- Kategori
- Gündelik Yaşam
İzmirli

Yazılarıma ve ilk merhabama İzmir diyerek, İzmir 'den başladım. Bazı dostlar "yine mi İzmir ve de İzmir' den başka sermayeniz yok mu?" diyerek selamladılar.
İzmir'de doğdum, İzmir'de yaşıyorum, fakat işim gereği başta İstanbul olmak üzere yurt içi ve yurt dışında yaşamım oldu. Bu yaşam şeklim halen devam etmekte..
Öyleyse neden İzmir' de bu ısrar, anlamadık diyenlere cevabımı vereyim.
Öncelikle İzmir derken aslında anlatmaya çalıştığımız bir yaşam felsefesi var. Ben yirmili yaşlarda İstanbul'u mesken tuttum. Yaşam biçimi ve iş anlayışım İstanbul'un yaşam felsefesine uyarlanmıştı. Hayatı daha hızlı, özellikle işe odaklı, çekilen trafik çilesinin bile yaşamın bir parçası olduğu bir yaşam şekli işte..İnsan ilişkilerinde çoklukla şüpheci , hep bir yerlere yetişmenin sinirli telaşı içinde bitmeyen bir koşuşturmaca...
Yirmili yaşlarımdan kırklı yaşlarıma gelince doğduğum, büyüdüğüm bu şehrin yaşama bakışının, yaşamı algılama şeklinin çok farklı olduğunu anladım. Aslında değerini anladım desem daha doğru olur.
Bu duygular, köyünden büyük şehirlere göçen insanların daha sonra tekrar köy hayatını özlemeleriyle karıştırılmasın. O daha başka bir şey... Ama bazen İzmir'i çok yazanlara hep İzmir le övünüyorsunuz, demek siz İzmir'den başka bir yerde ya yaşamamışsınız ya da görmemişsiniz muammelesi yapılır. Oysa İzmir ne bir köydür, ne de İstanbul gibi yerdir. İkisi de değildir. Herkesin bildiği gibi ülkenin üçüncü büyük ilidir.
İşte tam da bu noktada İzmir, tarihinden gelen bazı özelliklerle bugüne kadar yaşamasını bilmiş bir şehirdir. İzmirli olmanın ya da İzmir 'e ait olmanın bizim için önemi ve değeride budur. Bu içi boş bir böbürlenme değildir.
İzmir'de yaşam bir boyutuyla Ege'de rastladığınız kıyı ilçelerinde ya da balıkçı köylerindeki gibi deniz, yosun, balık kokusu içinde devam eder. Şehir bir başka boyutuyla ise her büyük şehirde olduğu gibi yoğunluğunu da yaşamaya devam eder. Ama yoğunluğun içerisinde yine Kordonboyu'na çıkarsanız İzmir olursunuz.
Yazın deli sıcağı şehrin göbeğinde sizi kavururken hafta sonunu sabırsızlıkla beklersiniz, Çeşme, Urla, Karaburun, Foça, Dikili kıyılarında buz gibi sularda serinlemeyi. Bazen sorarlar bize nasıl dayanıyorsunuz bu sıcağa diye; işte böyle.. Haftasonunu bekleyerek. Denizimiz güzeldir, bence yüzülecek tek denizdir, Ege.. Midye dolması, gevreği, balığı, rakısı, imbatı, kordonboyu, ay ışığının denize aktığı güzel yaz geceleri, paraya, zamana, patrona, işe-güce bile bazen boş verir İzmirli!
İstanbullu sermaye sahibi dostlar hep eleştirirlerdi beni gördükçe "sizi bu çeşme bitirdi!" diyerek.. Onlar için yaşam gecenin yarısına kadar iş yerinde olmak demekse İzmirliler için bir an önce sahile koşmak ya da geceyi dalgalarla karşılamaktı. İzmirliler onları hiç eleştirmedi bu para odaklı yaşam biçimini seçmiş oldukları için ama onlar İzmir'e hep burun kıvırdılar.
Biz bu şehirde birbirimizi dinleriz, acele etmeyiz, herşeye yetecek kadar zamanımız vardır. Aşk bizim için yaşamın vazgeçilmezidir. Elele tutuşmayı severiz, elele yürümeyi.. Bazımız henüz 14'ün de, bazımız 74'ün de ama ikiside aynı tutkuyla sıkıca tutar sevdiğinin elini. Yaşamın akıp gitmekte olan bir nehir olduğunu, zamanın akış hızını kesmek istercesine biz olarak yaşamaya çalışır İzmirli..
Biz bundan utanç duymuyoruz, sizi de bu yaşam fuarına davet ediyoruz. Başka şeyler içinde çok sermayemiz olsa da biz bu şehirde yaşamayı kendimize en büyük sermaye olarak kabul ediyoruz.
Yaşamınız İzmir'in imbatı gibi içinizi dolduran ılık sevgi rüzgarlarıyla dolsun!..