- Kategori
- İnançlar
Kaderin ne zaman, nereden geleceği hiç belli olmaz

Kim tahmin edebilir bir gösteri uçağının altında öleceğini?
Kaderin ne zaman, nereden geleceği hiç belli olmaz. İşte size Hürriyet’e okuduğum bir örnek:
“İngiltere’nin Shoreham kentindeki hava şovunda, 1950’li yıllardan kalma transonik Hawker Hunter’la takla atmaya çalışan pilot, tek kişilik uçağın kontrolünü kaybederek otoyoldaki otomobillerin üzerine çakıldı. Korkunç kazada 7 otomobilde 7 kişi öldü. 1’i ağır, 14 kişi yaralandı. Uçağın çarptığı klasik limuzin, bir gelin arabasıydı ve düğünlerine götürmek üzere bir çifti almaya gidiyordu.”
Yaşadığımız güne, üzerimize doğan güneşe şükretmeliyiz. Kaderin ne zaman, nereden, nasıl geleceği hiç belli değil. Gitme zamanımız geldiğinde, gözümüzü arkada bırakmaz o şükürlü halimiz.
Kim tahmin edebilir böyle bir olayı? Hangi adamın aklına gelir gelin arabasının üzerine düşen gösteri uçağı? Dostlarının yeni yaşam yolculuğuna şahitlik etmeyi düşlerken; aniden çekip gidiverdi insanlar aramızdan. Üstelik, ölüm üzerlerine gelirken sabit de değiller. Otobanda giden tam 7 otomobilin üzerine düşmüş uçak. Belli ki sonundan kaçamıyor insan. Nereye, hangi hızla giderse gitsin.
Öyleyse bize düşen: Anlamlı, değerli, sorumluluk duygusuyla yaşama sevincinden ayrılmadan, sonumuzu unutmadan yaşamak. Varlığımız da yokluğumuz da an meselesi. Sanki “bir varmış bir yokmuş” gibiyiz. Buradaki zamanımız, yalnızca bizim kontrolümüzde değil. Öyleyse insanca yaşanmalı hayat. Ayaklarımız toprakta, duygularımız, düşüncelerimiz gökyüzünde... Hep burada kalacakmış gibi tutkulu, her an gidebileceğini bilen bir misafir olgunluğunda...
Tek çare haddini bilmek. Kendini bir halt sananı, çok fena çarpar ölüm. Üstelik en büyük gerçektir o. Ne zaman, nereden geleceği bilinmeyen…
Not: Yazıda kullanılan görsel internetten alınmıştır.