Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ağustos '14

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
641
 

Kadınlar ve erkekler

Kadınlar ve erkekler
 

Kadın ve erkek bir bütünün iki yarımıdır.


Aynada görüntü şu bizim hanım,

Yere ekmek kırıntısı düşmesin!

Komşu, aman dikkat et çocukların

Sehpaları, dolapları çizmesin.

 

 Şahbettin Uluat

 

Belki içinizde gülümseyenler, kahkahayla gülenler olacak ama itiraf etmek isterim ki, ben kadınların erkeklerden anatomik yapı dışında da farklı olduğunu çok geç öğrendim.

Kendimden yola çıkarak biliyorum ki, kadın ya da erkek, pek çok insan da henüz bu farklılıkların farkında değil. Yani kadınsa dünyayı erkeklerin de kadın gibi; erkekse kadınların da dünyayı kadın gibi görüp anladığını zannederek yaşayan çok sayıda insan var.

Bu çarpık bakış açıları onların sık sık boşluğa düşmelerine, karşı cinsten insanların davranışlarını, duruşlarını, fikirlerini anlamamalarına, anlamlandıramamalarına neden olmaktadır.

Bu yanlış bakış açıları pek çok ilişki ve iletişimin düş kırıklığı ile sonuçlanmasına neden olmaktadır.

"Ben o kötü deneyimi unutalı yıllar oluyor, sen hala nasıl da unutmamışsın" diye haykıran erkek aslında tam da bunu söylemektedir.

"Ne anlayışsız insansın, döktüğün giysilerini arkandan toplamaktan bıktım" diye yakınan kadın aslında tam da bunu söylemektedir.

"Yaw, arkadaş kızla bir kere çıktık, ikincide hemen evlenme, düğün rüyaları görmeye başladı" diyen adamla, "evet bana başlangıçta bak sadece arkadaşız demişti ama ben yine de onun niyetini ciddi zannediyordum" diyen kız da tam bunu demektedirler.

Şu an ismini anımsayamadığım İspanyol asıllı kadın bir yazarın romanındaki kadın kahramanın kocasının saçıp döktüğü elbiselerden söz etmesi bizim evde dört oğlumla eşim arasında sık sık yaşanan tartışmaları getirdi aklıma.

Dr. John Gray'in "Erkekler Marstan Kadınlar Venüsten" adlı kitabı bütün dünyada milyonlarca satarken bu bilincin oturmasına önemli katkı sağladı. Pek çok insan hem kendi cinsinin, hem de karşı cinsin önemli ve kalıcı özelliklerini bu kitaptan öğrendi. Kadının ve erkeğin farklı tarzlarda düşünüp yaşadıklarını, farklı şeyleri önemsediklerini, kadınların iyi ve kötü şeyleri unutmadıklarını bu kitap sayesinde fark etti.

Bu kitaptan aldıkları ilhamla pek çok insan kötü giden ilişkilerini düzene sokma şansı elde etti.

Doğal olarak her okur aynı oranda yararlanmamış olsa da genel anlamda kitap okuyup düşünenler için çok yararlı oldu.

Kitabın ve kitap içeriği ile ilgili konulardaki seminerlerin büyük ilgi görmesi yazarın bu alanda "Mars ve Venüs Yatak Odanızda","Mars ve Venüs Flört Ediyor","Mars ve Venüs Sevgiyi Yeniden Buluyor" v.s. adlı başka kitaplar  yazmasına da neden oldu. Tüm bu kitapları alındı, okundu.

Dr. Jonn Gray insanlık tarihinin başlangıcından beri gündemin önemli konularından olan kadın - erkek farklılıkları ve ilişkileri üzerine basit, doğru ama söylenmemiş olanları dile getirince büyük ün kazandı.

Konumuzun bir parça dışında kalsa da aynı yazarın "Annenizin Söyleyemediği Babanızın Bilmediği" adlı kitabı da çocuk ebeveyn ilişkilerindeki karanlık bir noktaya ışık tuttu.

"Beş Sevgi Dili" adlı kitabın yazarı Dr. Gary Chapman'da her ne kadar genel anlamda insanların sevgi dillerinin farklı olduğunu, bireylerin farklı beklentileri olduğunu açıklasa da, kadın ve erkeğin birbirlerinden beklentileri konusunda da ipuçları vererek bu farklılığı bir nebze gündeme taşımıştır.

Bir demet gülü bir yeni arabaya tercih eden kadına araba yerine gül verilmesi gerektiğini bildiren yazar ufkumu genişletmiştir.

"Kadınlar", "Kasabanın En Güzel Kızı" kitaplarının yazarı Charles Bukowski de romanlarında rahat bir dille cinselliği ifade ettiği için kadınlar ve erkekler tarafından okunan bir yazar olmuş, her iki taraftan ciddi anlamda ve bir kısmı çok sert nitelikte, olumlu ve olumsuz eleştiril'er almıştır.

Ona kızanlar da, onu övenler de toplumun genel anlamda kırmızı çizgilerinin ötesinde kalan şeylere değinmesinden yola çıkmışlardır. Bukowski de sonuçta bir şekilde cinsler arasındaki farklardan söz eden bir yazardır.

Kadınlar ve erkekler kendi coğrafyalarında, kendi kültür ortamlarında yaşarken oldukça uç sayılabilecek konumlarda da bulunmaktadırlar.

Üzerlerine geçirmek zorunda oldukları burkaya rağmen Afganistanlı  kadınların toplumda saygın ve rahat bir konumda olduklarını oraları çok iyi bilen uzun yıllar Afganistan'da yaşamış olan dostum Ekber Kutlu'dan öğrenmiştim.

Yakın zamanda okuduğum bir araştırmada da kadınların, baskın rol almadıkları toplumlarda daha rahat olduklarına ilişkin bana ilginç gelen bir araştırma sonucu okumuştum.

Kadınlar da erkekler de ülkelerin, farklı coğrafyaların genel eğilimlerinden doğal olarak etkilenirler. Bir Amerikan kadınının toplum içindeki yeri Pakistanlınınkinden, Orta Doğulununkinin yeri Uzak Doğulununkinden hepsi Baltık ülkelerindekilerden farklıdır. Aynı şey erkekler için de geçerlidir. 

Farklı kültürler, inançlar insan cinselliğine farklı açılardan yaklaşırlar, kadını ve erkeği kendi değerlerine göre konumlandırırlar.

Tabii bu genel farklılıkların yanında bir de özel farklılıklar var. Yani göçmen kökenli bir Amerikan ailesinde kadının ve erkeğin konumları Uzak Doğulu kökene bağlı olarak ya da Arap, Afrikalı olmasına bağlı olarak ortalama standartların çok dışında bir yerde bulunabilir.

Aynı ülkede, bölgede, kültürde komşu iki evde de bakış açıları, anlayışlar birbirine taban tabana zıt olabilir.

Her türlü farklılığa rağmen kadın ya da erkek olmaya bağlı eğilimler, duygular, davranışlar da her kültürde temel benzerliklerini korurlar. Kadın kadınsı hallerini korur, erkek erkeksi hallerini.

Bir ara izlediğim Güney Kore'ye ait televizyon kanalında evliliğe, kadın erkek arkadaşlığına yaklaşımların bizimkilere çok benzediğini görmüştüm. Dedikodunun, çekememezliğin, namus endişesinin oralarda da tıpkı buralardaki gibi yaşanıyor olması bana ilginç gelmişti. Dizi filmdeki olay ortalama bir Anadolu kasabasında yaşananların kopyası gibiydi.

Elbette her zaman, her toplumda etkili olan kültürel yaklaşımlar çocukluktan gençliğe geçen kadınların ve erkeklerin davranışlarının, tercihlerinin oluşmasında etkili olurlar. Kadınlar ve erkekler kendilerini kendi yaşam alanlarındaki koşullara göre konumlandırırlar. Ortalama bir Amerikalı kız çeyiz için dantel yapmaz. Ortalama bir Türk kızı da henüz 17-18 yaşındayken evinden kopup kendi yaşamını kurmak için başka şehirlere gitmez. Bunun düşlerini kurmaz, altyapısını hazırlamaz.

Orta sınıf bir Amerikan ailesinde belli bir yaşa gelmiş olan kızın ya da erkeğin evin bütçesine katkı yapması beklenir, talep edilir. Yoksul bir Türk ailesinde bile böyle şey kolay kolay düşünülmez.

Ülkemizdeki büyük kentlerin refah düzeyi yüksek kesimlerinin kadın, erkek, ilişki, evlilik, birliktelik, namus anlayışları küçük  kentlerden, köylerden, varoşlardan farklıdır ve giderek büyüyen bir hızla farklılaşmaktadır. Bu farklılaşma cep telefonu, internet, uydu yayınları gibi haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıkla her evi, her anlayışı etkilemekte, direnç gösteren eski yaklaşımları zorlamakta, koparıp dağıtmaktadır.

İyi yanları da, kötü yanları da tartışılabilecek değişim ve dönüşümler dünyanın diğer ülkeleri, bölgeleri gibi ülkemizi de etkilemektedir.

Bütün bu gelişmelere rağmen bilinen odur ki, kadının çağlar süren serüveni boyunca erkeklerin bir adım gerisinde durmuş olması her iki cins için de kalıcı bazı değerlerin, sınır taşlarının güç kazanmasına neden olmuştur. Bu durum küçük yaştaki kızların hala ebeveynlerinin kararıyla evlenmelerine, kadını bir tür mal gibi gören insanların eşlerini, boşanmış oldukları eski eşlerini taciz edip öldürmelerine neden olup durmaktadır. Çocuk gelinlerin ya da çocukluk sınırını çoktan geçmiş bulunmasına rağmen evliliği ile ilgili kararı ebeveynleri tarafından verilenlerin bunu kaderin bir cilvesi olarak kabul edip sırtlanmaları sürüp gitmektedir.

Bilinen odur ki insanoğlu kimi konulardan karşı koymaksızın, direnmeksizin kurtulamamıştır. Mücadele vermeden en doğal kimi haklarını bile elde edememiştir. Yüzyıllarca köleliğe mahkûm edilen sırf renklerinden dolayı aşağılanan Amerikalı, Güney Afrikalı insanlar uzun mücadeleler vererek, bedeller ödeyerek her insanın sahip olması gereken doğal haklarını elde etmişlerdir.

Ülkemizde de küçük gelin sıfatıyla satılmaktan, mal gibi gören erkeklerin bıçak darbelerine kurban gitmekten ya da ömür boyu erkek boyunduruğu, baskısı altında yaşamaktan kurtulması gereken taraf olan kızlarımızın yapmaları gereken şey, eğitimleriyle birlikte seslerini yükseltmek, her türlü baskıya karşı çıkıp cesaretle kendilerini savunmaktır.

Kadının eğitimini dini nedenlerle ya da yakın zamanda ülkemizde bir rezalet olarak kendini gösteren kılık kıyafet bahanesi gibi yapay nedenlerle engelleyen anlayışların yanlış ve çarpık olduğunu anlamak için empati yapabilen bir insan olmak, insanca düşünebilmek yeterlidir. Bunun kesinlikle sağcılıkla, solculukla, demokratlıkla, devrimcilikle, dindarlıkla, dinsizlikle bir ilgisi yoktur.

Çok acıdır ki kendilerini aydın, demokrat, ilerici gören pek çok insan toplumun en çok eğitim alması gereken geleceğin anneleri konumundaki genç kızlarımızın öğrenim haklarını yıllarca ve üstelik devlet gücünü kullanarak engellemişlerdir. Erkekler için sorun çıkarmayan bu akıllı (!) kesim, gencecik kızları yaşamlarının en hassas döneminde üniversitelerden atmaktan çekinmemiş, o kızların binlercesine cehennem azapları çektirmiş, bu tavırlarından dolayı da hiçbir zaman utanmamışlardır.

Onların dışarıdan bakarak gördükleri resim anladığım kadarıyla çarpık olduğu için biraz da bu yaklaşıma yönelmişlerdir. Onların gerçekten iyi niyetli bir bölümü, aile baskısıyla, mahalle baskısıyla örtünmek zorunda kalmış genç kızları özgürleştirmek niyetiyle bu zulmün bir parçası olmuşlardır. Oysa gerçekte her yaşam ortamının kendine göre paradigmaları vardır ve onlarla ilgili değerlendirme yapılırken bu durumun da göz önünde tutulması gerekir.

Bu hanımların ve beylerin düşündüğü gibi her genç kız kapalı giysileri baskı altında olduğu için giymemektedir. Çok büyük bir bölümü bunu bir yaşam tarzı olarak seçmiştir ve bu seçime zorla müdahale etmek en az zorla böyle bir seçime zorlanmış olmak kadar yanlıştır.

Yıllarca inançları gereği başını örtmüş olan bir genç kızın üniversite kapısında bu örtüyü çıkarmaya zorlanmasının etkilerini kendisi gibi düşünenlerin yanında Ahmet Kaya gibi karşı sahilde duran ama empati yapabilen insanlar da görmüş ve bu baskıya karşı seslerini yükseltmişlerdir.

Gelecekte benzer dramlar yaşanmaması için; o haksızlığa uğramış kızlarımızı unutmadığımızı ifade etmek için bu anlayış çarpıklığını vurgulamadan geçemedim. Yoksa kesinlikle bu yazıyı yazmaya oturduğumda başörtüsü konusunu dile getirmek gibi bir fikrim yoktu. Her şey yazının doğal akışıyla birlikte gelişti.

Kılık kıyafet demişken bana ilginç gelen bir şeyi de burada sizinle paylaşmak isterim.

Vaktiyle okuduğum yabancı dergilerin birinde dekolte giyimli bir bayanla karşılaşan erkeklere onları dikkatle süzmeleri, onlara çekinmeden bakmaları öneriliyordu. Derginin kendi ülkesindeki bayanlarla görüşerek çıkardığı araştırma sonucu onların zaten erkeklerin dikkatini kendi güzelliklerine çekmek için bu tarz giyimi seçtikleri ve kendilerine bakılınca da mutlu oldukları yönündeydi.

Gençlik zamanımda bunu okuyarak bulunduğum şehirde gereğini yerine getirdiğimde de beklenmedik tepkilerle karşılaştım. Onlara bakmam, onları süzmem kızlarımızın hiç mi hiç hoşlarına gitmemişti.

Bu bana bizimkilerin o yabancıların sahip oldukları bakış açısından çok uzak olduklarını, dekolte kıyafetleri kendi kültürlerini koruyarak bir özenti şeklinde seçtiklerini düşündürmüştü. Kızlar arkadaşlarına ya da başka yerlere bakarak bu kıyafetleri giyiyor ama kendileri de bu giysilerle çok da rahat etmiyorlardı.

Genç bir kız öğrencim yıllar önce morali oldukça bozuk bir şekilde yanıma gelmiş, erkek arkadaşlarının kendisini fazlaca rahatsız ettiğinden yakınmıştı. Güzel ve çekici olan bu kızımızın suçu giydiği kot pantolondu. Ben de onun o çaresiz halini görünce bir süreliğine biraz daha geniş etekli giysi giymesini önermiştim. Yanıtını hiç unutmadım. Büyük bir düş kırıklığıyla yüzüme bakmış, sesini biraz daha yükselterek "ama hocam, bütün arkadaşlarım kot giyiyor" demişti. Haklıydı ve burası sözün bittiği yerdi.

Kadının bilinçlenmesinde, değişiminde, dönüşümünde, özgüven kazanmasında ve özgüvenini güçlendirmesinde sahip olması gereken en önemli şeylerden biri de ekonomik özgürlüğüdür.

Ekonomik özgürlük diğer pek çok değer yargısını, inancı, anlayışı doğal olarak etkiler.

Konu kadınlar ve erkekler olunca yazılacak çok şey var.

İnsanlık ekseninde eşit olan kadın ve erkeğin fiziksel ve ruhsal farklılıklarına bağlı olarak farklı zeminlerde konumlanmış olmaları da başka zarif bir zenginlik.

Farklılıklarıyla ve benzerlikleriyle iyi ki kadınlar da, erkekler de var.

Bir de biz insanlar tek cinsiyetli olsaydık halimiz ne olurdu, düşünsenize! 

 

 06.08.2014

00.17

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 287
Toplam yorum
: 236
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 236
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster