​ İyi seneler Londra / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '08

 
Kategori
Sinema
 

İyi seneler Londra

İyi seneler Londra
 

http://www.iyisenelerlondra.com/


Ünlü bir kadın şarkıcı vardır. Adına bakmayın siz, her ne kadar erkek ismi konmuş olsa da kadındır, şarkıcıdır, ünlüdür Yaşar. Fena şarkılar söylemez. Bir basın toplantısında turne programı gazetecilere açıklandığında Londra'yı dıuyunca tüyleri ürperir. Nedendir acaba? Yoksa filmin adı İyi Seneler Londra mıdır? Hatta bu film bir üçlemenin ilk ayağı mıdır? Londra'da Yaşar'ın en yakın okul arkadaşı yaşamaktadır. Evlidir ve hatta küçük bir çocuğu vardır. Ama minik yavrularının ortalarda cirit attığı sıcak bir aile tabloları yoktur onların. Hatta yoksa kadın mutsuz mudur? Rahatı, klası, mevkiyi seçmiş ama sıcaklığı, samimiyeti, vatana aidiyeti kayıp mı etmiştir yoksa?

Çıkış kapıları araçların camlarında, yakın arkadaşların konuşmadan anlaşılan bakışlarında saklıdır. Yaşar Londra'ya istemeye istemeye gelir ve bir otele yerleşir. Otelde ne memleketine , ne yaşadığı topraklara adapte olamayıp araya sıkışmış , - temsili kibar - bir genç onu odasına yerleştirir. Bir yere ait olamamışlık , özgüvensizlik, hazımsızlık ve sapkınlık kötü şeylerdir , saplantılı hayranlığın yanında . O gece mutsuz kadın kocası ile birlikte bir yemeğe davetlidir ve aksi gibi bakıcılarının işi çıkmıştır. Bebek Yaşar'a emanet edilip yemeğe gidilir. Dönüş yolunda kadın ve kocasının gardları düşer , adam rest çeker. "Kapının deneme" raddesinde kadın adamın elini tutar. Aynı sırada diğer tarafta sorumluluk hissi gelişmemiş birine emanet edilmiş bebek nefessizlikten ölmektedir. Yaşar çılgına döner , hazımsız gençten yardım ister. O genç ayrıca bilinir ki sapkındır , cinselliğe , hayallerine , kendi inandıklarına , yarattıklarına mahkumdur. Boğuşmacalar yaşanır. Bir hayranın hayranlığı, aslında gözde büyütülen bir insanın hiç te öyle olmadığı gerçeği ile yüzleşmektedir. Senden haberi bile olmayan birinin, ilk aşkının adına kadar bilmeye varan tek taraflı yükü hissedilir.O sırada Yaşar'ın acizliği, oradaki acı , nefret , umut... Herşey karışıktır. Hayran karışıklıktan kaçar, sıyrılır ya da başka bir deyişle hafif sıyırır. En diplerdekilere dönüş başlar. İlk aşk, yirmi yıllık , bitmeyen tükenmeyen üzerine hayatlar yaşanan, ama sızısı azalmayan.

Yaşar Londra'daki Enveri arar. Mutlu bir aile tablosu içinde , çocuk sesleri eşliğinde Enver'in sesi son darbe olur Yaşar'a. Bir gün için bu kadar yüzleşme fazladır. Duvarlar , tahtalar ne güne durmaktadır. Akıl denen şey malum pamuk ipliğindedir. Ölüm de bazen iyi bir kaçıştır, son çıkıştır. Kadın ve Adam çocuklarının yanına geldiğinde , yatakta ölü bir bebek , yerde yığın halde Yaşar ve darmadağın bir oda. Kadın adama bu sefer gardsız, kaçınılmamış ilk kez içinden gelen sözleri söyler " birşeyler yap " ve adam yapar. Pencere açıktır ve bazı acıların ağırlığı havanın hafifliği karşısında önemsizdir. Peki buna kalp dayanır mı? Peki hayat tesadüflerden mi ibarettir, evet. Peki niye? Çünkü o an o pencerenin altından geçmek , hayrana takılmak , insaniyet , doğmalar vs.. bizi biz yapar ve belki de bizi bizden alır. Şok kötüdür.

Ve şarkı yükselir... " We wish you a Merry Christmass!"

İyi seyirler

 
Toplam blog
: 60
: 1208
Kayıt tarihi
: 11.06.07
 
 

Memnun oldum... Ben de Didem :) İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul'da yaşamayı seviyorum. Yoğun yaşam t..