- Kategori
- Fizik
İzafiyet Teorisi

İzafiyet teorisi
Albert Einstein'in İzafiyet Teorisi’ni kısaca anlatmak gerekirse; bu bilim adamına göre bir cisim veya o cisim içindeki canlı insanlar, hayvanlar ne kadar hızlanırsa zamanda o derece azalır mantığıdır.
İnternette bu konuyla ilgili sitelerde bu teoriyi desteklemek için bir örnek verilir.
Bu örneğe göre; ikiz kardeşlerden biri saniyede 300.000 km yani ışık hızında ilerleyen bir aracın içinde on yıl geçirip tekrar dünyaya döndüğünde diğer ikizinden 5 yıl genç olarak karşılaşacakdır.
Eğer bu örnek Albert Einstein'in ağzından çıkmış bir örnek ise( ki hiç istemem) bu bilim adamına karşı sempatimin azalacağını belirtmek isterim.
Eğer bir örnek verilecekse bunun mantık çerçevesini aşmayan bir örnekleme olması lazım.
Birincisi “ışık” bir madde değildir. Dolayısıyla hızı ister saniyede 300.000 km ister 3000.000 km olsun bir madde olmadığı için sürtünmeden ve bu sürtünmeden meydana gelecek yanma vb. şeylerden etkilenmez.
Veya ulaşacağı yer yaklaşmışken “Dur şimdiden fren yapayım da parçalanmayayım çarpışarak!” gibi bir kaygısı olmaz. Dolayısıyla ışık hızında bir araç yapmak en azından bugün için mümkün değildir.
İkincisi de “ışık hızı” bizim şu ana kadar bildiğimiz ve keşfettiğimiz kadarıyla en yüksek hızdır.
Oysa güneşten yayılan ışığın ancak sekiz dakikada sonra dünyaya ulaşabildiğini varsayarsak, bu hızın bile ne kadar hantal olduğunu anlayabiliriz.
Kaldı ki ikiz kardeşlerin birinin daha genç görünebilmesi için illa ışık hızında seyahat etmesi gerekmez.
Bir çift ikiz kardeşler düşünün, birisinin çok yetenekli ve zengin olduğunu, çok lüks bir hayat geçirdiğini her gece bir yerlerde birileriyle gönül eğlendirdiğini, hep mutluluk hormonları salgıladığını diğer ikizinın de fakir bir hayat süren, eziyetli işlerde çalışmış, hayatı boyunca bir kadınla idare etmiş, onun dırdırını çekmiş, hayatın sillesini yemiş hep mutsuzluk hormonları salgılamış olduğunu düşünün, acaba on yıl sonra ikisini de aynı görünümde görebilir misiniz?
Daha iyi yaşamış olan daha genç görünecektir elbette.
Eğer bu gözle bakarsak evet, Einstein’in İzafiyet Teori’si doğrudur. İkizlerden biri daha iyi bir hayat sürdüğü için zamandan daha az etkilenmiştir. Zaman aleyhine daha az işlemiştir. Diğer ikizde kötü bir hayat sürdüğü için zamandan daha çok etkilenmiştir.
İzafiyet yani göreceli yani kişiye göre veya algıya göre demektir.
Dudağınızı bir buz kalıbına on dakikalığına yapıştırdığınızda o on dakika size çok zahmetli ve daha uzun bir süreymiş gibi gelirken aynı dudağı aynı süreyle Fransız öpücüğü için kullandığınızda çok az bir süreymiş gibi gelebilir.
Bu da zamanla ilgili değil algıyla ilgili olduğunu gösterir.
Birincisinde buz kalıbı ikinci örnekte sıcak sulu bir et parçasına değdirmişsinizdir dudağınızı. Ve sıcakla soğuk bir olmaz. Oysa ikisinde de aynı zaman geçerliydi.
Kaldı ki uzayda yerçekimi olmadığı için oraya giden insanlar çok yavaş hareket etmektedir. Bizim yaya olarak on dakikada aldığımız yolu oradakiler çok çok daha uzun bir sürede alıyorlar.
Bu da zamanın uzayda yerçekimine bağımlı olduğunu gösterir.
Eğer dünyada da aydaki gibi yerçekimsiz veya şu andaki yerçekiminden daha az bir yerçekimi olsaydı dolayısıyla bu hayatımızın tüm alanlarına etki ederdi.
Çok zamanda daha az işler yapar, daha az hareket eder dolayısıyla belki daha çok yaşar ama yavaş yaşadığımız için "zaman" sıkıcı gelebilirdi.
Evet zaman izafidir; bazen yer çekimine, hıza, yavaşlığa, çokluğa, azlığa, algıya ve daha bilmediğimiz milyonlarca şeye endekslidir veya izafidir.
Bu milyonlarca şey aynı ortamda bir araya geldiğinde "zaman" anlam kazanır ve biçimlenir.
Şu anda bildiğimiz şey, dünyanın güneş çevresinde dönme hızına göre, güneşin çevresinde dönüp aynı yere ulaşmasına zaman olarak 1 yıl diyoruz. Ve bir insan bu hız hesabına göre ortalama 65-95 güneş yılı yaşaya bilmekte ancak . Bu zaman dilimi bize çok uzun gelse de aslında çok az bir süredir. Bir insanın 100 yıl yaşadığını varsayalım. Bu yüzyılın ortalama 33 yılı zaten uykuda geçiyor.
Uyku da bizim dini kitabımıza göre ölümün bir çeşididir.Yani biz insanlar daha ölmeden ölümle, ortalama 33 yıl boyunca tanışıyoruz.
Şu an 100 yaşında olan birine “Sen 33 yıl boyunca ölü kaldın bu ölüm esnasından neler hatırlıyorsun” dediğinizde herhalde aklında kalmış birkaç adet rüyadan başka hiçbir şey anlatamaz.
Bu örnekten yola çıkarsak zamanın algıya bağlı olduğunu anlarız.
Kutsal kitapta hikayesi geçen “Ashabülkehf” olayı da bunu doğrulamakta. Zamanlarının kralından kaçan birkaç insan ve bir hayvanın 300 yıl boyunca uyutuldukları ve uyandıktan sonra zaman algısını kaybettikleri kutsal kitapta düşünelim diye verilmiştir bence.
Zaman, "yaşayanlar" için bir anlam ifade eder kişinin hayatını kaybetmesiyle de zaman algısı da yok olur. 300 yıl kendisine bir an gibi gelebilir. Veya kişi daha doğmadan önce geçmiş zaman ve öldükten sonra gelecek zaman hiçbir şey ifade etmez. Zaman iyi veya kötü; hissedildiği anda zamandır. Önemli olan onun uzunluğu ve kısalığı değil nasıl yaşadığınız ve harcadığınızla ilgilidir.
ARAŞTIRMACI YAZAR