Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '08

 
Kategori
Özel Günler
 

Kadere meydan okuyan adam

Kadere meydan okuyan adam
 

Atatürk ve Kocatepeden bir görünüm


Ruşen Eşref ünaydın yazıyor;

Daha iki akşam önce, Çankaya’da neşe içinde zeybek oynayan Necati, iki sabah sonra, Ankara Hastanesi’nde devrilmiş gitmişti. O’nun mezarı üzerine senin gözyaşlarından daha sıcak bir rahmet dökülmüş müdür?

Bir haziran sabahı eski köşkünün balkonunda oturuyordun. Yirmi yedi saattir uymadan, notlarını ve belgelerini yoklaya inceleye Büyük Nutku’nu dikte ettiriyordun.

Yahya Kaptan’ın Gebze’de şehit düşüşünü anlattığın parçayı okutturup dinlerken, senin, önüne serilmiş güneşli Ankara ufuklarına bakan gözlerinin – davan yoluna baş koymuş o halk kahramanı can verirken yanında imişsin gibi – nemlendiğini; yıllar sonra o hatıra ardınca hâlâ dudaklarının titrediğini görmekten büyük ne olabilir!...

-“Artık yatıp dinlenecektim. Akşama belki görüşemeyiz. Şimdiden gelsin göreyim diye seni istettim.” demiştin ve o günün akşamı, sofranın başında tatlı gülümseyişinle:

-Sen sanırsın ki ben uyuyup uyandımda… Hayır… Yazdırmaya devam etmişim. Baktın, artık akşam olmuş…”Bari arkadaşlar gelsinler, bunu onlarda dinlesinler, sonra yatarız.” dediğini anlatmıştın; o gece de fecre(sabaha) kadar dinç kalmıştın.

Sen ki savaş meydanında, gözlerimizle görenlerimiz çoktur, gül bahçelerinde gezer gibi kendini esirgemeden dolaşırdım; sen ki yurduna saldırmış düşmanların başına hışmının yıldırımını göz kırpmadan indirirdin; milletinin davası yolunda sana arkadaşlık etmiş olanlardan birinin düşmesine, öz canından bir parça alınmış gibi sızlardın. O arkadaşlarından yaşayanların medhiyesine, şehit olmuşların mersiyesine uykusuz geceler ve gündüzler aşarak yazmakla, söylemekle tüketemezdin…

Senin ne hızda çalışkan olduğunu, saatler ve saatler boyunca notlarını tutarken yorgunluktan tükenip bir başkası ile değiş edilmiş kâtipler bilirler!... Bunlar masal değil; onlar sağdır!...

Senin için savaş meydanı usançsız bir çalışma yeri idi; çalışma meydanı da, tükenmez bir savaş yeri… İkisinde de milletinin yüzünü ağartacak başarıda imtihan verdin.

Dünyaya örnek gösterdin!... ”Cihanın en uzun meydan muharebesidir.” dedikleri Sakarya’yı durmadan dinlenmeden nasıl yirmi iki gün, gece gündüz uğraşıp baş ettinse; tarihin alacağı en zorlu baskınlardan birini yaparak kendininkinden sayıca üstün bir orduyu bir vuruşta darmadağın edip ordunu görülmedik bir hızda on gün içinde Afyonkarahisar’dan İzmir’e nasıl ulaştırdınsa, millet kürsülerinin işittiği beklide en sürekli söz sayılacak yüzlerce sayfalık nutkunu da üşenmeden üç ayda ortaya koydun ve yorulmadan sekiz gün okudun.

Sen her yerde ve her işte hep o hız ve hep o kuvvettin… Sen, yurdumuzun çiğnendiğini, devletimizin çöktüğünü acılı gözlerimizle gördüğümüz günlerde kara bahta sert yüz gösterip, ”Vatan Şairi” nin çelik mısralarını kendi güveninin ateşinde yeniden tavlandırarak:

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini


deyip kadere meydan okumuş adamsın!...

Sen İbrahim’in Tanrı’ya kurban edeceği andaki İsmail gibi:


Cânımı cânân eğer isterse minnet cânıma

Can nedir kim ânı kurban etmeyim cânânıma

diye başını yurdunun hak yoluna koyup dinelmiş adamsın!... Sen feleğe sözünü geçirmiş: dünyanın saldırganlığını yüz geri çevirip yurdunu kurtaracak, devletini kuracak güçte olduğunu dünyaya tanıtmış adamsın!...

Sen ki bütün cefaları önleyecek yapıda göğüslü: bütün küçüklükleri ürkütecek keskinlikte bakışlı; bütün saldırışları yıkacak çelimde duruşlu idin, bu yeryüzünde öyle bir sağlam yerleşmişliğin vardı ki!...

En sonunda "Hastalık ciddidir, öldürücü olabilir. Fakat kalbim sağlamdır, dayanacaktır.” dediğin iki koma arasında başını yastığından güçlükle kımıldatıp Başbakanına:

-“Bugün Hatay’dan ne haber var? Yeni raporlar aldınız mı?” diye sorduğun demlerine kadar bile o derece yaşama ile dolu idin ve hızını başkalarına da o derece geçiriyordun ki!...

Bir şûlesi var ki şem’i cânın

Fânûsuna sığmaz âsumânım

mısralarında hayal edilmiş coşkunluğu öyle imrenilecek bir güzellikte kendinde belirtiyordun ki… Sofranda ağırladığın çocukluk arkadaşlarından, Meclis arkadaşlarından, devrim arkadaşlarından nutuklarında, yurda hizmetlerini övdüğün, şanlarını alkışladığın, silah ve zafer arkadaşlarına kadar, seni tanıyanların, seni kutlayanların, her biri; hepimiz, hepimiz; biz senden gençlerde gideceğiz; sen kubbeleri serinlendiren; sen meydanlara bahar ferahlığı yayan; sen, nesilleri başları üstünde çağlayan çınar; sen, yaşlı tarih gibi sağ kalacaksın sanabilmiştik…

Bu dünyaya sen lazımdın!...

NOT: 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını kutlarım.

 
Toplam blog
: 210
: 910
Kayıt tarihi
: 04.05.08
 
 

Eğitimciyim. Bir insanın çağdaş bir gelecek için, aydınlanma için çok okuması gerektiğine inanıyo..