​ Kadınlar ve öğretmek üstüne / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ekim '09

 
Kategori
Eğitim
 

Kadınlar ve öğretmek üstüne

Kadınlar ve öğretmek üstüne
 

Öğretmenlik, annelik kadar özel, ayrıcalıklı, annelik gibi sevgiyle, annelik gibi şefkatle, sabırla, yapılan bir meslek.

Ve öğretmek, gerçekten kutsal bir iş...

Bir süredir, Antalya’nın bir kenar mahallesinde bulunan toplum merkezinde, yetişkinlere okuma- yazma öğretiyorum.

Yıllarca 7-14 yaş grubundaki çocuklara zevkle öğretmenlik yaptıktan sonra, 20 ila 50 yaş üstü insanlara
birşeyler öğretmenin, bu kadar keyif, bu kadar mutluluk ve psikolojik tatmin duygusu verebileceğini doğrusu tahmin etmiyordum.

Sabah grubuna devam eden 8 bayan öğrencim var.
Hiçbirisi okula gitmemiş, gidememiş ya da gönderilmemiş…
Çoğuna demişler ki; ‘’kız kısmı okuyup da ne yapacak, otur oturduğun yerde(!)’’

Bunlardan biri Semra; 21 yaşında, alımlı mı alımlı…
Gözlerimden ayırmadığı gözlerinin içi gülüyor.
Öğrenmeye can atıyor... İstekli,hevesli…
Bir domates serasında aşılama işinde çalışıyor.
İlk gün annesiyle geliyor Semra.
Anne de okuma yazma bilmiyor… Bunu öğrenince, kendisinin de derse devam etmesini söylüyorum.
Tüm ısrarıma rağmen, (çalışmak zorunda olduğu için) kursa devam edemeyeceğini belirtiyor…
Kızını göstererek;‘’Siz benim yerime ona öğretin hocam, ne olur! Okula göndermediniz diye her gün benle çekişiyor’’ diyor…
Semra, oturduğu sıradan annesine, muzipçe gülümsüyor…

Hediye 24 yaşında, tertemiz, güzel, havalı...
Ağabeyinin işlettiği markette kasiyer olarak çalışıyor (!)
Kendi kendine okumayı biraz sökmüş, ama yazmayı bilmiyor.
Hevesli, öğrenmeye aç…Sayfalar dolusu ödev istiyor.
Yaptığı ödevlerine attığım yıldızlar onu çocuklar gibi sevindiriyor…

Deniz 34 yaşında…En büyüğü 18, en küçüğü 5 yaşında olan 4 tane çocuğu var.
‘’Kadının yeri kocasının dizlerinin dibidir, kısmetin çıkınca evleneceksin, okula gidip, sokaklara mı düşeceksin'’
diyen bir babanın çocuğu…(!)
Okuma hevesi içinde kalmış, tüm çocukluğu boyunca okula giden çocuklara hep özenerek, kıskanarak bakmış…
‘’Çocuklarım benim gibi olmayacak, onlar sonuna kadar okuyacak’’diyor.
Ardından,’’Ben öğrenebilecek miyim acaba okumayı-yazmayı?’’ Diye endişeyle bana soruyor…

Hatun 31 yaşında…Onu da okula hiç göndermemişler.
Maalesef, algılaması diğer öğrencilere göre zayıf ama öyle çok çalışıyor ki, öyle azimli ki…
A sesiyle başlayan nesne isimleri sorduğumda ısrarla;’’elma- erik-ekmek’’ demişti de, diğerleriyle beraber katılarak kendine gülmüş, yumruk yaptığı elini defalarca kafasına vurmuştu.
‘’Kafa yok! Kafa yok! Ben okumayı öğrenemeyeceğim galiba’’ derken,o kadar sevimliydi ki…


Türkan 51 yaşında…O zamanlar mahallelerinde okul olmayınca onu da, okula göndermemişler.
‘’Dolmuşların, otobüslerin üstündeki yazıları okuyayım, bir de adımı yazabileyim yeter!’’ diyor.
Ne zaman yanlış yapsa utancından kızarıyor.
Yazdıklarını kontrol için yanına gittiğimde ‘’heyecandan ter bastığını, ellerinin titrediğini'' söylüyor.

Onlara takılıyorum,şakalaşıyorum…Hep beraber gülüyoruz. Zaman zaman hayat üzerine konuşuyorum onlarla…
Yoksunlukları, sıkıntıları, çocukları, kocaları, gelecekten beklentileriyle ilgili söyleşiyoruz…
Bazılarının inanılmaz öyküleri var; hüzün veren, acıtan, gülümseten, komik…

Bir de, serde kadınlık olduğundan galiba, kadın halinden anlıyorlar keratalar; beni sınıfta bir karşılayışları var ki, iltifat iltifat üstüne, pohpoh deseniz o kadar olur...
Onların yanında kendimi öyle önemli, öyle genç, öyle güzel hissediyorum ki

Üstelik, yetişkinlerle ders yapmanın, onlara birşeyler öğretmenin bu kadar zevkli olacağını nereden bilebilirdim ki?

 
Toplam blog
: 247
: 1493
Kayıt tarihi
: 29.01.08
 
 

Antalya ve Akdeniz aşığı bir öğretmenim. Bol bol okurum, blog yazarım, şiir yazarım. Yazdıkça ve ..