- Kategori
- Güncel
Kader, seni kime şikayet edeyim?
Otuza yakın işçinin hayatını kaybettiği maden kazasında Başbakan ne demişti:” Dünyanın hiç bir yerinde madencilik kazası yüzde yüz önlenememiştir. Bu altını çizerek söylüyorum madenciliğin kaderidir. Bu işin kaderinde fıtratında bu var.”
Elbette bu söze bir yere kadar katılmak belki mümkün…
Hiçbir ülkede maden kazaları sıfıra düşürülemedi ama, bu tür olayları kadere bağlamak ne derece anlamlı.
Aslına bakarsanız hani hep söylenegelir ya din siyasete alet ediliyor falan diye…
Sadece siyasete değil…
Her zaman ve genelde ekonomiye de…
Sağlığa da…
Sosyal güvenliğe de alet edilmektedir.
Sermaye acısından baktığınızda zaten kader, en ucuz malzemedir.
Hatta maliyeti hiç yoktur.
İnsanları o olayın her zaman basınıza gelebileceği konusunda ikna etmek ne fazladan bir ücret gerektirir…
Ne belki pahalı olan güvenlik önlemleri…
Ne de yüksek ücret ve sosyal güvenlik.
İşi kadere bağladığınızda tüm bu yükümlülüklerinizden kurtulursunuz.
Belki hiçbir ülke maden kazalarında ölümü sıfıra düşüremez.
Yerin yedi kat altı sayılabilen koşullarda, her zaman belirli bir risk vardır.
Ancak…
Siz madenlerinizi taşerona işlettirirseniz…
Orada çalışanlara işçi, emekçi olarak değil de sadece maliyet olarak bakarsanız.
Daha fazla kazanmak için doğru dürüst hiçbir önlem almayıp.
Kendi haline bırakırsanız.
İşi bu konuda yetişmiş, işin uzmanı işçilerle değil…
En ucuza çalışabilecek insanlarla yaparsanız.
İşte bu durumda olabilecek şey kaza değil…
Sadece ve sadece cinayettir.
Hem zaten konunun uzmanlarınca ortaya konulan istatistikler, durumun ülkemiz açısından hiç de iç açıcı olmadığını göstermektedir.
Ne diyor uzmanlar…
Türkiye ölümlü maden kazalarında Avrupa’da birinci.
Dünyada üçüncü sıradadır.
Bu bile işin başındakilerin olayı kendi haline bıraktıklarını göstermiyor mu?
Aslına bakarsanız bu durum sadece madenler için değil ülkemizi ilgilendiren diğer bir çok konuda da geçerli.
Ülkece kadere ya da bir başka deyişle kaderine bıraktığımız konular öylesine çok ki.
Sadece saymaya başlasam en azından listesi bile üç beş sayfa yer tutar ama en önemlilerinden kısaca olsun bahsedersek.
Hani denilir ya “deprem değil binalar öldürür.” diye
Sahi
17 ağustos depreminden sonra depremle ilgili önlemler alındı mı?
Ya kamu binalarının, okulların sağlamlaştırılması yapılabildi mi?
Ya dere yatağına imar izni vermeler…
Vazgeçildi mi?
Ne gezer…
Sadece diğer konular gibi onu da kadere havale ettik o kadar.
Elbette atalarımız da tevekkül demiş…
Demiş ama…
Her fırsatta da uyarmış…
Ne demişler
“Önce tedbir, sonra tevekkül.”
27–05–2010
Nusret KEBAPÇI