil de nasıl olsa fiyatı artar diye düşünenler almaya devam ediyor. Bankalar mortgage kredisi vermeye devam ediyor. Avrupa bölgesinin hala en yüksek faiz veren ülkesi biziz. Aşırı kar elde eden sektörümüz sanayi değil, bankacılık sektörü. İstihdam yaratan sektör kamu sektörü.... Evet tuhaf bir senaryo. Tüm bunları bir araya koyunca merak etmeden duramıyor insan. Bu yol istikrara giden yol mu yoksa kendi idam sehpasını tekmeleyen mahkumun yolu mu? Sanırım ilerleyen süreçte hep beraber izleyip göreceğiz