- Kategori
- Tiyatro
Kadife hayat
"Oyunumuzun başlamasına 5 dakika kaldı". Salondaki bu anonsla beraber bir kıpırdanma dalgası başlar seyirciler arasında. Koltuklarına ulaşmaya çalışan seyirciler, oyun kataloğundaki oyuncu listesine son bir kez göz atan diğerlerinin yanından geçerek yerlerini alırlar. Fısıldaşmalar, ışıkların sönmesi ile karanlığa bürünür sanki ve işte perde açılmıştır artık. O kadife perdenin arkasındaki tatlı telaşı da düşünürüm ben. Bu yüzden tiyatroyu da iki taraflı bir heyecan olarak algılarım. İzleyici nasıl bir dekor ve oyunla karşılaşacağını merak ederken, perde arkasındaki oyuncular da aynı şekilde seyircisine nasıl bir oyun sunacağını düşünür ve belki de son kez repliklerini aklından geçirirler. Çünkü tiyatro sanatçısı da bilir ki aynı oyun her defasında birbirinden farklı şekilde sahnelenir. Bazen seyircisinden o gece aldığı ışık bile oyunun havasını değiştirir, bazense ufak bir dil sürçmesi muzip bir sahneyi doğurabilir. İşte bu yüzden tiyatro ayrı bir keyif verir bana, çünkü tiyatroda herşey insana dairdir, insandan gelir ve yine insan içindir.
Perde açıldıktan sonra dekoru incelerim önce, sade dekorlar hoşuma gider benim. Çünkü ben tiyatroda belki de televizyonda çoğunlukla bulamadığım o usta oyunculuğu, "rol yapma" sanatını ararım en çok da. Bu yüzdendir ki istemem başka faktörler dikkatimi dağıtsın diye. Yalnızca oyun, oyuncu ve seyirci olsun tiyatroda. Oyuna anlamını verecek kadar dekor yeterlidir diye düşünürüm ben. Son izlediğim oyunda misal, iki-üç sandalye ve bir masadan ibaretti dekor yalnızca ama benim orada izlediğim, harika oyunculardı.
Tiyatro oyunculuğu başlı başına ayrı bir olgudur bence. Tiyatro izleyicileri bilir, oyuncular salonda en arkada oturan seyirciye kadar seslerini duyurabilmek için tok ve gür bir ses tonuyla konuşurlar. Oyuncunun o kendinden emin ses tonu, seyirciyi adeta oyunun içindeymişcesine, hatta oyun değil de gerçekmişsesine etkiler. Ses ve mimiklerin ahengi buluşur sahnede ve oyun oyuncusuyla harmanlandığında işte tiyatro büyüsünü yaratmaya ve izleyiciyi de o büyünün altına almaya başlar.
Tiyatro, gerçek ile hayalin ortasındaki çizgidir. Oyunlar ve karakterler kurgu da olsa, gerçekle aranızda sadece yerden yarım metre yükseklikteki sahne vardır. Elinizi uzatsanız sanki elinizi tutar oyuncular, bazense oynarken tam gözünüzün içine bakarlar. Hatta kimi zaman seyircinin arasında dolaşarak heyecanlarını ve coşkularını da aktarır size.
Son replik de söylendi işte, şimdi hareket sırası seyircilerde. Oyuncular birer birer eğilirken, seyircilerin onları alkışlamaları ise karşılıklı coşkun bir gösteri adeta. Alkış sesleri yükselirken, oturanlar da birer birer ayağa kalkmaya başlıyor artık. Derken bütün salon adeta alkış seli haline geliyor. Seyirciler oyuncuları, oyuncular da onlar alkışlıyor ve perde kapanıyor...