- Kategori
- Kişisel Gelişim
Kafam karmakarışık..

Kafamın içi karmakarışık.Ne zaman kafam karışsa,bedenim de enerji kaybına uğrayıp,yorgun düşüyor.Sanırım bedenimiz duygusal acılarımızı ağrıya dönüştürüyor.
Kendimize yalan söylemek imkansızdır,hayal kırıklığını üzüntüyü,korkuyu veya öfkeyi görmezden gelmeye çalışmak boşunadır,çünkü bedenimiz bu duygusal acıları,fiziksel acı olarak dışarı vurmaktan büyük zevk alır.
Günlük hayatımızda,biz henüz nedenini bile tam olarak anlayamamışken,bedenimiz,kendisine saldırıp inciten yaralayıcı sözleri,kırıcı tavırları,sert davranışları dışa vurur.Bedenimiz sürekli şiddete,darbeye maruz kalırsa,yara alır,arzularımıza karşı çıkan ve huzurumuzu bozan bu dış etkenlerden kaçınılmaz olarak etkilenir.
Bu gibi durumlara uygun olarak söylenmiş pek çok deyim vardır,dilimizde: " başımdan aşşağı kaynar sular döküldü"," bacaklarım artık bedenimi taşıyamaz hale geldi ","boğazıma sanki bir şey düğümlendi,konuşamadım "... gibi.
Bazen bu ani heyecanların nedenlerini daha kolay anlayabiliriz:
' Ne zaman siyah bir araba görsem kalbim hızla çarpmaya başlıyor ve kendimi kötü hissediyorum.Bana onu hatırlatıyor,yaptığı bütün kötülükleri.' Veya ' Ne zaman birinde aynı parfümü koklasam başım dönüyor;beni bırakıp gittiğinde hayatımın nasıl altüst olduğunu hatırlıyor,kendimi çok sarsılmış hissediyorum.
Burada nesnelerle,uyandırdığı anılar arasındaki bağ açıkça ortadadır;ancak çoğu zaman bunun farkında olmayabiliriz.Önemsiz gibi görünen bir düşünce,öyle pek de üzücü olmayan bir ortam,açıklanamaz bir şekilde kendimizi kötü hissetmemize neden olur.
Bu duyguları ve tepkileri asla görmezden gelmemeli,daha da önemlisi bunlara özellikle dikkat etmeliyiz.Çünkü bunlar geçmişte,bize neyin acı verdiğini anlamamızı sağladıkları gibi,gelecekte bizi yıpratacak durumları mümkün olduğunca engellememize yardımcı olurlar.
Bir acıyı bilinçaltımızın derinliklerine itip yok saymak,onu yaratan nedenleri ortadan kaldırmayacaktır ve bu nedenler var oldukları sürece mutsuz bir kafa ve hasta bir bedenle yaşamaya devam edeceğiz.
" Bir acıdan kurtulabilmek için onu dolu dolu yaşamak gerekir ". (Proust)
Kendimize yalan söylemek imkansızdır,hayal kırıklığını üzüntüyü,korkuyu veya öfkeyi görmezden gelmeye çalışmak boşunadır,çünkü bedenimiz bu duygusal acıları,fiziksel acı olarak dışarı vurmaktan büyük zevk alır.
Günlük hayatımızda,biz henüz nedenini bile tam olarak anlayamamışken,bedenimiz,kendisine saldırıp inciten yaralayıcı sözleri,kırıcı tavırları,sert davranışları dışa vurur.Bedenimiz sürekli şiddete,darbeye maruz kalırsa,yara alır,arzularımıza karşı çıkan ve huzurumuzu bozan bu dış etkenlerden kaçınılmaz olarak etkilenir.
Bu gibi durumlara uygun olarak söylenmiş pek çok deyim vardır,dilimizde: " başımdan aşşağı kaynar sular döküldü"," bacaklarım artık bedenimi taşıyamaz hale geldi ","boğazıma sanki bir şey düğümlendi,konuşamadım "... gibi.
Bazen bu ani heyecanların nedenlerini daha kolay anlayabiliriz:
' Ne zaman siyah bir araba görsem kalbim hızla çarpmaya başlıyor ve kendimi kötü hissediyorum.Bana onu hatırlatıyor,yaptığı bütün kötülükleri.' Veya ' Ne zaman birinde aynı parfümü koklasam başım dönüyor;beni bırakıp gittiğinde hayatımın nasıl altüst olduğunu hatırlıyor,kendimi çok sarsılmış hissediyorum.
Burada nesnelerle,uyandırdığı anılar arasındaki bağ açıkça ortadadır;ancak çoğu zaman bunun farkında olmayabiliriz.Önemsiz gibi görünen bir düşünce,öyle pek de üzücü olmayan bir ortam,açıklanamaz bir şekilde kendimizi kötü hissetmemize neden olur.
Bu duyguları ve tepkileri asla görmezden gelmemeli,daha da önemlisi bunlara özellikle dikkat etmeliyiz.Çünkü bunlar geçmişte,bize neyin acı verdiğini anlamamızı sağladıkları gibi,gelecekte bizi yıpratacak durumları mümkün olduğunca engellememize yardımcı olurlar.
Bir acıyı bilinçaltımızın derinliklerine itip yok saymak,onu yaratan nedenleri ortadan kaldırmayacaktır ve bu nedenler var oldukları sürece mutsuz bir kafa ve hasta bir bedenle yaşamaya devam edeceğiz.
" Bir acıdan kurtulabilmek için onu dolu dolu yaşamak gerekir ". (Proust)