- Kategori
- Kişisel Gelişim
Mesafe

Dışımızdaki alanı bazen içimizdeki alanın bir devamı olarak algılarız ve onu ya birinin varlığıyla doldurmaya çalışırız ya da kimsenin girmemesi için tüm gücümüzle savunuruz.Ve bu durumda her türlü yaklaşımı bir saldırı olarak görür ve başkalarıyla aramıza bizi yaralayacak ve zor duruma sokacak sözlere ve davranışlara karşı koruyacak bir mesafe koymaya çalışırız.
Bu mesafe her ne kadar güven verici olsa da sınırlayıcıdır, zira kendimizi aşırı geri çekmek, sonunda daha büyük bir sıkıntı yaşamamıza neden olabilir. 'Her zaman başkalarıyla arama mesafe koyma ihtiyacı duyuyorum beni ne eleştirsinler ne de herhangi bir şeyden dolayı tebrik etsinler istiyorum.Beni rahat bıraksınlar istiyorum ama aynı zamanda kimsenin benimle ilgilenmemesine tahammül edemiyorum. Anlayacağınız ne öyle ne de böyle!'
Başkalarıyla olan ilişkilerimizde doğru tutum, kolayca aşırıya kaçabilecek iki eğilim arasındaki o ince ayrımda yatmaktadır.Her ne kadar kendimizi savunmayı bilmek gerekse de, sürekli savunmada da olmamak gerekir.Kendimizi unutacak boyuta vardırmadan da başkalarının neler hissettiğiyle ilgilenebilir, onların emrine amade olmadan da yardımcı olmaya çalışabiliriz.Aynı şekilde vermemiz gerektiğinde çok fazla vermemeyi, isterken de çok fazla istememeyi bilmemiz gerekir.
Başkalarıyla aramızda bu kurulması çok zor denge, kendi iç dengemizi oluşturan şeylerin sonucundan başka bir şey değildir.Aynı şekilde sürekli kendi dışımızda dayanak aramak da içimizdeki dayanakların yokluğundan kaynaklanmaktadır.Belki de, aşırılıklara kaçmamak ve kendimizi hasta etmemek için, başkalarından beklediğimiz güveni kendi içimizde bulmaya çalışmalı ve dengeli ilişkiler beklentisi içerisine girmeden önce kendi iç dengemizi tam olarak oturtabilmeliyiz.
Böylece fiziki bir dinginliğe de kavuşmuş oluruz.Fiziki bir dinginlik hissi de, dış dünyaya açık olmamızı sağladığından, o ana kadar düşüncelerimize yabancı gelen yeni fikirlerin ortaya çıkmasını mümkün kılar.Artık birilerine karşı araya mesafe koyma arzusuyla veya sahip olduklarımızı kaybetme korkusuyla sürekli savunmada ve diken üstünde değilizdir.Bir gün artık her şeyi olduğu gibi görmeye başladığımızda, bazı şeylerin gerçekte hiç de bizim düşündüğümüz gibi olmadığını anlar, öfke krizleri yaşamaktan kurtuluruz.Başkalarının yaptıklarını veya söylediklerini kendimize göre yorumlamaktan vazgeçer, yanlış anlamlar yüklediğimiz sözlerden ve davranışlardan dolayı kendi kendimize acı çekmekten kurtulmuş oluruz.
Bu mesafe her ne kadar güven verici olsa da sınırlayıcıdır, zira kendimizi aşırı geri çekmek, sonunda daha büyük bir sıkıntı yaşamamıza neden olabilir. 'Her zaman başkalarıyla arama mesafe koyma ihtiyacı duyuyorum beni ne eleştirsinler ne de herhangi bir şeyden dolayı tebrik etsinler istiyorum.Beni rahat bıraksınlar istiyorum ama aynı zamanda kimsenin benimle ilgilenmemesine tahammül edemiyorum. Anlayacağınız ne öyle ne de böyle!'
Başkalarıyla olan ilişkilerimizde doğru tutum, kolayca aşırıya kaçabilecek iki eğilim arasındaki o ince ayrımda yatmaktadır.Her ne kadar kendimizi savunmayı bilmek gerekse de, sürekli savunmada da olmamak gerekir.Kendimizi unutacak boyuta vardırmadan da başkalarının neler hissettiğiyle ilgilenebilir, onların emrine amade olmadan da yardımcı olmaya çalışabiliriz.Aynı şekilde vermemiz gerektiğinde çok fazla vermemeyi, isterken de çok fazla istememeyi bilmemiz gerekir.
Başkalarıyla aramızda bu kurulması çok zor denge, kendi iç dengemizi oluşturan şeylerin sonucundan başka bir şey değildir.Aynı şekilde sürekli kendi dışımızda dayanak aramak da içimizdeki dayanakların yokluğundan kaynaklanmaktadır.Belki de, aşırılıklara kaçmamak ve kendimizi hasta etmemek için, başkalarından beklediğimiz güveni kendi içimizde bulmaya çalışmalı ve dengeli ilişkiler beklentisi içerisine girmeden önce kendi iç dengemizi tam olarak oturtabilmeliyiz.
Böylece fiziki bir dinginliğe de kavuşmuş oluruz.Fiziki bir dinginlik hissi de, dış dünyaya açık olmamızı sağladığından, o ana kadar düşüncelerimize yabancı gelen yeni fikirlerin ortaya çıkmasını mümkün kılar.Artık birilerine karşı araya mesafe koyma arzusuyla veya sahip olduklarımızı kaybetme korkusuyla sürekli savunmada ve diken üstünde değilizdir.Bir gün artık her şeyi olduğu gibi görmeye başladığımızda, bazı şeylerin gerçekte hiç de bizim düşündüğümüz gibi olmadığını anlar, öfke krizleri yaşamaktan kurtuluruz.Başkalarının yaptıklarını veya söylediklerini kendimize göre yorumlamaktan vazgeçer, yanlış anlamlar yüklediğimiz sözlerden ve davranışlardan dolayı kendi kendimize acı çekmekten kurtulmuş oluruz.