​ Sessiz kumsal, koca kalabalık ve düşler... / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Sessiz kumsal, koca kalabalık ve düşler...

Sessiz kumsal, koca kalabalık ve düşler...
 

Bazen birden donuverir herşey. Tıpkı şu an bu masanın etrafındaki herşeyin donuverdiği gibi. Uzun bir masanın etrafında koca bir kalabalığız. Yan tarafımda iki kadın diğer tarafımda bir kadın ve bir erkek tam karşımda ise üç kadın ve iki erkek oturuyor. Birden sanki gökyüzünden keskin bir kılıç inmiş gibi kesiliveriyor görüntü. Ayna kırılıyor ve ileride gecenin içinde sessiz bir tepe kalıyor. Gecenin tüm sessizliğinin içinden tüyler ürperten bir baykuş sesi yırtıyor ruhumu. Herşey o an orada donuyor. Bir baykuş bir de ben o gecenin içine hafifçe süzülüyoruz. Ne çaresiz bir sessizlik Yarabbi... Tüylerim ürperiyor. Sanki o an bir rüzgar esse, bir çalının ardından bir fare fırlasa, gökyüzünden bir yıldız kaysa herşey eski haline dönüverecek. O kalabalık masa etrafında konuşan gülüşen ve şarkıya eşlik eden insanlar arasında oluvereceğim yine. Hangisidir tercih sessizlik mi yoksa o içine dahil olmayı istemediğim koca kalabalık mı?

Biri koluma dokunuyor. Kılıç gökyüzündeki yerine geri dönüyor. Tepe gecenin içinde yitiyor. Baykuş hiç olmamışcasına yutuyor çığlığını. Masa, kalabalık ve müzik. Kendimi Whoopi Goldberg gibi hissediyorum. Ve onun sözcükleri dökülüyor dilimden: "Bu, sanki daha önceden herkesin eline senaryosu verilmiş bir film. Beni unuttular. Bana senaryoyu vermeyi unuttular." Elimi gözüme atıyorum. O kocaman yuvarlak gözlükler var mı diye. Gülüyorum. Yanımdaki tüm gece somurtuşumdan sonra bu gülümseyişi çözmeye çalışıyor. "Whoopi Goldberg" diyorum. Anlamadığını ifade eden bir gülümsemeyle bakıyor. Sonra diğeriyle sohbetine kaldığı yerden devam ediyor.

Bazen olur böyle. Kendini daha önce senaryosunu bilmediğin bir filmin içinde buluverirsin. İki seçenek vardır. Sarsak bir figuran olabilirsin. Herşeyi anlamaya ve senaryoyu tahmin etmeye çalışabilirsin. Tüm bunlar içinde adapte olmaya çalışabilirsin. Ya da uzakta durur izlersin. Hem filmin içindesindir hem de değil. Bu çok daha eğlencelidir. Ben filmi içinden izliyorum şu an. "Tadını çıkar dostum" diyor kulağıma suflör ben de öyle yapıyorum.

Canım sıkılıyor. Bu filmin içinde olmak canımı sıkıyor. Ondan bu zihnimin atlayıp sıçradığı görüntüler içinde buluvermem kendimi. Sonra diyorum ki "filmlerde herşey mümkündür." Ve sen senaryoyu değiştirebilirsin. Sadece düşünmen yeter. Yine gülümsüyorum. Yanımdaki kesin delirdiğimi düşünüyor. Umursamıyorum. Önce müziği değiştiriyorum. Karşımdaki göbek atanlar bakalım bu müzikle ne yapacaklar? Usul usul bir ezgi dolanmaya başlıyor. Norah Jones Those Sweet Words'ü söylüyor. Tepemden binlerce kuş geçiyor. Ay çıkıyor karşı tepenin ardından ve deniz üzerinde parlıyor. Masadan kalkıyorum. Sahilde hala ılık kumlara değiyor ayaklarım. Yürüyor yürüyor yürüyorum. Noraj Jones'un sesi peşimden geliyor. Uzakta o koca çılgın kalabalığın kahkahaları gecenin içinde yitip gidiyor.

Ben kumlarda yürüyorum... "Bu benim senaryom" diyorum "sizinkinin içinde olmak istemiyorum."

Şarkı: http://www.youtube.com/watch?v=sYYK9mLjrls

Fotoğraf: http://www.deviantart.com/print/585195/
 
Toplam blog
: 408
: 1090
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..