​ Kadına karşı şiddet ve Türkiye'deki yasal düzenlemeler / Hukuk / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '15

 
Kategori
Hukuk
 

Kadına karşı şiddet ve Türkiye'deki yasal düzenlemeler

Kadına karşı şiddet ve Türkiye'deki yasal düzenlemeler
 

"Çığlıkla başlayıp sessizlikle sona ermesin. Sen bağır ki şiddet sussun."


8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeni ile bu haftaki yazımda;kadına karşı şiddete ve yasal haklarımıza değinmek istiyorum.
 
Kadın her yerde kadın, şiddet her yerde var. Sadece ülkemizde değil, dünyadaki istatiklere bakınca durum iç yakıcı..
 
Dünyanın dört bir tarafında olduğu gibi Türkiye' de de yüz binlerce kadının insan hakları her gün ihlal edilmektedir. Tahminlere göre, ülkedeki kadınların en az üçte birinden yarısına kadarı aile içi fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Bu kadınlar dövülmekte, tecavüze uğramakta ve hatta bazı durumlarda öldürülmekte ya da intihara zorlanmaktadır. Genç kızlar takas edilmekte ve küçük yaşta evlenmeye zorlanmaktadır.
 
Kadınlara yönelik şiddet, kadınların ve kızların insan haklarının ihlalidir; maddi ve manevi bütünlük hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü ve evleneceği kişiyi seçme hakkı gibi hakları ihlal eder. Şiddet, işkenceye, zalimane, insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye kadar varan hareketlere yol açabilir ve uç vakalarda yaşam hakkını ihlal edebilir. Kadınlara yönelik şiddet, sağlık ve çalışma hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerden tam olarak yararlanmayı engeller.
 
Kadınlara yönelik şiddetin tanımı;
 
Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi kadınlara yönelik şiddeti; "ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyŞ olarak özgürlükten yoksun bırakma" (1. madde) şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanımın son yorumlamalarına "kurbanı ekonomik ihtiyaçlardan yoksun bırakmak" da dahil edilmiştir.
 
Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi'ne göre, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, "bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen" şiddettir.
 
Bildirge, önsözünde kadınlara yönelik şiddeti, "erkekler ve kadınlar arasındaki eşitlikçi olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir göstergesi" ve "erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları zorla bağımlı bir konuma sokmanın çok önemli toplumsal mekanizmalarından biri"olarak tanımlamaktadır.
 
Dünya Sağlık Örgütü eşlerin uyguladığı şiddeti, yakın bir ilişkide fiziksel, psikolojik ya da cinsel hasara yol açan her tür davranış olarak tanımlamıştır. Bunların içinde aşağıdakiler de yer almaktadır:
 
Tokat atma, vurma, tekmeleme ve dövme gibi fiziksel saldırı fiilleri
 
Sindirme, sürekli küçük düşürme ve aşağılama gibi psikolojik taciz
 
Cinsel ilişkiye zorlama ve öteki cinsel zor kullanma biçimleri
 
Bir kimseyi ailesinden ve arkadaşlarından uzaklaştırma, hareketlerini gözleme ve bilgi ya da yardıma ulaşmasını kısıtlama gibi çeşitli kontrol edici davranışlar.
 
Türkiye'de Durum:
 
Tüm kadınların % 25'i Fiziksel şiddete uğruyor.
 
Şiddete uğrayan kadınların %75'i eşi tarafından şiddete uğruyor.
 
Şiddete uğrayan erkeklerin % 75'i aile dışından gelen şiddete uğruyor.
 
Cinayet sonucu ölen kadınların %40-70 eşi tarafından öldürülüyor.
 
Tecavüze uğrayanların %50 si 18 yaş altında ve bunlardan %10 erkek çocuk gerisi kız çocuktur.
 
Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddete uğruyor.
 
Daha çok 7-9 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğruyor.
 
5-10 yaş arası çocukların %55'i ensest mağdurudur.
 
10-16 yaş arası çocukların %40 ensest mağdurudur.
 
Cinsel saldırganların %75'i tanıdık biridir.
 
Ensest olaylarında faillerin %50'si öz baba ve sırasıyla amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılardır.
 
Acil yardım hattını arayan kadınlardan % 57'si fiziksel şiddete, % 46,9'u cinsel şiddete, % 14,6'sı enseste ve % 8,6'sı tecavüze maruz kalmıştır.
 
1995'te başkent Ankara'daki gecekondularda yaşayan kadınlar arasında yapılan bir araştırma, kadınların % 97'sinin kocalarının saldırısına uğradığını ortaya koymuştur.
 
1996'da orta ve yüksek gelir gruplarında yer alan ailelerle yapılan bir araştırmada, soruların başlangıcında kadınların % 23'ü kocalarının kendilerine karşı şiddet kullandığını söylemiş, fakat belirli şiddet tipleriyle ilgili sorular sorulduğunda bu oran %71'e yükselmiştir.
 
Başka bir araştırma, kadınların % 58'inin yalnızca kocalarından, nişanlılarından, erkek arkadaşlarından ve erkek kardeşlerinden değil, kadın akrabalar da dahil olmak üzere kocalarının ailesinden de aile içi şiddete maruz kaldığını tahmin etmektedir.
 
Bir grup orta ve üst sınıf kadının % 63,5'unun cinsel tacizin bir türüne maruz kaldığı bulgusuna ulaşılmıştır.
 
Bir araştırmaya göre, şiddet sonucu ölen 40 kadından 34'ü evde ölmüş, 20'si asılmış ya da zehirlenmiş, 20'sinde öldürüldüklerine dair kesin belirtiler görülmüş ve 10'u da ölmeden önce aile içi şiddete maruz kalmıştır.
 
Türkiye'nin kuzeybatısında yer alan Bursa şehrindeki halk sağlığı merkezlerinde yapılan bir araştırma, kadınların % 59'unun şiddet kurbanı olduğunu ortaya koymuştur.
 
Mor Çatı'nın 1990 ile 1996 yılları arasında 1.259 kadın arasında yürüttüğü bir araştırma, kadınların % 88,2'sinin bir şiddet ortamında yaşadığını ve % 68'inin kocaları tarafından dövüldüğünü göstermiştir.
 
Ankara'da yapılan başka bir kadın araştırmasına göre, kadınların % 64'ü kocalarından, % 12'si ayrıldıkları kocalarından, % 8'i birlikte yaşadığı erkeklerden ve % 2'si de kocalarının ailesinden şiddet görmektedir. % 60'ı, kocalarının kendilerine tecavüz ettiğini söylemiştir.
 
Türkiye’deki yasal Düzenlemeler
 
Aile içi şiddet ve kadına yönelik şiddet önemli bir hukuki sorundur. Bu sorunu çözmek için uluslararası ve ulusal düzenlemeler yapılmıştır. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ‘un getirdiği yeni düzenlemelerde şiddete yönelik koruyucu ve önleyici tedbirler belirtilmiş; aileyi ve kadını şiddete karşı korumada yeni yasayla önemli adımlar atılmıştır.
 
Anayasa’nın m.10 hükmü, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu, Anayasa m.41 hükmü ise, ailenin Türk toplumunun temeli olduğunu ve eşler arasında eşitliğe dayandığını düzenlemiştir. Ülkemizde, aile içi şiddete ve kadına yönelik şiddete karşı mücadele amacını taşıyan ilk Kanun 4320 sayılı “ Ailenin Korunmasına Dair Kanun  ‘dur . Bu Kanun’un 4. maddesinde şiddetin koruma kapsamı na girenler ve tedbirler düzenlenmiştir. Ülkemizde şiddetle mücadele konusunda yapılan çalışmalarda, baroların, kadın örgütlerinin ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın uzun yıllardır gösterdikleri emek ve mücadelelerin yeri büyüktür15. Uygulamada ortaya çıkan aksaklıklar nedeniyle 26.04.2007 tarih ve 5636 sayılı Kanunla16 4320 sayılı Kanun‘da değişiklik yapılmıştır ve Uygulama Yönetmeliği17 çıkarılmıştır. 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkında Kanun ‘un, 5636 sayı- lı Kanun ile Değiştirilmesi kanımızca18 olumlu olmuştur . 4320 sayılı Kanun’da, şiddetten zarar görenlerin kapsamına eşlerden biri, çocuklar ve aynı çatı altındaki diğer bireyler girerken, 5636 sayılı Kanun‘la Değişiklikten sonra ailenin aynı çatı altında yaşaması zorunluluğu kalkmıştır. 4320 sayılı Kanun ‘a göre şiddet uygulayan kişi, yalnızca kusurlu eş iken, değişiklikten sonra ise diğer aile bireyleri de şiddet uygulayan kişiler olarak kabul edilmiştir. 4320 sayılı Kanun ‘da alkollü ve uyuşturucu herhangi bir madde kullanmış olarak kusurlu eşin ortak konuta gelmemesi ve ortak konutta bu maddeleri kullanmaması şeklinde düzenleme vardı. Değişiklikten sonra ise bu maddeleri kullanan kişiler arasına diğer aile bireyleri de eklendi ve yer olarak sadece ortak konut değil, işyeri de sayıldı. 4320 sayılı Kanun ‘a göre hakim, şiddetten zarar görenlerin yaşam düzeylerini dikkate alarak tedbir nafakasına karar verirdi, değişiklikten sonra ise şiddeti uygulayan eş veya diğer aile bireyi aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan veya katkıda bulunan biriyse, şiddetten zarar görenlerin yaşam düzeylerini dikkate alarak daha önce nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedilebileceği düzenlendi.
 
Aile içi şiddetin önlenmesine ilişkin hükümler, Türk Medeni Kanun‘da da bulunmaktadır. Şiddet davranışı, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklere aykırı davranış niteliğini taşımaktadır. Bu nedenle TMK.m.185 ve devamında düzenlenen bu yükümlülüklerden herhangi birine aykırılık halinde, TMK.m.195 hükmü gereği hakimin müdahalesi istenebilir. TMK. ‘daki bu hükümler, evlilik birliğinin getirdiği yükümlülüğü yerine getirmeyen aile bireyini cezalandırmayı değil, evlilik birliğini, aileyi korumak ve eşlerle çocukların zarar görmesini önleme amacı taşımaktadır. TMK.m.195 hükmüne göre, eşler ayrı ayrı veya birlikte evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, hâkimin müdahalesini isteyebilirler. Hakim, ancak talep varsa evlilik birliğine müdahale edebilir, talep yoksa müdahale edemez. Hâkimin alabileceği önlemler, eşleri yükümlülükleri konusunda uyarma, onları uzlaştırmaya çalışma ve eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteme yönünde olacaktır (TMK. m.195/II). Hakimin alacağı tedbirler, eşlerden birinin evlilik giderlerine katılma yükümlülüğü ile veya ailenin ekonomik geleceğini tehlikeye sokmamaları için alınacak önlemlere ilişkindir. Hâkim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngörülen önlemleri alır (MK.m.195/III). Türk Medeni Kanunu ‘nda çocuğun hem kişiliğinin, hem de mallarının korunmasıyla ilgili tedbirler getirilmiştir. Koruma önlemlerinin alınması için çocuğun menfaatinin tehlikeye düşmesi ve anne ve baba başka bir çare bulamaması veya güçleri yetmemesi gerekir. Medeni Kanun ‘da çocuğun aile yanına yerleştirilmesi ve bu önlemlerden sonuç alınamazsa veya önlemler yetersiz kalırsa velayetin kaldırılması koruma önlemleri düzenlenmiştir (TMK.m.346).
 
Kadına karşı şiddet, sadece Türkiye’de değil tüm dünyada var olan ve sadece bu konu ile ilgili yasal düzenlemeler yapılacak kadar incelikli ve derin..
 
Yaşadığımız coğrafyada her daim söylemekten geri duramadığım şu oldu:”Burada başımıza bir şey gelmesinden değil, başımıza bir şey geldikten sonra başımıza geleceklerden korkar olduk.”
 
“Kadın olma” yaftasının, toplumsal etiketinin gelip üzerimize yapışmasından ürkmediğimiz, sosyal ve ekonomik statümüz ne olursa olsun sırf cinsiyetimizden yaradılışımızdan dolayı zorluklar çekmeyeceğimiz günlerimiz olsun.
 
Kutlamak gelmiyor insanın içinden ama, lafın gelişi;8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz kutlu olsun.. !
 
 
 
Toplam blog
: 5
: 622
Kayıt tarihi
: 04.08.14
 
 

Nazım Hikmet'ten Avukatına... "İyi günlerimde çok eller uzanır ellerime, Resmimi, suratım..