Kadınların çok sevişeni; adamların az konuşanı makbuldür!... / İlişkiler / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '13

 
Kategori
İlişkiler
 

Kadınların çok sevişeni; adamların az konuşanı makbuldür!...

Kadınların çok sevişeni; adamların az konuşanı makbuldür!...
 

Çok sevişmek isteyen bir kadının yerine; güzel sevişebilen bir kadını tercih ederim ben.


Evet, evet... Hiç inkar etme. Sen de böyle düşünüyorsun; değil mi? Kadınların çok sevişeni; adamların az konuşanı makbüldür! Bu, sence de öyle değil mi?

Sanki kadını istese, kendisi de her gün sevişebilecekmiş gibi, erkeklerimizin büyük çoğunluğunun fazla sevişgen, söylemeye dilim varmıyor ama; cinsel yönden azgın olan kadınları araması, istemesi sence normal bir durum mudur yoksa aslında kendisinde olmayan bir azgınlığı, kadınlarında araması mıdır erkeğin?

Düşünsenize hele şöyle bir... Her gün sevişmek isteyen bir kadına ya da adama, hangi bünye, hangi can, nasıl dayanabilir ki?

Şimdi ben böyle söyleyince, birileri çıkıp: " Hadi canım! Erkeklerin çoğunun azgın kadınları aradığını da nerden çıkardın? Olsa olsa, bu, senin azgınlığındır! " diyebilir bana; rahatlıkla...

Ama öte yandan, erkek erkeğe yapılan samimi sohbetlerden de, sayısını bilemediğim kadar çok yaşam deneyimimden de görüp, öğrenmişimdir ki; birçok Türk erkeğinin rüyasını, azgın, ateşli kadınlar süsler! Ama bu gerçeği söylemeye herkesin yüreği yetmez; o da ayrı bir tartışma konusudur.

Bu düşüncemi nesnel bir yaklaşımla kanıtlayabilmem çok mümkün olmasa da, Türkiye'nin, google üzerinden yapılan porno içerikli aramalarda, ilk sıralarda olması; bu cinsel açlığın varlığını, o doyumsuz arayışın gerçekliğini bir nebze de olsa, kanıtlayabilir herhalde...

Gelelim " Erkeklerin az konuşması " meselesineee... Yıllar geçtikçe durum daha dengeli, daha akılcı bir çizgiye otursa da, kadınlarımızın çoğunluğu hala, az konuşan erkeklerin makbul olduğu inancında...

Peki bu ne kadar doğru bir düşüncedir? Konuya karşı geliştirilen kişisel yaklaşımlar, birbirinden farklı olsa da, " Az konuşan adamın makbul sayılması ", çok da gerçekçi olmayan bir düşünce biçimidir bence.

Söyleyecek sözü, anlatacak bilgisi, kayda değer yaşam deneyimi, hayat görgüsü olmayan bir adam, tabi ki az konuşur. Konuşmayı sevmediği için susmayı tercih eden bir adamın, bu davranışını makbul saymak, hangi davranış biliminin, hangi konu başlığıyla açıklanabilir ki?

Peki ya az konuşmak, ciddi bir adam, prensipli bir insan olmanın ön şartlarından biri midir acaba? Sizleri bilemem ama... Benim bu soruya verilecek cevabım: Elbette hayır! olacak.

Öyleyse, fazla sevişgen, azgın bir kadın bulduğunda, ona aynı şekilde karşılık vermesi çok da mümkün görünmeyen adamlarla, sırf az konuştuğu için, kelime fakiri adamları, makbul sayanlar, insan davranışlarının doğasına, sosyal yaşamın gerçeklerine ne kadar uygundur, nasıl uyum sağlayabilir acaba?

Ve evet... Aslında, ben de, fazla sevişgen, çok azgın bir kadını yanıbaşımda, yaşamımın tam da içinde görmek isterim elbette. Çünkü cinsellik, hayatımızın en temel belirleyici kavramlarından biridir kesinlikle.

Ancak, duygusal hezeyanım geçip, aklımın rehberliğiyle, yaşam deneyimlerimin öğrettiklerine sırtımı dayadığımda, sabah, akşam sevişmek isteyen, fazla sevişgen hatta çok azgın bir kadın, beni de, tüm erkekleri de ya bıktırır, ya da pes ettirir; ama eninde, ama sonunda bence.

Peki bu toplumda, az konuşan erkeğin daha ciddi, hep susan adamın daha makbul olduğu düşüncesi, hangi farkında olmadığımız bilinçaltı temellerimize dayanır acaba? " Karı gibi konuşma lan! " yaklaşımı, erkeklere mi, kadınlara mı yapılmış bir hakarettir yoksa?

Milliyet Blog'taki ilk günlerimde yazdığım: " Karı gibi gülme lan! " başlıklı yazımda, toplumumuzun bir bölümündeki çok gülen, gülmeyi seven erkelere karşı son derece sakat bulduğum düşünce yapısını da anlatmaya çalışmıştım.

Bir insanın, ne derece makbul olduğunu anlamak için, ne kadar konuştuğundan, güldüğünden çok, yaşama, insanlığa, evrenin varoluşuna ne yoğunlukta ve hangi türden katkı yaptığına bakmak gerekir.

Ergenlik yıllarımda, ben de, fazla sevişgen, çok azgın kadınları hayal etmiş olsam da; 40'ıma merdiven dayadığım şu günlerde, düşünen, hisseden, eli, yüzü düzgün, mümkünse, bi de yanında iyi sevişen! kadınları, daha makbul bulmaktayım. Varlığının, et yığınından farklı, tensel, cinsel heyecanlarının da dışında anlamları olduğunu farketme olgunluğa erişebilmiş kadınları, hayatımın bugünlerinde, çok daha yaratıcı, çekici, seksi, arzulu ve şehvetli bulmaktayım. Ne yalan söyliyim şimdi?

Çünkü fazla sevişgen, çok azgın bir kadın, sevişirken, çok üst düzey bedensel performanslar gösterebilirse bile, akıllı, farkındalık becerisi gelişmiş, empati yapabilen, kendini de, erkekleri de iyi tanıyan bir kadın, azgın bir hemcinsinden çok daha içten, duygusal coşkusu çok daha yüksek, güzel bir sevişmenin, yoğunluğunu, her iki tarafa da birlikte yaşatabilir bence.

E sevişmek de, tek taraflı bir eylem olmadığına göre...

Ben her ne kadar bu konuda böyle düşünsem de... Yaygın toplumsal düşüncelerimizin de farkındayım hala...

Ve kadın - erkek ilişkileri konusunda almamız gereken milyonlarca kilometre yolumuz olsa da... Bugün Toplumumuzda, kadınların çok sevişeniyle, adamların az konuşanı makbul değil mi hala?

Öyleyse, sevişebildiğiniz kadar sevişin hanımlar!... Ve hiç konuşmamacasına, susabildiğiniz kadar susun beyler!...

E asıl dava, ne de olsa,  makbul adamla, makbul kadını olabilmekte, oynayabilmekte; değil mi? Dava, " Desinler Kulübü " nü sonsuza kadar yaşatabilmekte!... Bu, sence de böyle değil mi?

Not: Yazıda kullanılan görsel internetten alınmıştır. 

 
Toplam blog
: 1349
: 1777
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..