- Kategori
- Aile
Kadın olmak zor zanaat
Kadın olmak… Bazılarına göre dünyanın en güzel şeyi. Örneğin Allah’ın sıfatı olan insan yaratma gücü annelik yoluyla kısmen kadınlara verilmiş. O zaman anne değilsen, hiçbir şeysin. Nazım Hikmet’in şiirinde yazdığı gibi kadınların sadece “Soframızdaki yeri / Öküzümüzden sonra gelse” iyi. Hayvana layık görülmeyen şiddet eylemleri kadına uygulanır. Kadın zehirlenir, intihara sürüklenir, camdan aşağı atılır, yüzü kezzapla mahvedilir ve daha neler… Bütün bunlar yanında kadının ‘hafifçe’ dövülme cezası gerçekten hafif kalır. Peki neden kadın bu şiddete maruz kalır? Belki sadist bir tutkuyla sevildiği için, belki erkek egosu tavanda yetiştirildiği ve kadına her türlü muameleyi yapma hakkını kendinde bulduğu için. Ayrıca tabii ki kadın fiziken zayıf ve ekonomik yönden bağımlı olduğu için.
Kadınlar o kadar küçümsenir ki ülkemde, zannettiğiniz gibi sadece küçümseyen eğitimsiz maço erkekler değildir. Koskoca bilim adamları, profesörler de küçümserler onu. Hatta kadının en büyük düşmanı yine kadındır. Bir profesör, “kadın dahi azdır” der, bunu kadınların erkekler kadar yaratıcı olmamasına bağlar. Kadın öyle yetiştirilir ki, ilk ergenliğe girdiği andan itibaren koca aramaya sevkedilir. Önce ev işleri öğretilir. Öğrenmeyen ayıplanır.
Kadının ayakta kalmak için tek şansı güzel olmak, bir erkeği yakalayıp onunla evlenmektir. Kadın evlenemezse kız kurusu olur, evlenirse kendinden, benliğinden vazgeçer. Evde tek televizyon varsa, kocanın istediği seyredilir. Hele maç varsa, kadının istediğini seyretmesi imkansızdır. Kadın evlenince eğitimini, hobilerini, hatta mesleğini bırakır. Kendini kocasına ve çocuklarına adar. Kadın evlenince zekası, kültürü körelir. Evlenmezse toplumdan dışlanan, asosyal biri olur. Evlenemedikten, erkekler beğenmedikten sonra profesör olsa ne yazar?!!! Hala da “kadın dahi az, öyleyse kadın erkekten daha az zeki” diye sonuca varılır. Üniversite sınav sonuçlarında genelde en düşük puanı Doğu ve Güneydoğu illerindeki öğrenciler, en iyi puanları ise üç büyük şehirde ve sahil kentlerinde okuyan öğrenciler alıyor. Bu durumda düşük puan alanların yüksek puan alanlara göre daha az zeki ve yaratıcı olduğunu iddia eden var mı?
Bazıları kadına verilmeyen fırsatların onların başarılı olamamasında o kadar etkili olmadığını söylüyorlar. Ama ben size aksini ispat eden o kadar çok örnek verebilirim ki! Kocası izin vermediği ve kıskandığı için yurtdışına seminere gidemeyen ve dayak yiyen okul birincisi kadın. Gene okulda ilk üçe girdiği halde evlenince akademik kariyerini sonlandırıp kocasının peşinden tin tin nereye giderse giden kadın. Ya annem ve teyzem? Anneannemle dedem iki dayımı okutup üniversiteyi bitirtmişler. Aynı genleri taşıdıkları için en az dayımlar kadar zeki olma ihtimali olan annem ve teyzem kız oldukları için okutulmamışlar, ilkokul mezunu kalmışlar. Onların dahi ve yaratıcı olmadığını ve okutulsalardı olmayacaklarını kim garanti edebilir? Belki annem ünlü bir tiyatrocu ya da edebiyatçı olabilirdi kim bilir? Daha sayayım mı?
En üst makamlara geçelim. Siyasette yeni kadın bakanımız “ne işin var bu kargaşanın içinde?” diye kadın olduğu için yadırganmamış mı? Siyasette kadın maalesef önce vitrin süsü olarak getirilir, parlamento ya da Bakanlar Kurulu’nda kadın var densin diye. Demirel Çiller'i vitrine süs olsun diye getirmişti. Daha sonra bu kadar yükseleceği öngörülemeyen sarışın güzel kadın, babasını bile çğneyerek Türkiye'nin ilk ve son kadın başbakanı oldu. Erdoğan da Çubukçu'yu süs olsun, AKP'ye modern görüntü versin diye bakan yaptı. Allahaşkına erkekler! Artık hak eden kadınlara hakettiği görevleri verin. Ne zaman Dışişleri, İçişleri, Adalet gibi önemli bakanlıkları bir kadına vereceksiniz? Kadın sadece Aile Bakanı olmaya mı layık? Adında artık ‘kadın’ kelimesi geçmeyen bakanlık bahşediliyor kadınlara! Öyle ki bir kişinin cinsiyeti ona hakaret vesilesi olarak tanınıyor, ‘hanım’ ya da ‘bayan’ denilerek yumuşatılıyor.
En acısı bence, Türkiye’de gelmiş geçmiş en önemli feminist olan Atatürk’e kadınların yatıp kalkıp şükretmesi gerekirken, hala onun kıymetini bilemeyenlerin olması. O Atatürk ki, sadece modern Türkiye’yi bir imparatorluğun küllerinden yeniden inşa etmedi. Kadınları özgürlüğüne ve erkeklerle eşit haklara da kavuşturdu. Kadınların medeni cesaret ve özgüven sahibi olmalarına katkı sağladı. Oysa 21. yüzyılda Türkiye’de hala kumalarıyla mutlu mesut yaşamayı hak gören, erkeğin yarısı kadar miras almaya razı ‘dindar’ ve ‘aydın’ kadınlar da var.
Peki haklarını almış, hayatından memnun kadınlar yok mu? Var ama azınlıktalar. Kadınlar tarafından ezilen erkek yok mu? Var ama azınlıktalar. Benim istediğim dezavantajlı konumda olan kimse ezilmesin. Son olarak, kadın sorunları yüzyıllardır çözülememiş, ama ne zaman çözülür belli de değil.