​ İstiyorum ama ben yapmam (!) / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

İstiyorum ama ben yapmam (!)

İstiyorum ama ben yapmam (!)
 

Aslında çok basit.

Basit ama bazen basit şeylerin derinliği ve uygulamadaki zorluğu hepimizin malumu. Hep duyarız ya “Sana yapılmasını istemediğin şeyleri sen başkasına yapma”. İşte formül bu.

Bunu çeşitlendirmek, senin hayal gücüne kalmış. Şöyle de diyebilirsin örneğin. “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan sen de insanlara, çevrendekilere öyle davran”. Ayrım yapmadan.Tanı, tanıma. Bir şekilde ilişki kurduğun herkes için aynı kural geçerli.

Yani özne her zaman sensin. Senin davranışların ve sözlerin.

Gerçekten bu formül işe yarıyor arkadaşlar. Aynı kumbaraya para atmak gibi bir şey. Sonucu kısa sürede almıyorsun. Ama zamanla bu formül yaşam biçimin haline geldiğinde, bir de bakıyorsun ki kumbaradaki paralar birikmiş ve senin işine yarar hale gelmiş.

Belki farkında değiliz ama eleştirdiğimiz birçok şeyi kendimiz de yapıyoruz. Ya da bize yapıldığında çok keyif alıp hoşlandığımız davranışları biz başkasına yapmaktan çekiniyoruz. Neden?

Bu konuda küçük örnekler vereyim;

Örneğin ben çok ve gerekli gereksiz konuşan insanlardan hoşlanmam. Sanırım hiç kimse hoşlanmaz. Ama bazı insanlar hem çok konuşur hem de onlara sorulacak olursa onlarda derler ki “ben çok konuşan ve karşısındakine söz hakkı tanımayan insanları sevmem”

İnsanların kabalığından, selam vermediğinden bahsederler, ama bir de bakarsın o da çevresindekilere selam vermeden, gülümsemeden geçip gidiyordur.

Kendisi çabuk kırılır alınır, eleştiriyi sevmez ama dozunu ve üslubunu ayarlamadan salvo atışları rahatlıkla yapar.

Zor zamanlarında veya paylaşım gerektiren iyi zamanlarında, yakınlarının, arkadaşlarının veya herhangi bir şekilde muhatap olduğu kişilerin yanında hiç olmamıştır, olamamıştır, kaçmıştır ama kendisi bu yakınlığı arsızca ve bencilce bekler çevresinden.

Veya tam aksine kibar, ruhumuzu okşayacak, yerinde iltifatlar hepimizin hoşuna gider. Ama hak eden kişilerden güzel sözlerimizi esirgeriz.

Bazen şımartılmayı ister ve bekleriz çevremizden, yakınlarımızdan. Ama biz yapmayız.

Çalışma ortamında, yaptığımız bir iş bizim görevimiz dahi olsa teşekkür bekleriz, ama işimizin düştüğü görevli kişilere iş bitiminde teşekkür etmeyi unutabiliriz.

Saygı bekleriz, saygı göstermeyiz.

Sevgi bekleriz, sevgi göstermeyiz.

Ve bu iki kavramı göstermemiz gereken kişileri kendimizce sınıflandırır, ayırır ama bizi ayırmadan sevgi ve saygı göstermelerini bekleriz.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz, aklıma ilk gelenleri yazdım.

Galiba biz tüm iyi ve güzel davranışları hep başkaları yapsın biz bundan muaf olalım istiyoruz. Ama iyilikleri ve güzellikleri yaratabilmek için biz neler yapıyoruz düşünmek lazım.

Bütün davranışsal ve duygusal beklenti ve eleştirilerimizde yukarıdaki iki kural bizlere rehber olmalı.

Bu basit formülü içselleştirip uygulamak söylendiği kadar da kolay değil tabiî ki. Öncelikle süreç kendini tanımakla başlıyor. Nelerden hoşlanırsın, hoşlanmazsın, hayata bakışın, kızdıkların, deli oldukların, keyif aldıkların, doğruların, yanlışların, nasıl insanlarla birlikte olmak istediğin veya istemediğin, boş verdiklerin. Bu kendini tanıma süreci her kişide farklı olabilir ve genellikle ömür boyu da sürebilir.

Çocukluktan itibaren kişilerin bu basit kuralı içselleştirmeleri konusunda ana-baba ve eğitimcilere önemli görevler düşüyor. Hem uygar bir toplum olmak hem de huzurlu mutlu insanların birlikteliği için bu şart sanırım.

 
Toplam blog
: 156
: 2800
Kayıt tarihi
: 03.04.07
 
 

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR. 9 Eylül Ünv. İşletme mezunu, 9 Eylül Ünv.Sosyal Bil. Ens.Sağlık Kurumla..