- Kategori
- Deneme
Kaç Mandal ediyor aşkımız

astım bizi, ne ettimse kurutmadı rüzgar, göz yaşımı...
Bir eskici geçse ansızın, aralık kalmış sokak kapımdan sızsa içeriye usulca sesi; ‘Eskiiciii… Eskiiciii…’ / Versem ona kalbimi, kaç mandal eder aşkımız?
Kaç plastik leğen…
Hiçbir şey vermez mi yoksa bana eskici, içinde aşkımızın olduğu kalbimi versem ona? Beş para etmez mi yoksa artık aşkımız… Bitmiş bir hikâye midir ve o hikâyenin başrolleri olan bizler yitip gittik mi çoktan?
Ne kadar uzağındayız aşkın ve ne kadar yakınında bilenimiz var mı?
Hangi karaya vurduk, şaşırıp yönümüzü. Yüzmeyi unutmuş balıklar gibi miyiz okyanusta yoksa gökyüzünü kaybetmiş kuşlar gibi kanatsız mı kaldık, yeryüzüne mahkûm?
Hangi şiire sığdırıldı aşkımız, hangi dizeye hapsolduk ve kaç satırlık değerimiz var şimdi? Kaç cümle ediyoruz şimdilerde seninle biz?
Eskicinin bile yüzüne bakmadığı, yitik bir aşkın hikâyesinde oynadığımız başrole figüranlar bile talip değil şimdi? / Oysa ne umutlar ve ne farkındalıklara ev sahipliği yaptı yüreklerimiz? Kaç kelebeğin peşinden koştuk, kaç topal martı besledik elimizde kalan son simitlerle…
Ve şimdilerde, aralık kalan sokak kapımdan sızan o sese beş mandal karşılığında vermeye niyetliyim paha biçemediğim bizi? / Kapımı kapamıyorum son günlerde, özlemle karışık hislerime yenilgim, umutlarımla savaş halinde direnişim…
Karmakarışığım ama gel demeyeceğim… / Yetinecek yüreğim ve yüzleşecek… / Yüreğime bile hissettirmeden beklemeye devam edeceğim…
ALAZ ‘Yine öykünüyor yüreğim bir aşk gününde, benzeri olmayan aşklara…’